Tiyatroya muhtemelen eğlenmek, kafa dağıtmak için gidersin değil mi? Git elbette! Fakat senin eğlendiğin öyle bir oyun beni kesmez! Yine muhtemelen çok sıkıcı bulduğun, ana fikrinin ne olduğunu, bazı rollerin neyi ifade ettiğini anlamadığın oyunlar ilgimi çeker… Oyun beni düşündürmeli… Zihnimi zorlamalı!
Mesela, Nilüfer Belediyesi ve Hayal Perdesi ortak prodüksiyonuyla önceki akşam Nazım Hikmet Kültürevi’nde sahnelenen “İmparatorluk Kuranlar Yahut Şümürz” adlı oyunu izledim. Oyun sonrasında Dr. Murat Kuter, eşi Prof. Dr. Füsun Kuter, AVP Devlet Tiyatrosu Müdürü ve Sanat Yönetmeni Arzu Tan Bayraktutan, eşi Gürsel Bayraktutan ile yanlarında kızları Nilüfer olduğu halde oyunun kritiğini yaptık 10-15 dakika…
SON YÜZLEŞMEYE KADAR!
Oyunun yazarı, “Söz’ün Büyücüsü” olarak tanınan ve 1920-1959 yılları arasında yaşamış, Rus kökenli Fransız yazar, şair, müzisyen, şarkıcı, gazeteci, senarist, oyuncu, eleştirmen ve maden mühendisi Boris Vian’dı.
Prömiyeri, Aleksandr Popovski‘nin rejisiyle mayıs ayında 19. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali‘nde yapılan oyun şöyle anlatılmış:
“Kule şeklinde yüksek bir evde yaşayan aile, nereden geldiği belli olmayan gizemli bir sesin yarattığı korkuyla kaçmaktaydı. Kaçtıkları yer evlerinin gittikçe daralan ve boşalan üst katlarıydı. Neden korktuklarını bile bilmeyen bu insanların her çıkışı, her kaçışı, korku esaretiyle birlikte yalnızlığa, eksilmeye, çöküşe doğru yapılan bir yolculuktu. Kendi ihtiyaçları adına dünyayı reddeden kişilerin en gizli ve karanlık tutkularına yolculuk eden oyun, trajikomik karakterleri aracılığıyla kaybetmeyi ve son yüzleşmeye kadar her şeyin inkarını gözler önüne seriyor.”
TEKMELEDİĞİNİZ NEYDİ?
Peki, oyunun başından sonuna hiç sesi çıkmayan, evin kızı Zenobya dışında annenin, babanın, hizmetçinin, hatta karşı komşunun bile tekmelediği, ısırdığı, üzerine tükürdüğü, boğmaya çalıştığı, işkence ettiği Şümürz de neyin nesiydi?
Oyundan sonra başroldeki babayı oynayan tecrübeli ve ödüllü oyuncu Reha Özcan’a sordum. “Tekmelediğiniz, vicdan mıydı?”
“Siz neyin yerine koyarsanız o!” yanıtını verdi.
Arzu Tan Bayraktutan’dan öğrendim. Bu tür oyunlar “avangart” olarak adlandırılıyormuş. Yani, yenilikçi ve deneysel…
Yenilikçi ve deneyselliğine en önemli kanıt, seyircinin de sahneye yerleştirilmiş olması… Oyuncularla iç içesiniz. Şümürz’e serpilen un, dökülen meyve suyu üzerinize sıçrayabiliyor!
ŞÜMÜRZ ÇATI KATINDAN İTMESİN SENİ?
Şebnem Köstem’in canlandırdığı annenin, kızı Zenobya’ya davranışında kendinden bir şeyler bulmuş Arzu Bayraktutan… Çıkışta kızı Nilüfer’e tembihledi: “Ben de sana öyle davranırsam, uyar beni olur mu?”
Peki, herkes tekmelerken Zenobya niye hiç vurmamıştı Şümürz’e!
Bir ergendi çünkü. Vicdanı henüz kirlenmemişti!
Evet, sevgili okur!
Çocuğunun adı Nilüfer olur, Emre olur, Dilara olur, Mehmet olur hiç fark etmez! Dinle onu!
O’nu dinlersen, Şümürz’ün suratına tükürmene, tekmelemene gerek kalmaz. Şümürz de seni çatı katından aşağıya itmez!