Cumartesi günü çocukları SBS için ter dökerken veliler okul bahçe duvarının dışında gölgelere çekilmiş kendi aralarında değerlendirmeler yapıyordu. Kimi bir köşede Kuran okuyor, kimi ise hiç kimseyle konuşmadan sessizce bekliyordu.
Adeta heyecandan dudaklarını yiyen, stresin yarattığı mide özsuyu salgısından ötürü yutkunup duran bir babanın dünyasına girmeye çalıştım. Konuşmak istemiyor, muhabbet açma girişimlerimi kısa yanıtlarla engelliyordu. Sonunda açıldı. Kendisi için de iyi oldu aslında, bir süre sonra dikkatimi çekti, midesinden kaynaklanan yutkunması azalmıştı.
Anlattı..
Anlatırken gözleri doldu..
İşçi bir babanın, okuma yazması olmayan ev kadını bir annenin 3 çocuğundan biriydi. 1979 yılında ortaokul son sınıftaydı. Bursa Demirtaşpaşa Endüstri Meslek Lisesi’nde Devlet Parasız Yatılı sınavına girmişti o yıl. Sınavın olduğu gün okulda sağ-sol çatışması çıkmış ve çok korkmuştu. Başarılı bir öğrenci olmasına karşın korkudan sınavı kazanamamış, dolayısıyla parasız yatılı okuma olanağı yakalayamamıştı.
Okuyan ne oluyordu ki?
Okuyup da anarşist mi olacaktı?
Öyleydi mantık o zamanlar yaşadığı çevrede..
Okumayıp, çalışmayı tercih etmişti. İleride okumamanın sıkıntısını çok yaşayacak, pek çok kereler kendini ezik hissedecekti. Ancak bu açığı kapatmalıydı.
Kapatmıştı da..
Sonra yuva kurdu, bir oğlu oldu. Her şeyi O idi artık. Eğitim eksikliğinin acısını çıkarırcasına oğluna yüklendi. Kısıtlı olanaklarını sonuna kadar kullanıp ana sınıfından itibaren özel okula yazdırmıştı oğlunu..
Yıllar akıp gitmiş ve oğlu, hayatının ilk ciddi sınavını o anda veriyordu. Oğlu içerde geleceğini belirleyecek soruları çözmeye çalışırken, adeta oğlunun antrenörü, yaşam koçu olan eşiyle birlikte kendisi de dışarıda bekliyordu.
Kadınlar erkekler gibi değildi, hemen birileriyle konuşabiliyor, gerekirse ağlayabiliyor ve rahatlıyordu. Ama kendisi ne konuşabiliyor, ne de ağlayabiliyordu.
Cumartesi günü oğlu ve yaşıtları, sınav için okulun kapısından kurbanlık koyunlar gibi içeriye alınırken, oğlunun sürünün arasından sıyrılacağını biliyordu.
Çünkü kendisi, 1979 yılında siyasi çatışma korkusuyla sınav kazanamamış, eğitim görememiş, neyse ki iş ortamı, 1980 askeri darbesi sonrasının apolitik kuşağına dahil olmasını engellemişti.
Oysa şimdi oğlunun, günümüzde yaşanan her türlü toplumsal olayla ilgili bir yorumu vardı ve dolayısıyla siyasi görüşü de oluşmaya başlamıştı. Tepkisini ve beğenisini ortaya koymaktan çekinmiyordu.
İşte zil çaldı, sınav bitti..
Kahramanımız, okulun kapısından gururla, dimdik, kendinden emin çıkıp gelen oğluna koşuyor şimdi. Yanlarındayım.
-Nasıl geçti oğlum?
-En fazla iki yanlış baba!
-Canın sağ olsun babacım, canın sağolsun..
Meğer o iki yanlış, bu zor sınavın en iyi sonuçlarından biriymiş..
Kim mi bu veli?
Adı bende saklı!