Art niyet yok biliyorum ama çok basit bir eğlence organizasyonunda bile etnik kimlikten bahsetmenin anlamsızlığını ve hatta yanlışlığını vurgulamadan geçemeyeceğim.
Bursa Artvin Platformu, 19-20 Haziran tarihlerinde 300 bin kişiyi Demirtaş Çim Kayağı Tesisleri’nde bir araya getirmeyi amaçlayan “Yeşil Bursa’mızda Büyük Buluşma” sloganlı eğlence düzenlemiş… Platform temsilcileri bir basın toplantısıyla programı açıkladılar dün…
Platform sözcüsü, Artvin ve Kafkas Dernekleri Federasyonu (ART-KAF) Başkanı Suat Özkan, etkinliğe herkesi davet ederken “Etnik kimliği ne olursa olsun, Lazıyla, Çerkeziyle…” diyerek, son yıllarda zaten çok hassas olan, emperyalizmin kanattığı etnik yaralara dokunmasaydı keşke…
İyi niyetli bir çağrıda bile etnik kimliklerin sayılması, bana göre ulusumuzu ayrıştıran duvara bir tuğla daha koyuyor. “Lazıyla, Kürdüyle, Çekeziyle hepimiz etle tırnak gibiyiz” şeklindeki söylemlerle bütünlüğü koruyup, kardeşliği, barışı güçlendireceğiz derken, daha çok ayrılık tohumları ekiyoruz farkında olmadan…
Çok çeşitli etkilerle ne yazık ki bazı unsurlar “şeytan tırnağı”na dönüşmüş olsa da, tek çare kesip atmak değil…
Şahsen benim parmaklarımda da zaman zaman çıkar şeytan tırnağı… Stresli olduğum anlarda oynarım sürekli… Koparmaya çalışırım, koparamam… Canımı acıtmaya başladığında üstüne bastırırım yapışsın diye… Bastırır bırakırım…
Unutursam, yapışır!
Kaşımazsak, yapışır!
Unutmadığım zamanlarda, yeniden oynar ve koparırım… Kanar durur… Koparılan şeytan tırnağının kökünden akan kanı durdurmak da zordur. Duruncaya kadar bütün dikkatinizi, enerjinizi alır… Hayattan koparır sizi!
* * *
Bilmem anlatabildim mi?
O nedenle, ne olur saymayın etnik kimlikleri… Elbette herkes kültürünü, gelenek ve göreneklerini yaşayacak, tanıtacak ama ne olur, sadece ve sadece insani kimliği ön plana çıkarın…
N’olur!
* * *
Benim barutum tükendi… Yazının bundan sonrasını, konuyla ilintili alıntıyla getirmekte sakınca yoktur umarım.
Alıntı, Lübnanlı yazar Amin Maalouf’un, “Çivisi Çıkmış Dünya” adlı kitabından…
“Kendilerini kültürel açıdan yok edilme ya da siyasal açıdan marjinalleştirilme tehdidi altında hisseden halklar, kaçınılmaz olarak, onları direnişe ve şiddetli çatışmaya çağıranlara kulak verirler.”
“Her toplum için ve bir bütün halinde bütün insanlık için, azınlıkların yazgısı herhangi bir konu değildir; kadınların yazgısıyla birlikte, manevi ilerlemenin ya da gerilemenin en kesin belirtilerinden biridir. İnsanlar arasındaki çeşitliliğe günbegün daha çok saygı gösterildiği, her insanın seçtiği dilde kendini ifade edebildiği, inançlarının gereklerini huzur içinde yerine getirebildiği ve yetkililer ya da halk tarafından düşmanlıkla karşılaşmadan, yerilmeden serinkanlılıkla kökenlerini üstlenebildiği bir dünya, ilerleyen, gelişen, yükselen bir dünyadır.”