Ruhların peşinde – 2

TBMM’de hayalet avı!

  • Ruhlar bulunduğu mekana iz bırakıyormuş. Öyleyse, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde son zamanlarda görüldüğü ya da sesinin duyulduğu hayaletlerin izi bulunabilir mi?
  • Parapsikoloji ve Ruhsal Araştırmalar Derneği Başkanı Cavit Utku, bulunabileceğini söylüyor. Bu izleri bulmak üzere çağırsalar gider mi peki? Kesin bir dille gitmeyeceğini söylüyor.

Evet, en son ne demişti Cavit Utku: Ruhlar, maddede iz bırakır.
Peki ruhlar, bulunduğu mekana ya da maddeye bir iz bırakıyorsa, son günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüldüğü iddia edilen hayaletlerin izleri bulunabilir mi?
“Tabii. Parapsikolojik bakış açısıyla, medyumsal yeteneği olan, derinleşebilen birisi varsa evet. O şekilde bir araştırma yapılabilir. Görülmeyen bir şeyler var orada…”
Cavit Utku, TBMM’den kaçarcasına uzaklaşıyor ve Hollanda’daki bir araştırmasını aktarıyor.
“Mesela benim Hollanda’da yaptığım bir araştırmada, oradaki literatürde kayıtlıdır. Bir evin kapıları kendiliğinden açılıp kapanıyordu.
Evin sahipleri kapıyı açmaya çalıştığında, sanki arkadan birisi tutuyormuş gibi açılmıyordu.
Zorladığı vakit, arkada görünmeyen şahıs kapıyı bırakıyor, o kişi sırtüstü yere düşüyor ve kahkaha sesi duyuluyordu. Resmen oyun oynuyordu.
Bir süre sonra o olaylar daha da çoğaldı.

Çocuğun gürültüsü

Orada oturan hanımın torunu zannediyorum, 4 yaşlarında bir çocuk. Bahçedeki havuzda boğulmuş. Sonra da havuzu kapatmışlar.
O çocuk geceleri evine geliyor, oyuncaklarıyla oynuyor, gürültü patırtı yapıyor, belli bir süre sonra da gidiyor. Bu her gün böyle oluyordu. Bu konu bana geldi. Araştırma yaptım. Bir Hollandalı’yı transa aldım ve kapının açılıp kapanmasıyla ilgili şunu çıkardık.
4 askerin savaşta orada öldüğü ve orayı terk etmediğini, kendilerini belli etmek için, kinetik dediğimiz, maddeye etki eden güçlerini kullandıklarını tespit ettik, sonra onlar ikna edilerek yollandı oradan.
Çocukla irtibata geçildi. Onun da gitmesi sağlandı. Bunu üniversiteye, parapsikoloji enstitüsüne bildirdik. Hatta benim bildirmemin yetmeyeceğini, ailenin de yazılı anlatması gerektiğini bildirdiler. Bu konu Hollanda’da literatüre girdi.”

Silkelen İhsan!

Üfff kendimi sırlar dünyasında hissetmeye başladım. Bu hikayeler tüylerimi diken diken ediyor. Şöyle bir silkelenip kendime gelmem lazım…
Hiç seyretmem ya, televizyonlarda ilginç programlar var. Sır Kapısı, Sırlar Alemi, Sırların Efendisi gibi programların çok ilgi gördüğü yazıldı, anlatıldı. Demek bundan dolayı ilgi çekiyormuş bu programlar…
“Bunların hepsi parapsikolojik olay. Eğer orada maddeye etki eden görünmeyen güç varsa, bir şeylerden etkileniliyorsa, demek ki orada ruhsal bir varlık var” diyor Utku ve devam ediyor:

