Erdal Çolak’ı son yolculuğuna uğurladık

Zatürre teşhisiyle kaldırıldığı hastanede tedavi görürken yaşamını yitiren Bursa’nın tanınmış gazetecilerinden Erdal Çolak, gözyaşları arasında son yolculuğuna uğurlandı.
Erdal Çolak için ilk tören, uzun yıllar yönetim ve denetim kurulu üyeliği yaptığı Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin Ataevler’deki binası önünde yapıldı.
Bursa protokolünün yanı sıra Bursa’da görev yapan basın mensuplarının büyük bölümünün katıldığı tören saat 15.00’de başladı. Erdal Çolak’ın ailesi, yakınları ve meslektaşlarının göz yaşlarına hakim olamadığı törende konuşan Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı, yaşananlara inanamadığını ifade etti.
Bursa basınının, Erdal Çolak’ın beklenmeyen ölümüyle büyük şok yaşadığını dile getiren Kolaylı, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Arkadaşım, dostum, meslektaşım sevgili Erdal’ı; artık sadece anılarda yaşatacak olmanın üzüntüsü, kederi içindeyim.
Yıllarca birlikte çalıştık, birçok etkinlikte beraber yer aldık. Birbirimize yol arkadaşlığı yaptık. Bursa Gazeteciler Cemiyeti, Olay Gazetesi, Bursa Hakimiyet Gazetesi, Doğru Hâkimiyet Gazetesi ve Haber Gazetesi çatısı altında birlikte, omuz omuza çalıştık.
Erdal Çolak gerek tarafsız ve titiz haberciliğiyle, gerekse çalışma arkadaşlarına yönelik sevecen tavrıyla örnek bir kişilikti. Gazeteleri her gün satır satır okur, bulduğu ilginç notları bizlerle paylaşırdı.
Genç kuşakların tarafsız ve objektif gazeteciler olarak yetişmesi en büyük ideallerinden biriydi. Her fırsatta uyarır, öğretirdi. Ve bunu güler yüzlü, şakalarla süsleyerek yapardı.
Aramızdan nasıl ayrıldığına şu an aklım sırrım ermiyor. Grip, zatürre derken, oksijen yetmezliği nedeniyle Acıbadem hastanesinde yoğun bakıma kaldırdık. Yoğun bakımda bile benimle dalga geçiyordu. Tedavisinin sonuçlanarak aramıza dönmesini beklerken, böyle bir ayrılık aklımın ucundan geçmiyordu.
Değerli dostlar, inanması çok zor ve acımız çok büyük. Sevgili Erdal’ı bugün son yolculuğuna uğurlarken, onu kalbimizde yaşatacağız. Hepimizin başı sağ olsun.”
Kolaylı’nın ardından kısa bir konuşma yapan Bursa Gazeteciler Vakfı Başkanı Ahmet Emin Yılmaz da, Erdal Çolak’ın, meslek yaşamına başlarken tanıdığı ilk gazeteci olduğunu ifade etti. Sevilen gazeteci Erdal Çolak ile uzun yıllar birlikte çalıştığını söyleyen Ahmet Emin Yılmaz, “Hepimiz Erdal’ı çok severdik. Kavga etmediğim tek gazeteci Erdal Çolak’dı. Fikir ayrılıklarına düşsek bile, kendisini çok iyi ifade eder, kırıcılıktan uzak durur, mutlaka şakalaşarak gerilimli anlarda bile gülümsetmeyi başarırdı. O’nu çok özleyeceğim” diye konuştu.
Son olarak aile adına söz alan merhum gazeteci Erdal Çolak’ın oğlu Emre Çolak da, törene katılanlara teşekkür etti. “Babamın arkadaşları olarak burada bizlere sahip çıkan siz değerli insanlara en içten teşekkürlerimi sunuyorum” diyen Emre Çolak’ın  konuşmasının ardından, Erdal Çolak’ın abisinin isteğiyle başka konuşma yapılmadı ve merhum gazetecinin cenazesi Yıldırım Beyazıt Camiine götürüldü.
Yıldırım Beyazıt Camiine kılınan ikindi namazının ardından cenaze namazına geçildi. Kalabalık bir katılımla gerçekleşen cenaze namazından sonra Hamitler Mezarlığı’na gidildi ve merhum gazeteci Erdal Çolak ailesi, yakınları ve meslektaşları tarafından son yolculuğuna uğurlandı.
ERDAL ÇOLAK
Erdal Çolak 10 Nisan 1956’da Ankara’da doğdu.
Mesleğe 1974 yılında lise son sınıf öğrencisiyken Haber gazetesinde polis-adliye ve vilayet muhabirliğiyle başladı.
1980-83 yılları arasında Anadolu Ajansı Bursa Bölge Müdürlüğü’nde çalıştı. Bu yıllarda, Türkiye Gazeteciler Sendikası Bursa Şubesi’nin yönetim kurulu üyeliği yaptı.
Daha sonra Hâkimiyet ve Bursa Hakimiyet gazeteleriyle Flash TV’de görev yaptı.
1987’de Olay gazetesinin ilk kuruluşunda görev aldı. Gazetenin haber müdürlüğü görevine getirildi, bu görevini 2006 yılına kadar sürdürdü.
2010 yılında Haber Gazetesi’nde Genel Yayın Müdürlüğü yaptı.
2009 – 2012 döneminde Bursa Gazeteciler Cemiyeti Denetleme Kurulu Başkanı olan Erdal Çolak, son olarak 2012 – 2015 döneminde de Bursa Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu’nda görev aldı ve Başkan Vekilliği görevini üstlendi.
Sürekli Basın Kartı sahibi Erdal Çolak evli ve 2 çocuk, 1 torun sahibiydi.

