Babalar Günü’nde, Nobel Edebiyat Ödülü sahibi olmasına karşın başka hiçbir ülkede olmayacak şekilde itibarsızlaştırılan yazar Orhan Pamuk’un “Babamın Bavulu” başlıklı konuşması aklıma geldi… Pamuk Baba’nın bavulunun esin kaynağı olduğu “Oğlumun Bavulu”ndan da her an bir sürpriz çıkabilir. Dikkatli okuyun…
Sosyal platformlardan arkadaşlarım biliyor. Bir tek oğlum var. O’nu da geçen yıl İstanbul Lisesi’ne yatılı gönderdim. Cuma, okulların son günüydü ya… Yılsonu nedeniyle eşyalarını tek başına toparlayıp getirmesi kolay olmayacaktı. Büyük boş bir bavulla yardıma gittim. Yatakhanedeki bavul ve çantalarıyla benim de götürdüğüm tıka basa doldu. Kirlilerle, kişisel kullanım eşyalarıyla ve alt sınıflardaki yeğenlerin işine yarayacak Almanca ders kitaplarıyla…
Bavul ve çantalara doldurduğumuz sadece bunlar değildi aslında…
1884 yılında kurulan, ilk öğrenci gazetesini yayınlayan, “Lise” terimini ilk kez kullanan, öğrencilere ilk kez Almanca eğitim sunan, ilk kez bir okulda film gösterimi yapan, ilk öğrenci tiyatro grubunu kuran, ilk kez liseler düzeyinde uluslararası festival organize eden köklü İstanbul Lisesi’nin ilk yılından bavulda neler getirilir düşünün bakalım…
NE BÜYÜK KIVANÇ
Sanatçılar Edip Cansever, Sadri Alışık, Avni Dilligil, Savaş Dinçel, Fecri Ebcioğlu, Erol Evgin, Yılmaz Köksal, Semih Sergen, Münir Özkul, Şecaattin Tanyerli, Şener Şen, Alaattin Yavaşça, Tanıl Bora…
Bilim adamları Muzaffer Aksoy, Sulhi Dönmezer, Siyami Ersek, Hüseyin Nail Kubalı, Tarık Zafer Tunaya…
Siyaset ve devlet adamları Burhan Apaydın, Zeyyat Baykara, Osman Bölükbaşı, İhsan Sabri Çağlayangil, Necmettin Erbakan, Fuat Köprülü, Mesut Yılmaz…
Ünlü işadamları Asım Kocabıyık, Abdullah Kiğılı ve Murat Ülker’in okulun sıralarına, duvarlarına işleyen enerjilerinden birer tutam olabilir mi oğlumun bavulunda?
Elbette var… Daha hazırlık sınıfını bitirmesine karşın, oğlumun 9 ay gibi bir sürede, kemikleşen İstanbul Lisesi kültürünü aldığını görmek bir baba için ne büyük kıvançtır bilir misiniz?
BAĞIMSIZLIK VE ÖZGÜR DÜŞÜNCE
Oğlumun bavulundaki birikimlerin nasıl bir hazine olduğunu, eğitimin değerini bilenler anlar. Bir terslik olmaz da oğlum İstanbul Lisesi’ni bitirdiğinde, o hazinenin arz kadar derin, arş kadar yüce olması işten değil…
Hele o okulun bir geleneği var ki, ayrı bir paragraf, hatta başlı başına bir yazı konusu olmayı hak ediyor.
İstanbul Lisesi Sakarya İzci Grubu’nun dramatik bir öyküsü var. Üst sınıf öğrenciler 1915’de Çanakkale’ye gönderilmişler ve hepsi şehit düşmüşler. İşte o nedenle her yıl Çanakkale’ye götürülen hazırlık sınıfı öğrencileri 19 Mayıs gecesi şafak nöbeti tutarak, şehit ağabeylerini anıyor, bağımsızlık ateşini yüreklerinde hissetmeleri sağlanıyor.
İşte İstanbul Lisesi’nin, bugün siyasal amaçlarla dönüştürülmeye çalışılan düsturu bu: Bağımsızlık ve özgür düşünce…
Oğlumun bavulunun özeti bu…
Kirli çamaşırlar mı?
Annesi üç günde zor çıktı işin içinden…