ABD’liler, Ankara’yı bize şikayet etti!

  • Washington’daki ikinci günümüzde iki önemli duraktan ilkindeyiz: Kongre Binası… Genel kurul salonunun duvarındaki kanun yapıcılar arasında Kanuni Sultan Süleyman’ın portresini görmek sevindirici.
  • Türk exchange gazeteciler olarak Dışişleri’nin kapısına dayandığımızda iri yapılı iki güvenlik görevlisi kırmızı halı sermeye başlıyor. “BM havası” verilmiş girişte, Beşiktaş forması görünümündeki Condi el sallıyor bize…
  • Bizi konuk eden Doug Silliman, ABD makamlarına PKK’nın terör örgütü olduğunu rapor eden ilk kişi olduğunu söylüyor. Silliman’la, Tayyip Erdoğan’ın ABD ziyaretinden hemen sonra konuşmak oldukça önemli…
  • Silliman, Türkiye’de asker, başbakan, dışişleri bakanı ve meclis başkanının, ABD’ye yönelik ciddi ithamları kamuoyu ile paylaşmalarından rahatsızlıklarını belirtiyor ve “Keşke önce bizim kulağımıza fısıldasalar” diyor.
  • Kuzey Irak’ta PKK’ya müdahale edilmemesi konusunda Silliman “PKK, bizim için de kaygı oluşturuyor. Irak’ta sıkıntımız var. Bütün gücümüzü isyancıları bastırmak için kullanıyoruz” diyor.
  • Silliman’a göre, İstanbul medyasında yer alan, tsunami felaketinin ABD’nin işi olduğuna ilişkin komplo teorisine takılıp kalan Washington, KKTC için kimsenin yapmadığını yaptı, ancak tanımayı asla düşünmüyor.