Yunuseli BGC Konutları Türkiye’nin gururu olacak

TOKİ Başkanı Mehmet Ergün Turan, TOKİ’nin Bursa Yunuseli’nde yapımını gerçekleştireceği BGC konutlarının Türkiye’nin gururu olacağını söyledi.

Mimar ve Mühendisler Grubu’nun 5. Olağan Genel Kurulu’na katılan TOKİ Başkanı Mehmet Ergün Turan, günümüzde insanların konut taleplerinin değiştiğine dikkat çekti. İnsanların sadece barınma değil, yaşam alanı istediğini ifade eden TOKİ Başkanı Turan, “Medeniyetin inşası için bu ülkenin son 30-40 yılını irdelemek lazım. Başbakanımızın da ifade ettiği gibi dikey mimariden yatay mimariye geçeceğiz” diye konuştu.

Mahalle kültürünü yansıtacak projelere 4 ilde inşa edecekleri konutlarda yer vereceklerine işaret eden Turan, sözlerini şöyle sürdürdü;

“Bursa Yunuseli BGC konut projesinde yatay mimari başta olmak üzere tüm hassasiyetleri hayata geçirmeye çalıştık. Yunuseli BGC konut projesi tamamlandıktan sonra sosyal donatı alanlarımız, Türkiye’nin gurur duyacağı eserler olacak.  TOKİ olarak etrafı çevrili siteler inşa etmeyeceğiz. Sosyal ihtiyaçlara cevap verecek projeler yapacağız. Bin daire de olsa, projede mahalle kültürünü oluşturmaya çalışıyoruz”

Yaklaşık 53 ilde kentsel dönüşüm faaliyetlerini yürütüyoruz. Deprem kuşağı neresiyse önceliğimiz orasıdır. Çok yakın bir zamanda Gemlik’te de yeni bir şehirleşme başlatacağız. Kentsel dönüşümde 40 bin konutluk inşaatımız devam ediyor, 281 bin konut planlamamız da var.”

TOKİ olarak düşük faiz ve uzun vadede 140 bin liraya kadar vatandaşlara restorasyon kredisi verdiklerini de müjdeleyen Turan, bunun tüm vatandaşlara sunulan bir imkan olduğunu, restorasyonun kontrollerini de TOKİ’nin yaptığını belirtti.

BGC yeni yönetimi görev dağılımı yaptı

10974285_10153179217068641_4172068654334756356_oTürkiye’nin en etkin basın meslek kuruluşlarından Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin 6 Şubat 2015 Cuma günü yapılan genel kurulunda başkanlığa Nuri Kolaylı yeniden seçildi. Türkiye genelinde 84 basın meslek kuruluşunun üye olduğu Gazeteciler Konfederasyonu’nun genel başkanlığını sürdüren Nuri Kolaylı genel kurula katılan 302 delegenin tamamının oyunu aldı.

 

Genel kurulda tek liste ile gidilen seçimlerin açık oylama ile yapılması oybirliği ile kabul edildi ve Nuri Kolaylı Başkanlığı’ndaki liste okundu. Üyelerin tamamının oyu ile 2015 – 2017 dönemi için seçilen listede şu isimler yer aldı:

BAŞKAN: Mehmet Nuri Kolaylı.

