Türkiye’de yargıya ilişkin tartışmalar her dönemde oldu. Yargının gerek taraflı ve hatalı kararları, gerek hantallığı, gerekse görev alanları üzerine çok şeyler yazıldı çizildi. Çağın gerekleri, ihtisas mahkemelerini zorunlu kılıyordu, geçen yıl yapılan yasal düzenlemeyle bu mahkemeler oluşturuldu. Ancak hala uygulamaya geçmedi.
Örneğin örgütlü ekonomik suçlar. Pos cihazı üzerinden yapılan tefecilik suçu da, hemen hemen her davaya bakan asliye ceza mahkemesinin alanında.
Bursa’da geçtiğimiz mayıs ayında bir operasyon yapıldı. “Pos tefeciliği” yaptıkları iddia edilen 90 kişi hakkında dava açıldı. Bunlardan 13’ü tutuklanmıştı. Davaya da Bursa 2. Asliye Ceza Mahkemesi bakıyordu. İlk duruşma geçen ay yapıldı. Tutuklu sanıklar, yurtdışına çıkış yasağı konularak tahliye edildi.
İstanbul ve Balıkesir uzantılı operasyonda, sanıkların ev ve işyerlerinde yapılan aramalarda bin 59 adet kredi kartı, 100 adet de pos cihazı ele geçirilmişti.
Sanıklar hakkındaki suçlama “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak”, “suç örgütüne üye olmak” ve “tefecilik”ti. 11’er yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyorlar şimdi.
Boyut gün geçtikçe büyüyor
Pos tefeciliği nasıl yapılıyor, özetleyelim. Kredi kartı mağdurlarına yüzde 25’lere varan komisyonlarla para verilip, pos cihazından işlem yapılıyor ve mal satışı gibi gösteriliyor. İşlemin karşılığında kesilen fiş ya da fatura da ayrıca satılıyor ve bundan da haksız kazanç elde ediliyor.
Kuyumcular, cep telefonu, kontör ve beyaz eşya satıcılarından bazıları bu suçun işlendiği işyerleri.
İçişleri ve Maliye bakanlıkları, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile Hazine Müsteşarlığı, pos cihazı üzerinden tefeciliği engelleyecek bir düzenleme yapmak için birlikte çalışıyor.
Son yıllarda artan bu suçun ulaştığı boyut, MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin soru önergesine İçişleri Bakanı Muammer Güler’in verdiği yanıtla ortaya çıkmış.
2002-2013 yılları arasında açılan 9 bin 14 tefecilik dosyasından 7 bin 718’inin pos cihazı içerikli olması dikkat çekici.
Suçun son yıllarda arttığını İçişleri Bakanı Güler de kabul ediyor hatta nedenlerini de açıklıyor. Bakan “ekonomik sıkıntı” demiyor ama vatandaşların kazandığından fazla harcadığı iddiasını birinci sıraya yerleştiriyor.
Bir başka neden olarak da, tefecilerin bankalardan daha düşük faiz uygulamasını gösteriyor ki, bunda bir yanlışlık var. Tefecinin eline düşenlerin hemen hemen hepsi, iyice batmış, bankaların kara listesinde bulunan ve hiçbir şekilde kredi alamayanlar.
Son yıllarda ortaya çıkan bu suç çeşidiyle nasıl baş edilecek, bekleyip göreceğiz.