Sabah yine yürüyerek World Learning Delphi International Program’ın ofisine gidiyoruz. Burada bizim için bir araya gelmiş 3 isim var. Adalet Bakanlığı Bilgi Edinme Özgürlüğü Bürosu sorumlusu Richard Huff, Özgürlük Forumu Medya Danışmanı Gene Matter ile medya avukatı Robert Becker…
Bin 500 günlük gazete, bin 600 televizyon kanalı ve 13 bin radyo istasyonunun bulunduğu Amerika, dünyanın halen yürürlükteki en eski anayasasına ve en özgür basına sahip olmakla övünüyor. 1787 yılında anayasanın 1. maddesinde yapılan değişiklikle basın özgürlüğünün önündeki tüm engellerin kaldırıldığını söylüyor medya hukukçuları. Kongrenin de asla basın özgürlüğünü kısıtlayıcı yasa çıkaramayacağını ifade ediyorlar.
Ama böyle dediklerine bakmayın… Bizim basın neyse, onlarınki de aynı. Sansürün ille de yasa maddesiyle yasaklanması gerekmiyor elbette. Gerek ulusal çıkarlar, gerekse siyasi görüşlerin çakışması, ister istemez medyaya taraflılık ve sansür getiriyor.
Amerikalılar’a çuvaldızı batırdıktan sonra, kendimize de bir iğne batırsak fena olmaz hani. Bizim anayasamızda da “Basın hürdür sansür edilemez” yazıyor ama, başka yasalarda bu hükmün yok sayıldığına defalarca tanık oluyorsunuz.
Amerikan basınında dikkat çeken önemli bir unsur, herhangi bir yayından ötürü tepki gören gazete ya da televizyonun cezasını halk kesiyor. Gazetenin tirajı, televizyonun da izlenme oranı anında düşüyor.
Bilginin serbest dolaşımını düzenleyen yasa kapsamında yılda 4 milyon başvuru geliyormuş. Başvuranlardan yüzde 92’si istediği yanıtın tümünü, yüzde 5’i bir kısmını alıyormuş. Yüzde 3’üne ise ulusal güvenlik gerekçesiyle yanıt verilmiyormuş.
Bilgi edinme de ücretli elbette… İçeriğine göre fatura çıkarılıyormuş bilgi isteyene. Ancak gazeteciler ücret ödemiyormuş.
Hadi artık çıkalım buradan
Bu bölüm sıktı sizi değil mi. Doğrusunu isterseniz bizi de… Biz 40 kişiyiz, birbirimizi biliriz… Hele, öğleden sonranın ilk ziyaretinde Reuters Haber Ajansı’nın televizyon haberleri editörü İngiliz Victor Antonie’nin anlatacakları, bu görüşümüzü destekleyecek nitelikte…
En büyük sıkıntılarının “spin”, yani yönlendirme olduğunu belirten Antonie, doğru bilgiye ulaşmak için çektiği güçlükleri anlatırken yabancılık çekmiyoruz.
Öğle öncesi ikinci ziyaretimizi ABD Kongre Binası’na (U.S. Capitol Buillding) yapıyoruz. Dışarıdan görkemine hayran olunan binanın içi de müze gibi. Girişteki ana koridor sağlı sollu Amerika tarihine damgasını vurmuş kişilerin heykelleriyle donatılmış.
Doğruca kongre binasının “House Radio-TV Gallery” diye adlandırılan ve basın toplantılarının yapıldığı odasına götürülüyoruz.
Kongrenin medya servisindeki bir görevli ile bir muhabir oradaki işleyişi anlatıyor. Çok şaşırmıyoruz. TBMM’de uygulanan sistemin benzeri. Genel kurul salonunda tek bir şirket tarafından çekilen ve havuz sistemiyle çalıştırılan bir sistem var. İsteyen istediği görüntüyü buradan sağlıyor. Bu organizasyonu da kameramanların bağlı bulunduğu sendika yürütüyor.
Televizyonlardan izlemişsinizdir, Kongre Binası’nda yapılan herhangi bir basın toplantısını… Arkada görünen kitaplık var ya, içindeki kitapların hepsi süs…
Ama bu demek değil, adamlar kitabı sadece süs olarak kullanıyor. Yazının sonraki bölümlerinde göreceksiniz, sizlere kitap marketlerinden görüntü getirdim…
Ve Kongre Binası’nda, bizden birinin adını ve portresini görmek sevindiriyor beni. Genel kurul salonunun duvarlarında, tarihteki kanun yapıcıların portreleri bulunuyor. Onlardan biri de Kanuni Sultan Süleyman…
Kırmızı halıyla karşılandık!
Öğleden sonra Reuters’a kısa ziyaretin ardından, ekipteki herkesin merakla beklediği iki duraktan ilkine gidiyoruz.
Dünyada pek çok ülkenin gözü ve kulağını diktiği, en başında bulunan kişinin ağzına baktığı U.S. Department Of State (Dışişleri Bakanlığı) önündeyiz. Ana giriş kapısında bir hareketlilik var. Siyah güvenlik görevlilerinden ikisi, iki ucundan tuttukları kırmızı halıyı merdivenlere doğru yaymaya çalışıyor.
Gözlerim yaşardı gösterilen ilgiden. Yukarı çıkınca Condi’ye (Condoleezza Rice) söyleyeyim de, bir daha ki sefere yapmasın böyle şeyler…
Diye düşünürken, halının bize değil, Honolulu’nun dışişleri bakanı için serildiğini görmemiz gecikmedi.
Biz, ABD’nin temasta olduğu bütün ülkelerin bayrakları bulunan, olağanüstü güvenlik önlemi alınmış binanın giriş holünde, içeride eskortluk yapacak görevliyi beklerken, koridorun başında Condi görünüyor.