Fotoğrafa fiyonk

“Ben size başımdan daha yeni geçen bir olayı anlatacağım. İsim vermeyeceğim. İstanbul’da 13-14 ay önce bir kız çocuğu intihar etti. Tanınmış bir ailenin çocuğu babasının tıpla ilgisi olduğu halde kurtaramadılar.
Onun çok samimi arkadaşı, ölüm yıldönümünde anarken, evinde ilginç bir olay oluyor.
Ölen kız arkadaşının resminin üzerine fiyonk şeklinde bir kurdele yapıştırılıyor. Çocuk annesine soruyor, anne ‘hayır ben yapmadım’ diyor.
Zaten bunalımda çocuk. En sevdiği arkadaşını kaybetmiş. Anne kurdeleyi söküp çöpe atıyor. Aradan 15-20 dakika geçiyor, ‘Anne koş buraya’ diye bağırıyor.
Bu defa farklı renkte bir fiyonk yapılmış. Hem de bu sefer çengelli iğneyle iliştirilmiş. Bu defa şok yaşıyor aile. Olamaz böyle bir şey, nasıl oluyor bu? Korkuya kapılıyorlar, bir şekilde bana ulaştılar. Kızı transa geçirerek, arkadaşıyla kontak kurdurdum. Arkadaşını ikna ederek gitmesini sağladım: Sen artık bedensiz bir varlıksın. Buralarda vaktini boşa harcama, ruhsal aleme git. Orada önün açık senin, burada kısıtlısın, bir beden kullanmak zorundasın, arkadaşının bedenini kullanıyorsun. Bu şekilde kendini belli etmeye çalışıyorsun. Bunlar yanlış şeyler…”

Artık bir daha gelmez

Kendimi, hikayenin büyüsüne kaptırmış bir halde, kurdeleyi, intihar eden kızın ruhunun, hayattaki arkadaşına bağlatıp bağlatmadığını soruyorum.
“Hayır, kendiliğinden bağlanıyor. Bedensiz bir varlığın, fizik bedene etki etmesine biz kinetik enerji diyoruz. Ölmesine rağmen, fizik maddeye etki edebiliyor. Böyle nadir varlıklar vardır.”
Sonra ne olmuş acaba?
“Aradan iki iki buçuk ay geçti, hiçbir hareket yok. Evde birilerini görüyorlardı, hareketler oluyordu. Durup dururken çöp tenekesi devriliyordu. Anne babanın da ifadesidir bunlar aynı zamanda…”

Yeniden TBMM’deyiz

Cavit Utku’nun biraz önce kaçarcasına uzaklaştığı TBMM’deki hayaletlere getiriyorum yeniden konuyu. Ankara’dan, TBMM’deki hayaletlerin izini bulmak üzere çağırsalar gidip gitmeyeceğini merak ediyorum.
Bir gazeteci olarak, bu soruyu sorarken de heyecana kapılıyorum ve 9 sütuna sürmanşete taşınacak başlık canlanıyor gözümde:
Meclis’te hayalet avı!
Bugün yaşananlardan rahatsızlık duyan TBMM’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının ruhlarının dile geldiğini anlatan bir iki cümleyle desteklenmiş gazete haberlerini hayal ediyorum.
Utku’nun anlattıklarından yola çıkarak, Meclis’in kurucularından, bugünkü uygulamalara tepki gösterip rahatsızlık duyanlar… var mıdır diye sormadan, kendisi tamamlıyor:
“Var tabii…”
Utku, kesin bir dille “Siyaset olan bir yer, bu konuya girmem” diyor ve devam ediyor:
“Bizim amacımız kendimizi ortaya atmak değil. Bilimsel olaylara yaklaşmak. Meclis’teki olayları dergimizde yayınlayabiliriz. Bu konu farklı bir konu. Saptırılmaya müsait bir konu. Biz hep bundan kaçarız. Dernek olarak böyle şeylerden uzak durmaya çalışırız. Çok kolay saptırırlar, hemen bunu abartır, kendinden de bir şeyler katarak sansasyon yaratmak için kullanırlar.
Biz bunlardan uzak kalmaya çalışırız hep.”

