Adı “Bilgi” olan bir üniversiteyi anlatırken, insanlık tarihini, bilgiyi üretmesini, araç gerece dönüştürmesini, kullanmasını ta en başından alıp bugünlere getirmek gereksiz olduğu kadar ukalalık da olur. Ukalalık etmeyelim ve Sokrates’ın deyimiyle “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir” deyip ilerleyelim.

Dünya nüfusu hızla artıyor. Nüfus arttıkça yaşam kaynakları yetersiz hale geliyor, kirleniyor. İnsanoğlu doğanın dengesini bozuyor. Daha alt ölçekte baktığımızda toplumlar ve bireyler arasında kıyasıya bir rekabet yaşanıyor. Bu rekabet ortamında kişilerin, yaşam kalitelerini artırmak için depoladıkları bilginin mükemmeliyeti de tek başına bir anlam ifade etmiyor. Girişimci olmak, bilgiyi üretime, üretimi insanlık yararına sunmak gerekiyor.

 

UZAKTAN ONLİNE EĞİTİM

 

Geçtiğimiz cuma günü, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin konuğuyduk. Silahtarağa Yerleşekesi’ni, diğer adıyla Santralİstanbul’u gezdirdiler. Fakülteler, bölümler ve önlisans, lisans ve yüksek lisans programlarıyla ilgili ayrıntılı bilgi verdiler. 2014-2015 dönemi için “tercih günleri” etkinliğini görmemizi sağladılar.

Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Rifat Sarıcaoğlu’nun anlattıkları içinde altını çizdiğim en önemli cümle, “mezunların bir iş sahibi olup olmadıklarını, sahip oldukları işte de istihdam yaratıp yaratmadığını takip ettikleri” cümlesiydi.

Sarıcaoğlu’nun anlattıkları arasında, Bilgi Üniversitesi’nin mevcut durumundan çok, ileriye yönelik hedefleriydi dikkatimi çeken… Evet, gelişmiş batı tipi bir üniversite yerleşkesi yaratmışlardı ama iletişim çağında, zamanı ısraf etmeden verilecek interaktif eğitim sistemiydi geleceğe damgasını vuracak olan. Bilgi Üniversitesi de yatırımlarını bu yöne yoğunlaştırmıştı.

Yükseköğretim Kurulu’ndan onay bekleyen toplam 24 branşta lisans, önlisans ve lisansüstü programlarından 5’i uzaktan eğitim programıydı. Hem de günümüz iş dünyası için elzem olan programlar. Stratejik Pazarlama ve Satış, İnsan Kaynakları Yönetimi, Uluslararası Finansman ve Muhasebe, Yapım Yönetimi ile Yönetim Bilişim Sistemleri… Son iki yılda açtıkları bölüm sayısı da toplam 36 olmuş.

 

DOKTORA AÇIĞI BÜYÜK

 

Sarıcaoğlu, “Eğitimde AVM modeli” yakıştırması yapıyormuş ama akademisyenlerin karşı çıktığını söylüyor. Kişinin bir AVM’ye girip, değişik markalardan tepeden ayağa giyinebilmesi gibi, uzaktan eğitim sistemiyle, farklı üniversitelerden farklı dersler alabilmesine doğru gittiğini söylüyor dünyadaki sistemin… Boğaziçi’nden, Harvard’dan, Stanford’dan ders alıp “dünya üniversitesi” diplomasını duvara asmanın önümüzdeki 10 yılda görülebileceğini ifade ediyor.

Dünya bu yönde ilerlerken, Türkiye’nin fotoğrafını koyuyor önümüze… 15 bin doktoralı elemana ihtiyacımız olduğunu söylüyor Rifat Sarıcaoğlu… Oysa Türkiye’de şu an yılda 4 bin 500’müş bir yılda doktora diploması alan kişi sayısı…

Hani hükümetin 2023 hedefi var ya… İşte “ancak 2023’te yıllık doktora sayısı 15 bine yükselir” diyor ama çarpıcı bir şerh düşüyor altına: Taş çatlasa!

Yani “bugünkü anlayışla, bugünkü eğitim sistemiyle zor demeye” getiriyor.

Bilgi Üniversitesi’nin Silahtarağa’daki yerleşkesinin, Türkiye’nin ilk elektrik santralında kurulduğunu biliyorsunuzdur. Santralı müzeye dönüştürmüşler. Görmek gerek… Şahsen etkilendim. Yerleşkenin, halka açık olması, öğrencilerin müzeyi gezmeleri, bir eğitim kurumunun sadece öğrencilerle değil, her kesimle kucaklaşması oldukça önemli… Daha da özü “bilgi önemli”

 

—BEYİN CİMNASTİĞİ—

 

Bakıyorum yozlaşmaya keraheten
Gönül başka, dil başka siyaseten
Söyleyelim her şeyi sarahaten
Hem de hiç çekinmeden defaten

Ayrıca bakınız:

Benzer Konular:

Yoruma kapalıdır