Beyaz elbisesinin içinde, Beşiktaş forması gibi… Nereden geldiğini anlayamadığım bir ses yükseldi “Condi” diye, Dışişleri Bakanı bize doğru el sallayarak, konuğu karşılamak üzere dışarıya çıktı. Tam o sırada makineme sarıldım bir kare fotoğrafını çekeyim diye, güvenlik görevlileri de benim elime… Az kalsın fotoğraf makinesini bırakacaktık orada.
Amerikan Dışişleri Bakanlığı binasına “BM havası” veren bayrakların bulunduğu bölüme doğru sadece bir kare fotoğraf çekebildim, hepsi o kadar…
Vallahi kusura bakmayın, size buralardan bir iki kare fotoğraf göstereceğim diye FBI’ın, CIA’nin ve bilumum şerifin ağız kokusunu çekemem yaban ellerde… O yüzden makine çantaya, fermuarını da sıkı sıkı kapatalım ki, ne olur ne olmaz…
Derin konular bunlar
Bizimle konuşacak kişi Doug Silliman… Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın Amerika-Türkiye İlişkileri ve Güney Avrupa Danışmanı olan Silliman’la, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ABD ziyaretinden sonra konuşmak oldukça önemli…
İki ülkenin uzlaştığı konuların, karşıt olduklarından daha kapsamlı olduğunun ortaya çıktığını söylüyor Silliman… Erdoğan beraberinde Washington’a önemli isimler getirmiş, onlar da memnun olmuş…
Son ziyarette pek çok konuda aynı düşüncede olunduğunu gördüklerini, AKP’nin bazı söylemlerinden rahatsızlıklarını ilettiklerini anlatıyor. Silliman, bu rahatsızlıkların ziyaret sonunda tatlıya bağlandığına da vurgu yapıyor.
Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne daha cazip görünmesi için alınması gereken önlemleri de konuştuklarını söyleyen Silliman, diğer konuları da şöyle sıralıyor:
“17 Aralık’taki Avrupa Konseyi toplantısından sonra Türk milliyetçiliğinin iyice şaha kalktığını sezinliyoruz. Özellikle Diyanet’in Hıristiyanlıkla ilgili ifadeleri göze çarptı. Bu bizde kaygı yarattı. Bir takım söylemler Türkiye’nin laik geçmişiyle çelişki yarattı. 3 Ekim müzakerelerinde Türk yetkililerin bu konuda hassas olmalarını bekliyoruz.
Suriye konusundaki anlaşmazlığı abartmak istemiyoruz. Bizim görüşümüz, Suriye dünyanın gidişine göre ters adım atıyor. Lübnan’a fazla burnunu sokuyor. Ortadoğu’da Hamas, İslami Cihad, Halkın Kurtuluşu gibi terörist örgütleri desteklemektedir. Bush yönetiminin politikası Suriye’yi izole etmektir. Bu politika destek de gördü. Suriye, bu davranışların bedeli olduğunu anlamalı.”
“Umudumuzu tazeledik”
Türkiye’nin Suriye’ye 800 kilometre sınırı olduğunu, ancak ilişkilerinin de iyi olmadığını bildiklerini, Orgeneral Başbuğ’un da problem olduğunu kabul ettiğini anımsatıyor Silliman ve “Türk Hükümeti’nin Suriye konusunda bizi anladığını biliyoruz” diyor. Ancak, yöntem farklılıkları bulunduğuna vurgu yapıyor.
Silliman, Türkiye’de asker, başbakan, dışişleri bakanı ve meclis başkanının, Irak’la ilgili ciddi ithamları kamuoyu ile paylaştıklarını, oysa müttefik olarak önce kendilerinin kulağına fısıldamaları gerektiğini belirterek, “Biz sayın başbakana bunu da ilettik. Ama bütün bunlar geçmişte kaldı. 8 ay geçti. Son birkaç aydır bu tip söylemlerde bulunulmadı. Bu noktadan itibaren ilişkilerin gelişebileceği umudunu tazeledik” diyor.
Silliman, Türklerin Amerika’yı, Amerikalıların Türkiye’yi izlediğinden fazla izlediği kanaatinde. Amerikan aleyhtarlığının tamamen basına maledileceğini düşünmediklerini söyleyen Silliman, şöyle devam ediyor:
“Washington’dan gördüğümüz şu ki, basında tepki oluşmaya başladı. Örneğin Güney Asya’daki tsunami felaketiyle ilgili… Bu felaketin Amerika’nın işi olduğu öne sürülen komplo teorisi. Böyle şeyleri hükümetin de desteklemesi burada dikkat çekiyor.”
“Tanımaya niyetimiz yok”
NTV’den Uğur Şevkat, Kuzey Irak’ta PKK varlığına yönelik Amerika’nın harekete geçmemesi ve Kıbrıs konusunda Türkiye’nin duyarlılıklarına vurgu yapınca Silliman “Evet haklısınız” diyor. “PKK, bizim için de kaygı oluşturuyor. ABD’ye göre PKK terör örgütüdür. 90’lı yıllarda PKK’nın terör örgütü olduğunu bizzat ben rapor ettim. Irak’ta sıkıntımız var. Bütün gücümüzü isyancıları bastırmak için kullanıyoruz.”
PKK ile ilgili içerik veremeyeceğini söyleyen Silliman, Kıbrıs konusunda da kimsenin yapmadığını yaptıklarını belirtiyor:
“Fon bulduk, yardım programı uygulamaya başladık. Diğer alternatifleri de değerlendiriyoruz. Ama Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımaya hiç niyetimiz yok.”
Aslında Silliman’ın görüşleri ABD Hükümeti’nin görüşleri demek. Çünkü özgeçmişine baktığınızda, 1984 yılında girdiği dışişlerinin önemli stratejistlerinden biri olduğunu görüyorsunuz.
Ve tsunami ile ilgili komplo teorisi başka bir toplantıda da gündeme gelince anlıyorsunuz ki, Washington buna fena halde takılmış!

Ayrıca bakınız:

 

Yoruma kapalıdır