E.K. – “Türkiye’nin yıllık floş ihtiyacı yaklaşık altı bin ton olmasına rağmen bunun çok az bir kısmı Türkiye’de üretiliyordu. İthal edilen suni ipek ipliği çok daha kaliteli olduğu için esnaf ithal olanı tercih ediyordu. İthal suni ipek, diğer adıyla ‘floş’, piyasada ‘yok’ satıyordu. Floş bu denli vazgeçilmez olunca, bir kısım tüccar giderek daha iyi para kazanıyor, ne kadar süreceği belli olmayan bu fırsatı değerlendirmek için de çeşitli yolları deniyordu.”

Ş.I. – “Yıl 1974… Üst seviyedeki işadamı Mehmet Arda, daha önce izinli olarak floş getirip satan Halil Solaklar’la anlaşarak izin almadan, yurt dışından gizlice floş getirmeyi planlar. Ünlü bir İtalyan işadamı aracılığıyla Avrupa’nın birkaç fabrikasından sağlanan 1 milyon sif değerindeki floşlar, Pelka adlı gemiye yüklenir. Merkez Bankası Bursa Şubesi’nce düzenlenmiş gibi sahte konşimento hazırlanır. Pelka, Gemlik Limanı’na yanaşır. 15 milyon tutarındaki gümrük resminin ödenmesi halinde floşlar Bursa’ya götürülebilecektir.”

E.K. – “Tekstilciler arasında ‘floş paylaşım’ savaşı gündeme geliyordu. Daha fazla floş alabilmek için şişirme raporlar düzenliyor, yanlış beyanlarda bulunuyorlardı. Kimileri daha fazla iplik alabilmek için hurda tezgâhları satın alıp bunları üretimde kullanıyormuş gibi gösteriyordu. Gerçek ihtiyaç sahibini belirlemek için geriye tek denetim yolu kalıyordu, bir yıl önceki floş tüketim miktarına göre ithalat lisansı vermek.”

Ş.I. – “Mehmet Arda’nın floş getirdiğini öğrenen şirketler ve tüccarlar, alacakları ipliğin bedeline mahsuben bir kısım parayı Ziraat Bankası Şubesi’ne yatırırlar. Banka topladığı 15 milyon TL’yi Gemlik Gümrük İdaresi’ne yollar. İplikler kamyonlarla Bursa’ya yollanır. Gecenin geç saatinde telaşla boşaltıldığını gören bir gazeteci, kaçakçılıktan şüphelenerek emniyet müdürüne ihbar eder. Polisler işe el koyar.”

E.K. – “Açıkgöz tekstilciler bu konuda da (ithalat lisansı) fırsatları kullanmakta gecikmediler. Bu kez floş ithalat lisansları, tüccar arasında, taşıdığı miktara bağlı olarak 50-100 bin dolar arasında ticari bir mal gibi satılmaya başlandı. Artık floş ticareti yerine lisans ticareti başlamış, kısa sürede lisans zenginleri türemişti. 2 dolarlık ürüne 1 dolarlık fatura alıp gümrük vergisinden de kaçırıyorlar, ayrıca miktar avantajından da yararlanarak iki katı floş getiriyorlardı. Bu zincirin halkalarını oluşturanlar ise Ticaret ve Sanayi Odası’nda konu gündeme getirildiğinde ‘Vay namussuzlar!’ korosuna katılmaktan da geri durmuyorlardı.”

Ş.I. – “Malların gemiden gümrüğe geçişini sağlayan belgedeki imza taklit edilmişti. Cumhuriyet Savcılığı, baskılara ve çirkin yollara başvurulmasına rağmen davayı kaçakçılık olarak açtı. Bu davaya başkanı olduğum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde baktık. Sonuçta Mehmet Arda ve Halil Solaklar, kaçakçılık suçundan hapis ve para cezasına hüküm giydiler. Karar Yargıtay’ca da onandı. Solaklar cezasını çekti. Arda hapisten kaçırıldı. Zaman aşımı sonunda Türkiye’ye döndü. Para cezası için, oteli ve fabrikası Hazine tarafından satıldı.”

* * *
E.K. – Ergun Kağıtçıbaşı’nın Anıları, Dibace’nin Ertesi Günü… (Anıları ve Bursa tarihini hoş bir kurguyla harmanlayan Sevinç Baysal’ı kutlarım.)
Ş.I. – M. Şemseddin Işık – Bir Hakimin Anı Defteri – İstanbul 2008, Bin adet basılan bağış kitap…

Ayrıca bakınız:

Benzer Konular:

Yorumlayın