Amerikalılar, 2005 yılında gazeteci değişim programı düzenlemişler. Piyango bana çıktı. Beni de götürdüler. Çoğunluk İstanbul medyasından, Bursa’dan yalnızca ben toplam 10 gazeteci… Pentagon’a, Amerikan Dışişleri Bakanlığı’na götürdüler. Türkiye’den bir yerel gazeteci için Pentagon’a girmek hayal ötesi bir şey olsa gerek… Neyse…
O tarihte Türkiye Masası Şefi Bülent Alirıza’nın olduğu düşünce kuruluşu CSIS (Center for Strategic & International Studies)’de bir toplantıya katıldık. Türkiye’de PKK terörünün azdığı, asker cenazelerinin yurt çapında infiale neden olduğu, Kuzay Irak’ta işlerin arapsaçına döndüğü, dolayısıyla Amerikan karşıtlığının tavan yaptığı bir dönemdi.
ETEKLER TUTUŞTU!
Türkiye, PKK, Amerika ile ilişkiler konuşuldu. Toplantı sonunda İhlas Haber Ajansı’nın Washington muhabiri ile sohbet ediyorduk. Gezi nasıl gidiyor, program nasıl filan derken, Amerikalılara değil ama Amerika’nın yayılmacı dış politikasına karşı daha çok bilenerek döneceğimi söyledim. Sen kalk, bunu hemen o gün internette yayınla… Nereden bilirsin yazacağını? Gazeteci işte, güven olmaz ki!
Demez mi bir de “Türkiye’den gelen gazeteciler böyle diyor” diye… Programın Amerika’daki sorumlusu Rumen asıllı Vladimir Spencer’in etekleri tutuştu. Tabii benim de… Herkes birbirine soruyor, “İHA muhabirine bu cümleyi kim kurdu” diye… “Ben dedim” der miyim hiç!
Kriz bir şekilde atlatıldı da, Vladimir Spencer sonra ne yaptı bilmiyorum. Büyük olasılıkla, Dışişleri Bakanlığı’ndan böyle bir iş alamamıştır herhalde bir daha…
EXCHANGE GAZETECİ!
Gerçi Amerikalı dostlar, o cümleyi kimin sarfettiğini anlamışlardır mutlaka… Zira dönüşte 6 günlük bir yazı dizisi hazırladım. Merak edenler, www.ihsanboluk.com.tr’de “Amerika’ya farklı bakış” başlığı altındaki seri yazıyı okuyabilirler.
O dönemde Irak’taki savaşı takip eden gazeteciler için kullanılan “embedded”, yani “iliştirilmiş” kavramıyla tanışmıştık. Yazı dizisinin üst başlığını “Embeddedle karıştırmayın, ben exchange gazeteciyim” demiştim.
Bu arada Pentagon’da bize brifing veren üst düzey bir bürokrata da, Türkiye ile ilgili ettiği bir laftan ötürü özür dilettiğimi de hatırlatmalıyım!
PEK ÇOK TANIDIK YÜZ!
Aradan neredeyse 10 yıl geçti. Geçenlerde ABD İstanbul Başkonsolosluğu’ndan davet geldi. 74 yıldır devam eden ve genel adıyla “International Visiter Leadership Program” kapsamında Amerika’ya ve sanıyorum başka ülkelere de götürülen işadamları, gazeteciler, bilim adamları, sivil toplum örgütlerinin temsilcilerine resepsiyon verecekmiş Başkonsolos Charles F. (Chuck) Hunter…
“Gelirim” dedim ve gittim. 70-80 kişi civarında kişi vardı davete katılan. Başkonsolosluğun Arnavutköy’de boğaza hakim bir tepeye inşa edilmiş rezidansının bahçesinde, boğaz manzarasında şarabımızı içtik, yemeğimizi yedik. Pek çok tanıdık yüz vardı aralarında, bol bol sohbet ettik. Bu sohbetlerden çıkan birkaç notumuz var kayda değer, onları da bir sonraki yazıda paylaşalım.
OBAMA’YA SELAMLAR
Başkonsolos Hunter, Basın ve Kültür İşleri Konsolosu Dr. Craig Dicker, Basın Ataşesi David Connel, konsolosluk basın danışmanlarından, 2005’te Amerika’da bize rehberlik yapan Zeynep Kabukçu ile Özgür Çabuk ve daha önce Bursa’da gazetecilik yapan Aslı Ersoy’un sıcak karşılamaları, konukseverlikleri memnun etti elbette…
Bu sıcak karşılama, konukseverlik, Amerika’nın emperyalist politikalarına ilişkin görüşümüzü yumuşatmadı elbette… 10 yıl önceki bilenmişlikle, milletlerin ulusal bilinçle kendi kaderlerini tayin etmesi gerektiğini ifade ediyor, Başkonsolos Hunter aracılığıyla Sayın Başkan Obama’ya selam ve sevgilerimi gönderiyorum!
—BEYİN CİMNASTİĞİ—
ABD’liler davet etti geçenlerde
Mutlu bir ifade vardı gelenlerde
Amerika bu; dostluğu çıkarı için
Ne de olsa köleci mantık var genlerde