adaletGeride bıraktığımız hafta sonu, yargının, hukuk düzeninin geleceği açısından çok önemliydi. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)’nın 10 asil, 6 yedek üyesini belirlemek üzere yapılan seçimlerde, hükümetin desteklediği Yargıda Birlik Platformu’na mensup adaylardan 8’i, iktidar temsilcilerinin “paralel yapı” diye adlandırdığı Fethullah Gülen Cemaati’ne yakın 2 isim sandıktan çıktı. Özeti, HSYK seçimini hükümet kazandı.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın seçim sonuçlarıyla ilgili “Hakim ve savcılarımız, ideolojik bir yargı anlayışına hayır demiştir” şeklindeki yorumu manidar. Yargı mensuplarının da elbette bir siyasal görüşü olacaktır. Ancak önlerine gelen davalarda, atama, sürgün gibi kaygılar yaşamadan, sadece vicdanının sesine kulak verebilecek durumda olmaları gerekir. Ayrıca, özlük hakları da doyurucu olmalı ki namerde muhtaç olmamalılar. Kararlarında cüzdan değil, vicdan ağır basmalı.

Dolayısıyla Bozdağ her ne kadar “ideolojik yargı anlayışına hayır dendi” diyorsa da, HSYK seçimi öncesi hükümetin özlük haklarıyla ilgili vaatleri, yargıyı daha da bağımlı hale getirmiştir.

Cemaate yakın isimlerin seçilmesi daha mı iyi olurdu? Asla… Yani, ehveni şer!

Dediğimiz gibi, keşke yargının, ilgili kurullar için koşulları uyan her bireyi, herhangi bir güdüleme olmaksızın, hiçbir kaygıya kapılmadan özgürce aday olabilse, özgürce seçebilse!

Ancak bugünkü konjonktürde ne yazık ki mümkün değil! Yargı siyasallaştırıldı, karşıt ideolojilerin çatışma alanı haline getirildi. Bu atmosfer, hukukun üstünlüğünü ortadan kaldırdı, yargıya güven azaldı. Evrensel hukuk ilkelerine aykırı, kişi ya da kuruma özel yasalarla yargı adeta siyasal iktidarların oyuncağı haline getirildi.

 

BARO SEÇİMİNİN TAHLİLİ

 

İşte böyle bir ortamda, yargının 3 bileşeninden savunmanın Bursa’daki temsilcileri de hafta sonu seçim yaptı. Bursa Barosu’nda gerçekleştirilen seçimleri, mevcut başkan Ekrem Demiröz’ün listesi, siyasi iktidarla paralel düşünce yapısındaki kişilerden oluşan Olcay Göçüm’ün listesine fark atarak kazandı.

Sonuç şaşırtıcıydı aslında… Ne Demiröz, ne de Göçüm ekibi seçim sonucuna ilişkin net bir öngörüde bulunabilmişti. Önceki seçimi Zekeriya Birkan karşısında 41 oyla kazanan Demiröz’ün bu sefer işi zor deniyordu.

Demiröz’ün farklı sonuçla yeniden seçilmesinin nedenleri Bursa Barosu çevrelerinde şöyle sıralanıyor:

Birincisi; Zekeriya Birkan’ın siyasi tecrübesi ve meslektaşlarıyla ilişkisi karşısında Göçüm sakin bir yapıya sahipti. Bu nedenle Olcay Göçüm, Zekeriya Birkan’la kıyaslanamazdı!

İkincisi; Yargının genel fotoğrafı iyice netleşmiş, bağımsızlık elden gitmiş, üstüne üstlük yargının 3 eşit unsurundan biri olan savunma mesleği değersizleştirilmişti. Bu sorunlar, hükümet yanlısı bir Baro yönetimiyle asla dillendirilemez, eyleme geçilemezdi.

Üçüncüsü; Ülkenin içinde bulunduğu son durum da, avukatların tercihinde az da olsa etkili olmuş olabilirdi.

Bütün bunlara karşılık, kendi içindeki ayrışmaları, Demiröz’e yönelik eleştirileri seçim sandığına giderken askıya alan sol bloktaki gruplar, bir sonraki seçim için yarından tezi yok çalışmaya başlama andı içtiler.

Baro Başkanı Ekrem Demiröz ise “Farklı bir şekilde kazandık diye kendimizi salıvermeyeceğiz” diyor.

Öyle de olması gerekir ki, zira yargı, savunma ve genel anlamıyla hukuk düzeni, içler acısı halde…

Ayrıca bakınız:

Benzer Konular:

Yoruma kapalıdır