Ortalık karışınca çekilirim

Parapsikoloji, halk dilindeki tanımlamalarıyla ruhlar alemi, cinler, periler, her daim medyatik bir konu. Bu yüzden Cavit Utku defalarca televizyonlara çıkmış birisi. Dolayısıyla Cavit Utku da medyatik biri. Kendi deyimiyle, konunun içinde olmayan, işin içine dinsel unsurları katan abuk sabuk insanların televizyonlara çıkarak bir şeyler yaptığı zaman, ortadan kayboluyor.
Yanlış anlamayın. Görünmez adam olmak değil kaybolmak. Şarlatanlar ortaya çıktığında, hem kendinin, hem de derneğin yıpranmaması için kameralardan uzak duruyormuş.
“Yıllar önce İstanbul Ümraniye tarafında bir evde kendiliğinden yangın çıkıyordu. Koltuğun bir köşesi durup dururken yanmaya başlıyor. Sonra bir bakıyorsunuz perde yanıyor. Tabii herkes toplandı. İstanbul’da Keto diye birisi çıktı.”

Keto’nun soytarılıkları

Hani Memiş’in tokatladığı?
“Evet, hayatımda bir kere isim vermiş olayım. Adam eline tef aldı, gitti oraya ‘cinleri kovuyorum’ diye soytarılık yaptı.
Böyle durumlarda, biz çekiliriz kenara.
Orası kutsal yer gibi gösterilmeye çalışıldı. Eğer oraya bir cihaz getirilseydi, orada çok yüksek bir enerji alanı olduğunu ortaya çıkarabilirdik.” ‘Allah Allah, hayalet ya da cin ölçer cihazı yapıldı da ben mi duymadım’ diye aklımdan geçirdim. Mahcup olmamak için de sadece “Nasıl bir cihaz bu?” diye sormakla yetindim.
“Nasıl EEG beyin dalgalarını ölçüyorsa, frekans ölçen bir cihaz oradaki frekansı ölçebilirdi. Oradaki olay övünülecek bir olay değil, tam tersini söylüyorum, negatif birikimlerin deşarjıdır o olay. Evet parapsikolojik bir fenomen ama, onların anlattığı gibi değil. Çünkü kainatta pozitif ve negatip enerjiler mevcut. Enerjinin takınımı prensibinde, enerji dengeye getirilmek zorunda. Şimdi bakın depremler niye olur?”
Hoppala, nerden geldik şimdi depreme? Ne alakası var, ruhlarla depremlerin!?

Negatif enerji daha çok

Konuya birden dalamadığım için arada Reha Muhtarvari sorular sormama rağmen Cavit Utku soğukkanlı bir şekilde anlatıyor:
“Şöyle diyebiliriz. Pozitif enerjiyi bir yumak olarak düşünelim, negatif de gayet büyük bir yumak olmuş. Dünyamızda negatif enerji yayını daha çok ne yazık ki. İnsanlar daha çok negatif enerji yayıyor.
Böyle olunca denge bozuluyor. Enerjinin dengesini sağlamak için de bu tür olaylar meydana gelir ki, negatif enerjinin deşarjı sağlanır.
Bu kadar mı, oradaki insanların ıstırap çekmeleri, zorluk yaşamaları gerekmektedir. Ölmesi gereken bir çok insan ölüm olayını yaşayacaktır. Bunlar tesadüf olaylar değil, ama bunu söylemek zorundayız, Allah’tan, kötülük sadır olmaz, diye bir söz vardır. Ondan kötülük gelmez. Peki neden binlerce kişi depremde ölüyor? Cevabı şu: İşte bizim biriktirdiğimiz negatif olayların sonucu. Orada o enerji dengelenmesini, bir program yaparak, bir ihtiyaca cevap verilerek, böyle bir olay gerçekleşiyor. Biz de o olayı yaşıyoruz. Bizim ihtiyaçlarımız başkadır, isteklerimiz başkadır. Biz isteklerimizin olmasını dileriz, ama bize ruhsal alemden hayır derler. Senin isteğin bu ama ihtiyacın senin için geçerli. Buyur derler önümüze bu olayı verirler. Deprem ve benzeri doğal olaylar, bizim ihtiyacımızdan dolayı oluşturulmuş olaylardır.”