“Toplumsal cinsiyet” kavramını sosyolojik açıdan ele aldığımızda en çok ne tartışılır? Erkekten çok kadın elbette.. Kadın hep ikincildir, ezilendir, sömürülendir çünkü! Uludağ Üniversitesi Sosyoloji Topluluğu’nun 19-21 Aralık tarihleri arasında düzenlediği 5. Sosyoloji Sempozyumu’nun konu başlığı “Söylem ve Toplumsal Cinsiyet” olunca, bildirilerin hemen hepsinde kadın ön plana çıktı.
Çok istememe karşın sempozyumu izleyemedim. UÜ Sosyoloji Topluluğu Başkanı Demir Ali Üven’e ulaştım, kısa notlar iletti. Aktaralım..
* * *
İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr. Berrin Oktay Yılmaz’a göre kadınlar, ancak ücretli işlerde çalıştıkları takdirde ya da eşlerinden dolayı sosyal vatandaşlığın bir parçası haline geliyorlar. Kadınların ev içindeki ücretsiz işgüçleri ve bakım emeği görünür değil ve sosyal vatandaşlığın kavramına girmiyorlar.
Uludağ Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyelerinden Yard. Doç. Dr. Gökhan Yavuz Demir’in ise çok çarpıcı soruları var:
“Mitolojiden, masallardan ve modern edebiyattan günümüze aktarılan kadın imajı sanıldığı kadar masum mudur? Kadından beklentileri ‘iyi bir kadın olmanın’ şartlarını ve kadınlık vazifelerini erkeğin hak olarak içselleştirmesinde hikayelerin hiç mi rolü yoktur? Geleneksel kadın imajı modern hayatla yerle yeksan olurken erkeğe tek çare olarak şiddet mi düşüyor? Şiddete meyilli erkekler gerçekten eğitimsiz, mesleksiz ve başarısız mıdır?”
Avukat Eray Karınca ise kadına yönelik şiddetin önlenmesinin sadece bir asayiş sorunu olmadığına vurgu yapıyor ve ekliyor:
“Nitekim en yakıcı sorun olan şiddet mağduru kadını, olayın sıcağı sıcağına ve devamında bilgilendirip gerekli önlemleri almak için rehberlik edecek kişi sosyal çalışmacı olmadığından, iş yine karakoldaki polise kaldı. Anlaşılmaz biçimde tedbir kararına uymamak suç olmaktan çıkarıldı ve hakimin elinde, tedbire aykırılık halinde hapisten başka seçenek bırakılmadı. İtiraz kurumu da sanki mahkemeler arasında astlık üstlük ilişkisi var sanısını uyandıracak şekilde düzenlenerek hakimler arasında gereksiz rekabete yol açılmasına fırsat tanıdı.”
* * *
Üç günlük sempozyumun ancak özetinin özetini aktarabiliyoruz bu alanda.. Nihayetinde sosyologlar, lisans ve yüksek lisans öğrencileri, akademisyenler, gazeteci ve hukukçular üç gün boyunca kadın- erkek ayrımcılığı, feminizm, eşit yurttaşlık hakları, eşcinsellik korkusu (homofobi), kadın ve erkek arasına kesin çizgiler koyarak iki cinsiyeti birbirine yabancılaştırma (heteronormativite) gibi konuları enine boyuna tartıştı.
Sonuçlar, cinsiyet ayrımcılığının olmadığı, herkesin hakkını eşit olarak kullanabildiği daha modern yarınlara ışık tutacaktır.
—DÖRT DÖRTLÜK—
Tanrı insan yarattı
Ha erkek olmuşsun ha kadın
Yoksa eşitliğe itikadın
Boyun devrilsin, batsın adın