YÖNETİM KURULU ASIL: Fuat Kars, Fehim Ferik, İhsan Bölük, Hakan Işıkkent, Hülya Saatçi, Ruhi Berber, Necat Kırbulut, Uğur Uslubaş, Mesut Demir, Ersin Yıldıran, Hüseyin Yeşilkavak, Tuna Çam, Volkan Tezcan, Caner Evyapan.

YÖNETİM KURULU YEDEK: A.Cemal Ekentok, R.Faruk Kahraman, Ali Atmaca, Rıdvan Tümenoğlu, Ufuk Alıntaş, Tarık Kay, Fikriye Akbaş, Musa Öztürk, Tuğçe Can Bahçevan.

DENETLEME KURULU ASIL: İsmet Acar, Mehmet Gerçeksi, Salih Demirci.

DENETLEME KURULU YEDEK: Barbaros Koçanalı, Ahmet Kundakçı, Hüseyin Altınırmak.

MARMARA GAZETECİLER FEDERASYONU DELEGELERİ: Mehmet Nuri Kolaylı, Fikret Sönmez, Ersel Peker, Vedat Yücebaş.

TÜRKİYE GAZETECİLER FEDERASYONU DELEGELERİ: Mehmet Nuri Kolaylı, Erdal Çolak, Y.Can Topaktaş, Serkan Yetişmişoğlu.

Pazar günü de ilk toplantısını yedek üyelerle birlikte yapan Bursa Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu’nda Fuat Kars, Fehim Ferik ve Necat Kırbulut başkan yardımcılıklarına, İhsan Bölük de genel sayman seçildi.

Bayram seyran yok, bakın dalganıza!

gazeteciDünden itibaren başladı, 10 Ocak Gazeteciler Günü kutlamaları… 1961 Anayasası ile gazetecilere tanınan haklardı, günü bayram eden… Sonra 12 Mart Muhtırası ile birlikte “bu hak fazla” deyip bir kısmı geri alındı. Sonrasında gelen aldı, giden aldı!

Buna rağmen bugün en özgür basın Türkiye’de imiş! Kim demiş bunu? Daha birkaç gün önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan…

Bu platformda, yani www.ihsanboluk.com.tr’de gördüğünüz bundan önceki son yazımdır, “Yazılarınla bize zarar veriyorsun” denilerek işime son verilmesine neden olan… Hakaret yoktu. Eleştiri yoktu. Sadece bir yargı kararıyla ilgili bilgilendirme vardı yazıda…

Öncesinde de uyarılmıştım. “Aman hükümete dokunma”, “Aman Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe’ye dokunma” denmişti defalarca… Çok kamçıladım kendimi dokunmamak için. Ama dizginleyemedim bir türlü…

Bu iflah olmaz hal, müzmin muhalif tavrımın yansıması değildi. Sadece gazetecilik mesleğinin evrensel ilkelerine bağlılığın vücuda getirdiği bir duruştu. Mesleğe bakış açısı, yaşam görüşü, bugüne kadar aldığı mesleki terbiye gereği doğruya ulaşmak için sorgulayan yapım nedeniyle, bugün (emekli ama zihnen emekli olmayacak kadar genç) işsiz bir gazeteciyim!

Dolayısıyla bugün bayram değil benim için! Peki, halen “çalışıyor” olan gazeteci arkadaşlarıma bayram mı? Asla…

Bugün medyalarda hangi koşullarda çalışıldığını, ücretlerin, sosyal hakların ne olduğunu, bir zamanlar benim de söyleyemediğim gibi genç arkadaşlarım da söyleyemiyor şimdi… Utanıyorlar çünkü… Emekçilerin hakkını alamaması, gazete patronlarına yapılan siyasi baskı, bugün medyaları ne yazık ki dördüncü kuvvet olmaktan çok uzaklara itti. Hoş, diğer kuvvetler çok mu sağlam? Değil elbette… Yargının durumu malum! Yasama deseniz, tek ağıza bakıyor! Yürütme, yürütüyor!

“Kuvvet” kalmadı ki memlekette, çağdaş demokrasilerin olmazsa olmazı “kuvvetler ayrılığı” ilkesi hayata geçirilsin! “Kuvvet kalmadı” derken, Türkiye’nin, demokrasinin nimetleri sayesinde tek bir adama nasıl bağlandığını biliyoruz hepimiz!

Böyle bir ortamda nasıl bayram yapabilirsiniz ki? O yüzden sosyal medya üzerinden kutlama filan yazmasın kimse bana… Kutlanacak bir şey yok zaten… Yazmayın, kutlamayın ki, bir süredir müziğe sarılarak unutmaya çalıştığım yarama tuz basmayın!

