Cahit Sıtkı Tarancı MüzesiFotoğraf albümü açıp zaman zaman geçmişe gitmek müthiş keyifli oluyor. Hafızayı tazeliyor, anıları canlandırıyoruz. Canımızı sıkan hiçbir fotoğrafı koymayız ki albüme… Onları zaten silmişizdir. Fotoğraf albümlerinde bizi üzen tek şey, vefat etmiş sevdiklerimizin hatıra kalan suretleridir.

Pazar pazar hava da kasvetli ya, zaten bir süredir Instagram aracılığıyla paylaşmak için elimizin altında bulunan dijital fotoğraf arşivini kurcalamaya başladık… Sadece kendiniz hatırlamakla kalmıyor, instagram sayesinde dostlarınızla da paylaşıyorsunuz eski fotoğrafları…

Geçenlerde fotoğrafla ilgili bir tanımlama okudum, çok hoşuma gitti. İlk kez karşılaştım bu tanımlamayla…

 

YAŞAM TARZIDIR FOTOĞRAF

 

Demiş ki ünlü Fransız belge fotoğrafçısı Henri Cartier-Bresson:

“Fotoğraf çekmek, insanın aklını, gözünü ve yüreğini aynı hizaya getirmesidir. Bu bir yaşam tarzıdır.”

Bizler daha çok haber fotoğrafı çektiğimiz için, onlar zaten daha önce çalıştığımız gazetelerin tozlu arşivlerinde kaldı… Fakat dijital icat oldu olalı artık her fotoğrafımız, hard disklerde saklı…

Yıllar önce Diyarbakır seyahatinde, Şair Cahti Sıtkı Tarancı Müze Evi’nin bahçesinde fotoğraf çektirmiştim. Dün instagram’da onu yayınladım. Yayınlarken de, Cahit Sıtkı’nın en çok sevdiğim şiirini ekledim altına…

Cahit Sıtkı’nın her şiiri birbirinde güzeldir de, “Memleket İsterim” şiirini hepsinden çok beğenirim. Nasıl da samimiyet vardır o dizelerde, nasıl da hümanizm! Nasıl da barış, nasıl da özgürlük!

O dizeleri hatırlayalım önce;

 

MEMLEKET İSTERİM!

 

Memleket isterim

Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;

Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim

Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;

Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim

Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;

Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim

Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;

Olursa bir şikâyet ölümden olsun.

 

NE FARK EDER? HA KÜRT, HA TÜRK!

 

Diyarbakırlıdır ama Tarancı’nın Kürt mü, Türk mü olduğu sorulur hep… Ne fark eder ki? İnsan gibi insanmış işte… Kürt Türk ayrımı yapan birinin kafasından geçer de kağıda dökülür mü hiç böylesine dizeler?

En meşhur şiiri, şarkısı da yapılan “Haydi Abbas”dır… “Otuz beş yaş” ile birlikte ölümü anlattığı şiirleri, sanki 46 yaşında sona eren hayatını anlatır.

Ama o “Otuz beş yaş” şiiri var ya, sadece Cahit Sıtkı’yı değil, herkesi anlatır…

 

“OTUZ BEŞ YAŞ” ŞİİRİ

 

“Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.

Dante gibi ortasındayız ömrün.

Delikanlı çağımızdaki cevher,

Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,

Gözünün yaşına bakmadan gider.

 

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allahım bu çizgili yüz?

Ya gözler altındaki mor halkalar?

Neden böyle düşman görünürsünüz;

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

 

Zamanla nasıl değişiyor insan!

Hangi resmime baksam ben değilim:

Nerde o günler, o şevk, o heyecan?

Bu güler yüzlü adam ben değilim

Yalandır kaygısız olduğum yalan.

 

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;

Hatırası bile yabancı gelir.

Hayata beraber başladığımız

Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;

Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

 

Gökyüzünün başka rengi de varmış!

Geç farkettim taşın sert olduğunu.

Su insanı boğar, ateş yakarmış!

Her doğan günün bir dert olduğunu,

İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

 

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!

Her yıl biraz daha benimsediğim.

Ne dönüp duruyor havada kuşlar?

Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?

Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.

 

N’eylersin ölüm herkesin başında.

Uyudun uyanamadın olacak

Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak.

Taht misali o musalla taşında.”

 

Cahit Sıtkı Tarancı’nın bu güzel dizelerinin altında, “beyin cimnastiği” başlığı atında basit kafiyeli dörtlük eklemek haddim değil sevgili okurlar… Şiirle kalın…

Ayrıca bakınız:

Benzer Konular:

Yoruma kapalıdır