Türkiye’de vatandaşı canından bezdiren bürokrasiyi, ancak muhatap olanlar bilir. Önceki gün emekli öğretmen arkadaşım hafif yararlanmalı bir trafik kazası geçirdi. Önce hastane aşaması, ertesi gün aracının işlemleriyle uğraşırken yaşadığı travma, trafik kazasında yaşadığı travmadan daha ağırdı inanın… Kendisine eşlik ettiğim için birebir tanığıyım… Hele bir de gazetecilik mesleğinin verdiği girişkenliğimiz olmasa vay arkadaşımızın haline…
Yaşadığımız bürokrasi trafiğini kısaca özetleyelim ki, Allah korusun ama başınıza geldiğinde nasıl davranacağınızı bilin…
Anlatacağımız trafiğin karmaşası, kazaya sebebiyet veren diğer araç sürücüsünden davacı olmamız nedeniyle böyle…
KAZA NASIL OLDU?
Arkadaşım orta şeritte giderken, sol şeritteki araç aniden sağa manevra yapınca, bizimkine çarpıp kontrolden çıkmasına neden oluyor. Arkadaşım sağa doğru yönelen aracını toparlayabilmek için sola manevra yapıyor. Bu sefer iyice kontrolden çıkıp, metro duvarına çarpıyor.
Açık yarası yok ama savrulma sırasında travmalar oluşuyor. İç kanama şüphesinden ötürü her türlü tetkiki yapılıyor. Hemşire olan eşi de hemen hastaneye koşuyor. Hastane içindeki işler eşinin takibinde… Kolaylaşıyor haliyle…
Fakat ertesi gün iş bendenize düşüyor. Arkadaşımı ve eşini de alıp önce, aracının çekildiği Akpınar Mahallesi’ndeki otoparka gidiyoruz. Araçtaki eşyalarını alıyoruz. Sonra Yalova Yolu’ndaki Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü’ne kaza raporunu almaya gidiyoruz. Diyor ki görevli sizin rapor henüz gelmemiş.
FOTOKOPİ İLE SOYGUN!
Nasıl yani? Dün 15.30 sıralarında meydana gelen kazanın raporu ertesi gün saat 10.00’da hala gelmemiş öyle mi? Hem de iletişim çağında…
Polis memuru, ekibin, iş yoğunluğundan bırakamamış olabileceğini söylüyor. “Telsizle anons edin getirsinler” diyorum. Gazeteci kimliğimi de açıklamadım üstelik.
“Şimdi istirahattelerdir” yanıtını alıyorum. “İstirahatin sona ermesini mi bekleyeceğiz? Bu ne sorumsuzluk!” diye celalleniyorum. Memur, kalkıyor yerinden, 5 dakika kadar görünmüyor ortalıkta. “Ekibe ulaştım, birazdan getiriyor sizin raporu” diyor. 15 dakika sonra geldi neyse rapor..
Bilgisayar girişi yapıldı. Evrak fotokopileri çekilecek. Şube müdürlüğünün girişinde bir büfede çekiyorlar fotokopi… Taş çatlasın 4-5 A4 kağıdı tüketilmiyor tüm evrakların fotokopisine ve alınan ücret 10 lira!
Yuh!
Soygun bu!
KİM BİLİR KAÇ KİŞİYİ BESLİYOR?
Herkes isyan etse de kimsenin umurunda değil. Adam kurmuş oraya tezgahı… Yakında alternatif de yok. Sömürüyor, zaten mağdur olmuş vatandaşı! Artık o büfeden kaç kişi besleniyorsa!
Neyse çıktık oradan, gittik sigorta şirketine. Polisin aracı otoparka çektiğini söyleyip verdik evraklarımızı… Sonra oradan, Hürriyet Polis Karakolu’na… Oradan tekrar otoparka… Otoparktan hastaneye… Hastaneden Cumhuriyet Savcılığı’na… Adliye’den Adli Tıp Kurumu’na… Adli Tıp’tan alınan evrakla yeniden Hastaneye emaneten alınan röntgen filmlerini teslim etmeye, oradan tekrar karakola adli tıp raporunu bırakmaya…
Bu arada araç da kasko şirketi tarafından servise çektirildi. Bürokratik işlemler de bitti. Arkadaşımı ve eşini, istedikleri yerde bıraktım.
Akşam üzeri tekrar konuştuğumuzda, sonradan aramışlar. Evrağın biri kalmaması gereken yerde kalmış. Artık bana da zahmet vermemek için başka bir arkadaşlarından yardım isteyip Mudanya Yolu’ndan tekrar Yalova Yolu’na gidip gelmişler ve evrağı doğru adresine teslim etmişler.
Günün sonunda arkadaşımın yaşadığı travma, kazada aldığından daha büyüktü. Çünkü ayakta duracak hali kalmamıştı.