Kağıt fabrikası planı caart!

kağıt fabrikasıŞubat ayında yazmıştık. Albayrak Holding’in İznik Gölü kenarında kurmak istediği kağıt fabrikasına olanak sağlayacak imar planı değişikliğinin yürütmesi, idare mahkemesince durdurulmuştu. Üstelik plan değişikliğini yapan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın savunması bile istenmeden… Bursa 2. İdare Mahkemesi, yürütmeyi durdurmakla kalmadı, plan değişikliğinin iptaline hükmetti.

Davayı, kendi adına asaleten, Bursa Barosu adına da vekaleten Orhangazili Avukat Erol Çiçek ile Ziraat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi açmıştı. Süreç şöyle işledi:

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İznik Gölü 1/25000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda 2 Ekim 2013 tarihinde değişiklik yaptı. Değişiklik sadece bir parseli kapsıyordu. Örnekköy 108 Ada 1 nolu parsel… Söz konusu parsel, tarımsal niteliği korunacak alan iken sanayiye dönüştürülmüştü.

GÖLÜ GÖRDÜLER Mİ ACABA?

Ankara’da bu kararı veren bürokratlar, belki de İznik Gölü’nü, çevresini hiç görmemişlerdi. Belki de siyasi bir talimatla yapmışlardı… Ama İznik Gölü’nün hayati önemini bilen Bursalılar, bir oldubittiye sessiz kalamadı. İdare Mahkemesi’ne başvurarak plan değişikliğinin iptali istendi. Bursa 2. İdare Mahkemesi de şöyle dedi:

“Plan değişikliği yapılan alan, ülkemizin korunması gerekli doğal yaşam alanı ve su havzası olan İznik Gölü’ne ait koruma alanı içindedir. 100 bin ölçekli planda ‘irdelenecek sanayi alanları’, diğer bir deyişle sağlıklaştırılacak sanayi alanları arasındadır. Tarımsal niteliği korunacak alan statüsündedir. Örnekköy, 108 ada 1 parsel sayılı taşınmazın sanayi alanı olarak belirlenmesine yönelik dava konusu işlem, bu alanda yapılacak sanayi tesisine zemin hazırlamaya yöneliktir. 100 bin ve 25 binlik plan hükümleri ile İznik Gölü havzası koruma ilkeleri ile ilgili mevzuat yönünden hukuka uyarlık bulunmadığından, dava konusu işlemlerin iptaline…”

AVUKAT ÇİÇEK’TEN ÇAĞRI

Bu kararla, elden geçirilmesi planlanan sanayi tesislerinin yanına yeni bir fabrikanın kurulması şimdilik engellenmiş olurken, Avukat Erol Çiçek, Orhangazi’yi “İkinci Dilovası”na çevirmek isteyenler olduğunu söylüyor.

Bu çevrelerin mevcut planları görmezden gelerek, zaten otoyolla parçalanan Orhangazi Ovası’nı, yeraltı su kaynaklarını ve İznik Gölü gibi ileride stratejik öneme sahip olacak bir tatlı su kaynağını kâr hırslarına kurban etmek istediklerini öne sürüyor.

Çiçek’in, başta Orhangazi kamuoyu olmak üzere, tüm sivil toplum örgütlerine bir çağrısı var…

“Elde kalan doğal değerleri korumaya, gelecek nesilleri doğrudan etkiyecek bu ve benzeri konularda daha duyarlı olmalıyız.”

YAPTIKLARINIZ GÜNAHINIZI SİLMEZ!

Yazıya son noktayı koymadan önce, Bursa milletvekillerine soralım bakalım! Ankara’da Bursa’yı bilmeyen, belki İznik Gölü ve çevresini hiç görmemiş bürokratlar -ister kafasına göre, ister talimatla hiç fark etmez- plan değiştirirken, siz ne yapıyorsunuz?

Biliyoruz aslında ne yaptığınızı!

Şunun şurasında 3-5 ay süreniz kaldı. Böyle nüfuzlu kişilerin işlerine burnunuzu sokup da, olası ikinci dönem için adaylığınızı tehlikeye düşürecek değilsiniz!

Bilmelisiniz ki, yaptıklarınız göz yumduklarınızın günahını silmez!

