Galata Köprüsü’nde karalıyorum bu satırları…
Başlığımız, Memleketimden İnsan Manzaraları…
Nazım değilim ki!
Memleket hasretiyle yanmıyorum ki!
Yanıyor olsam,
Toprağının kokusunu,
fabrikalarının makine şakırtısını özlemiş olsam,
destan çıkarırım yan masada oturan,
İstanbul’a mal çekmiş kamyoncuların muhabbetinden…
Pancardan bahsediyor Anadolu kavruğu üç adam…
Bir de,
pancar kooperatifindeki koltuk mücadelesinden…
Kamyon şoförlüğünden ötürü biraz da şehir görmüşlükleri var ya;
İşte onun şımarıklığı olsa gerek gürültülü konuşmaları…
Köprüyü, neredeyse üstünden geçen araçlar kadar titretiyorlar.
Bira içiyorlar Boğaz’a karşı…
Biralarının köpüğü, gemilerin tornistanıyla oluşan köpükle yarışıyor.
Şişmanlıktan vücudu gönye tutmayan,
gömleğinin etekleri darmadağın,
kirli beyaz çamaşırları görünen adam telefonunu çıkarıyor.
Kamerasıyla fotoğraf çekecek.
Belli ki “fesbuk”a koyacak!
Sıska olanı sakınıyor:
“Çekme laa! Garıyla gavga mı ettircen beni bu saatten sona!”
Gavga!
İşte anahtar kelime bu
üç kavruğun muhabbetinde
Herkesin kavgası kendi ölçeğinde
Üç kavruk,
pancar kooperatifinin nakliye işini kaptırmama derdinde.
Oysa farkında değiller
yakında taşımaya pancar bulamayacaklar!
İktidarlar şeker gibi yasalar çıkarıp
şeker sundular kapitalizmin son temsilcilerine!
Değiller farkında…
Bu değil mi zaten düzenin istediği
Bir koltuğu koy ortaya
Dövüşçü horozu gibi kapıştır insanları
Kodamanlar toplasın parsayı…
Nazım’a öykünerek dedim ya
Memleket hasretinden yanmıyorum diye
Bakmayın siz bana
Yanıyorum memleketimin haline…