Geçenlerde yazdık, “kent konseyleri, muhalif seslerin kum havuzundan öte anlam taşımıyor” diye… Bursa Kent Konseyi Başkanı Semih Pala, 25 Haziran’da yapılacak seçimli genel kurul öncesi Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde yürütme kurulu, 4 Meclis ve 30 çalışma grubunun üyelerini, resmi kurumların, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşları ile muhtarların temsilcileriyle bir toplantı yapmış.
Demiş ki;
Merhum Hikmet Şahin’e sert muhalefetiyle bilinen Semih Pala, daha sonra da Recep Altepe’nin danışmanı sıfatıyla bir de Bursa Kent Konseyi Başkanı oldu. Ayrıca Merinos AKKM’nin de sorumluluğunun verilmesiyle epeyce meşguliyet kazandı.
Yönettiği Merinos AKKM, panayır benzeri organizasyonlar nedeniyle çok eleştirilse de, Pala 3 yılda 5 bin etkinlik yapmakla övünüyor.
Önceki yazımızda dedik ki, kent konseylerinin tek faydası katılımcıların bir meşgale ediniyor olması… Yoksa ne yönetmelikte belirtilen amaçlar, ne de Semih Pala’nın konuşmasında dile getirdikleriyle örtüşüyor kent konseyinin yapısı…
Demiş ki Pala:
“Türkiye’nin en güçlü ve en aktif kent konseyi olan Bursa Kent Konseyi’nin başkanı olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Bu güzel örneğin Türkiye’nin her tarafına yayılması gerekiyor. Kent konseyleri henüz birçok yerde kurulamadı. Kurulsa da işletilemiyor. Bursa ise bu konuda çok yol aldı. Demokratik yapının, insan haklarının, katılımcı düşüncenin gelişmesi için kent konseylerinin gelişmesi gerektiğini belirten Pala, “Bursa Kent Konseyi modeli, Türkiye’ye örnek olarak ortaya çıktı. ‘Toplumsal Denge Çizgisi’ anlayışıyla çalıştık. Biz ideoloji üretmedik. Prensipler ortaya koyduk. Herkese ve her kesime açık şekilde çalıştık. Kent Konseyi bir çatı kuruluşu ve organizasyon kuruluşudur. Amir değildir. Sahip olduğumuz gücü, partnerimiz Büyükşehir Belediyesi’nden alıyoruz. Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe’nin sosyal konulara yatkın olması da Kent Konseyi’nin büyümesini sağladı. Bizlere her türlü desteği veriyor. Kendisine tüm katılımcılarımız adına teşekkür ediyorum.”
Esas altı çizilmesi gereken satırları ise şunlar elbette:
“Bireysel ve kurumsal katılımcılar BKK’ye bir şeyler almak için değil, bir şeyler vermek için gelmeli. BKK gönlünce çalışma yeri değil, gönüllüce çalışma yeridir. Topluma fayda sağlamak için koşturuyoruz. Bursa’nın tüm kurum ve kuruluşlarının gönüllü yapılan çalışmalara katılmasını arzuluyoruz. Kazandığımız tecrübeleri ‘Kent Konseyi El Kitabı’nda yayınladık. Türkiye’nin her yerine gönderiyoruz. Bizler demokrasi kültürünün, uzlaşma ve hoşgörü anlayışının, özgürlüklerin ve insan haklarının geliştirilmesini istiyoruz.”
Son cümlesinin altına imzamızı atıyoruz biz de… Demokrasi kültürünün, uzlaşma ve hoşgörü anlayışının, özgürlüklerin ve insan haklarının geliştirilmesini istiyoruz.
Bizim de istediğimiz bu zaten… Demokrasi rejimi, çoğunluğu elinde bulunduranın, azınlık üstüne tahakküm kurması değildir. Demokrasi, azınlığın da özgürce konuşabilmesini, söylendiğinin de dikkate alınmasını gerektiren bir kavramdır. Yoksa, konuştur konuştur hiçbirini dikkate alma, olmaz!
Bu anlamda Bursa Kent Konseyi, daha önce de ifade ettiğimiz gibi sadece çalışma gruplarının hobi faaliyet merkezi gibi…