Son yazımızda Sivilay’dan yola çıkarak mikro milliyetçiliğin insanları ötekileştirdiğinden bahsettik. Hemşeri dernekçiliğinin, toplumların sadece kültürel, sosyal ve ekonomik gelişimi için kullanılması gerektiğini söyledik. Ayrıştıran, ötekileştiren eylem ve ifadelerden kaçınılması gerektiğini söyledik.
Dağder de hemşeri derneği sayılır. Orhaneli – Keles – Büyükorhan – Harmancık ve Osmangazi’ye Bağlı Dağ Köyleri Yardımlaşma ve Kültür Derneği’nde yöneticilik yapanların, yapmayı düşünenlerin de siyasi amaçları olduğunu söylemek mümkün…
Ancak Dağder’in, kendi üyeleri arasından tüm siyasi partilerde üst düzey yönetici ya da seçilmiş bulunması için gösterdiği çabanın genellikle, dağ yöresinin ekonomik ve sosyal statüsünü yükseltmek, bölgeyi kalkındırmak olduğunu da görüyoruz. Nihayetinde, dernekleri siyasetten soyutlamak için ne kadar çaba gösterilse olanaksız.
ÖĞRENİLMİŞLİK ÇARESİZLİK
Geçen hafta salı gecesi Dağder’de bu sezonun sonuncusu yapılan Danışık Gecesi’ne katıldık. Salonda türküler çalınıp söylenirken, yöresel oyunlar oynanırken, biz başkan Mustafa Bay ile sohbet ettik. Sonra türkülere biz de eşlik ettik.
Dağder camiasının, 30 Mart seçimleri ekseninde kendilerini sorgulama cümlesi şöyle:
“Bizler, bir miletvekili, bir belediye başkanı çıkaramadığımız sürece başarısız mıyız?”
Aslında bu soru cümlesinin kendisi ve yönetimine ait olmadığı iddiasında Mustafa Bay… “Bu soruyu kucağımızda bulduk” diyor.
Dağder Başkanı Mustafa Bay, camia olarak “öğrenilmiş çaresizlik” kurbanı olduklarını ifade ediyor. Nedir öğrenilmiş çaresizlik?
Bilimsel tanımı “Depresyon, yaşadığımız ve engelleyemediğimiz olumsuz deneyimler sonrasında, yaşamdan aldığımız zevkin azalarak geleceğe dair umutlarımızın tükendiği ve yaşamdan beklentilerimizin kalmadığı bir nokta” şeklinde olsa da, Mustafa Bay’ın verdiği yavru fil örneği durumu daha iyi anlatıyor aslında…
ASLOLAN ADİL HİZMET
Yavru filin, sürekli bağlı olduğu kazık ya da direk her neyse, söküp özgürlüğüne kavuşamadığı için, büyüyüp kocaman olduğunda da onu sökemeyeceğine inanarak, gücünün farkında olmadan çaresizlik içinde bağlı kalmasına benzetiyor Dağder’in durumunu…
Açıkçası, Dağder bünyesinden neden bir milletvekili, neden bir belediye başkanı yok demem… Kimse de dememeli… Kaldı ki savunumuz, her görevde liyakat gerekliliği… Liyakat, dağ yöresi insanında da olabilir, ova insanında da… O nedenle, Dağder’lilerin hayıflanmasına gerek yok. Aslolan, kamu görevlerine seçimle gelenlerin ne kadar adaletli olduklarıdır önemli olan…
Eğer herkes görevini layıkıyla, adaletli bir şekilde yaparsa, ne Dağder’in, ne Sivilay’ın ne de Muş, Erzurum, Artvin ya da diğer hemşeri derneklerinin siyasetle haşır neşir olmak gibi bir kaygısı olmaz…
///
Müziğin de doktoru bunlar!
Bursa Tabip Odası Bağımsız Müzik Grubu… Ney ve vokal Murat Derin, bağlama ve vokal Tufan Kumaş, vokal Özlem Şafak, vokal Nermin Topsakal, vokal Özhan Ferah, keman Mesut Caşka, keman ve bağlama Ozan Sari, piyano Hakan Cumhur Kahraman, gitar Murat Togay, bas gitar Alper Bahtiyar ve perküsyon Akın Togay…
Kadronun tümü bu… Projenin adı “Eski 45’likler”… Giriş şarkısı “Fesuphanallah”, sonra sırasıyla “Güller ve Dudaklar”, “Nasıl İnansam Bilmem”, “Tek Başına”, “Kaderimin Oyunu”, “İşte Gidiyorum Çeşmi Siyahım”, “Bu Ne Dünya Kardeşim”, “Gitmesin Gözlerinden Pırıl Pırıl Arzular”, “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz”, “Damarımda Kanımsın”, “Aynalar”, “Arkadaş”, Zalimin Zulmü”, “Bin Cefalar Etsen Almam Üstüme”, “Mihrabıkm Diyerek”, “Hasret”, “Namus Belası”, “Unutma Beni”, “Dağlar Kızı Reyhan”, “Hayat Bayram Olsa” ve “Memleketim”…
Adlarından belki hatırlayamadığınız şarkılar olabilir. Kimler için diyoruz bunu, yaşı 30’un üstünde olanlara… Ama dinlediğinizde anında hatırlayıp geçmişe gitmemeniz olanaksız.
Önceki gece Basın Kültür Sarayı’ndaki Uğur Mumcu Salonu’nu dolduran herkes de hatırladı ki, büyük bir coşkuyla alkışladı, eşlik etti.
Şarkıları seslendiren doktorlar gösterdi ki, sadece tıbbi anlamda değil, müziğin de doktoru olmuşlar… Önce teşekkür, sonra tebrik ve devamını bekleriz…