Hafta sonu inanılmaz bir deneyim yaşadım. Bir vesileyle İstanbul Yenikapı Metro İnşaatı’ndaydım. İstanbul gibi tarihi binlerce yıl öncesine giden bir kentte metro inşa etmenin zorluğunu bilmemek olanaksız. Çünkü bu kentte nereyi kazsanız tarih çıkar. O nedenle Yenikapı civarındaki kazılar başlarken, arkeolojik kazı planı da yapılmış. Öyle bir tarih çıkmış ki kazılarda, aklınız şaşar. Bundan 8500 yıl öncesinde yaşayan insanların birebir ayak izleri var. 4-5. yüzyıllara ait yüküyle birlikte sulara gömülmüş onlarca gemi batığı.. Yüklerinin ne olduğu bile belli. Theodosius Limanı’ndaki yerleşime ait ağaç örgülerle kurulmuş barakalardan kalıntılar, mezarlar var. Yüzlerce, binlerce yıl önce kullanılmış el aletleri dikkat çekiyor.
İstanbul Üniversitesi öğretim görevlilerinin, adeta MR’ını çektiği binlerce yıllık ahşap gemi parçalarının incelendiği laboratuvarda 1500 yıllık bir gemi çapasına dokunmak heyecan vericiydi. Bilmiyorum sizin için bir şey ifade ediyor mu ama bunlar dünya tarih mirasına çok önemli katkı..
..ve İstanbul Yenikapı arkeolojik kazılarıyla ilgili biri İstanbul Arkeoloji Müzeleri, diğeri İstanbul Üniversitesi’nden iki görevlinin sunumunu izlerken binlerce yıllık zaman tünelinde gittim geldim.
Gemi batıklarının bulunduğu yerde deniz zemininin fotoğrafı, insanoğlunun 21. yüzyılda bile atalarından farklı olmadığını gösteriyor. Müze görevlisinin söylediği ilginçti.
“Bugün bir liman kentinde denizin dibinde günümüze ait pet şişeler başta olmak üzere her şeyi bulabilirsiniz. Geçmişte de o dönemde kullanılan eşyalardan örnekler var.”
Anlıyoruz ki, insanoğlu doğaya karşı her daim hoyrat davranmış. Ancak doğa da intikamını almış hep.
Kazılarda ortaya çıkan o gemiler, yüküyle neden batmış peki? Ya şiddetli bir lodos ya deprem sonrası tsunami.. Bilim adamları bu konuda kesin hükme varamamışlar.
Ancak yeryüzü şekillerinin depremlerle değiştiğini biliyoruz. Marmara Denizi’nin binlerce yıl önce bir göl olduğunu da..
..ve günümüzde yeniden “Büyük Marmara Depremi”ni bekliyoruz. Yakın diyor bilim adamları.. Buna karşın “Depremlerin değil, yapıların öldürdüğünü” bile bile dayanıklı yapılar yapmaya yeterince özen göstermiyoruz. Çürük beton sığınaklarımızda pamuk ipliğine bağlı hayatlarımızı kadere teslim etmiş ölümü bekliyoruz.
İstanbul’da o arkeolojik kalıntıları incelerken sadece geriye değil, ileriye de gittim. Baktım ki ne göreyim!
Bir arkeolojik kazı alanında, demir örgülü beton blokların arasında yüzlerce, binlerce insan iskeleti! Geleceğin arkeologları, bunların neden öldüğünü anlamakta zorlanmayacak! Ancak antropologlar, bu dönemin insanını çözmek için kafayı yiyecek!
—DÖRT DÖRTLÜK—
Yuh olsun, dolduramadılar içini kesenin
Kendinden başka düşündüğü yok kimsenin
Çıplak geldik, çıplak gideceğiz
Hepimizin pozisyonu cenin