Burun direği sızlatan fotoğraf sergisi!

kemal demirelEğitim sistemimizi bir bütün olarak ele aldığımızda, tutacak bir taraf bulamıyoruz. Neresinden tutsan dökülüyor. İlköğretimden liseye geçişte hemen hemen her yıl değişen sınav yöntemi, okula rağmen dersane gerekliliği, çocuklarımızın yetenekleri doğrultusunda yönlendirilememesi, elde edilen puana göre herhangi bir üniversite ve sonuçta çoğunlukla başarısız, mutsuz bir gelecek! Son yıllarda dini eğitime yönelişin Türkiye’nin geleceğine olumsuz etkisi ise başlı başına ayrı bir sorun…

Eğitimin bugün yaşadığı problemler bütünü, Köy Enstitüleri’nin kapatılmasıyla başlıyor aslında… Köy Enstitüleri’nin kapatılmasının altında yatan da gericilikti. Ve perde arkasında, bu gericiliği çok iyi kullanan ABD vardı. İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru SSCB tehdidine karşı İsmet İnönü’nün askeri destek istemesine karşılık ABD’nin koşullarından biriydi, komünist sisteme benzer uygulamaların kaldırılması… Köy Enstitüleri topun ağzındaydı.

Nitekim 1954 yılına kadar yıpratıla yıpratıla çökertildi Köy Enstitüleri…

 

TÜRKİYE’YE EN BÜYÜK İHANET!

 

Eğer Köy Enstitüleri kapatılmasaydı, bu yazının esin kaynağı fotoğraf sergisi de olmayacaktı büyük olasılıkla… Bursa Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’ndeki fotoğraf sergisinde ne vardı peki?

Taşımalı eğitim sistemi nedeniyle boşaltılmış, harabeye dönmüş, kimi ahır olarak kullanılan, çoğunluğu köy muhtarlığının ardiyesine dönüştürülmüş okul binalarının fotoğrafları…

CHP Bursa önceki milletvekillerinden Kemal Demirel, 12 ilde gezdiği köylerde boşaltılan bu okulları fotoğraflamış ve sergiliyor. Sergiyi gezenin burnunun direği sızlıyor. İlkokulu doğduğu köyde okuyanlar, çocukluk anılarını tazelerken gözyaşlarını tutamıyor!

1989 yılında, Anayasa’nın herkese eşit eğitim hakkı tanıyan ilkesinden yola çıkılarak başlatılan taşımalı eğitim sisteminin, bugünkü koşullarda faydası var elbette… Ancak, köyleri boşaltıp nüfusun neredeyse tamamını kentli yapmak, Türkiye gibi verimli arazilere sahip, tarımsal ürün açısından bırakın kendine yetmeyi, fazlasını bile üretebilen bir ülkeye kendi insanları tarafından yapılabilecek en büyük ihanet olmalıydı!

 

BAŞKA MİLLETLERE YEM OLMAK!

 

Atatürk’ün yerleştirmeye çalıştığı ulus bilincinden yoksun nesillerin Türkiye’yi getirdiği noktayı hepimiz biliyoruz. “Milli değer”lerden dem vuranların milli ne varsa köküne kibrit suyu döktüğü ülkemde binlerce köyün okulunun ahıra, depoya dönüşmesi neler kaybettirdi düşündünüz mü hiç?

Bir kere okul demek Cumhuriyet Bayramı’nı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlamaktı… Hafta başı ve sonunda İstiklal Marşı’nı okumak, tüm köye dinletmekti… Çanakkale Şehitleri’ni anmak, 30 Ağustos Zaferi’ni kutlamaktı…

Taşımalı eğitimle birlikte okulu kalmayan binlerce köyün pek çoğunda bırakın milli bayram kutlamayı, bayrak bile asılmaz oldu artık. Zaten zayıf olan ulusal bilinç, okul binalarıyla birlikte çöktü, çöküyor!

Bu gerçeği fotoğraflarla gözümüze sokan Kemal Demirel’e teşekkürler… O fotoğraflardan birinde Demirel, Atatürk’ün yüzüncü doğum yıldönümü olan 1981 yılında yapıldığı anlaşılan, ama Atatürk’ün büstü sökülmüş bir kaidenin önünde duruyor. Mermer kaidedeki yazı şöyle:

“Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen milletler, başka milletlere yem olurlar.”

İmza: K. Atatürk

Dünyayı okumanın en kestirme yolu!

dünya internet kullanımıDünyayı anlamak için, her alanda yazılmış her kitabı okumak, her ülkeyi gezip görmek gerekmiyor. Dünyada neler olup bittiğini kavramak için, belli başlı haritalara bakmak yeterli… Ana hatlarıyla bu kavrayışı sağladıktan sonra, okuyarak, gezip görerek ayrıntılı bilgilere sahip olabilirsiniz elbette…

Sadece biliyor olmak da yeterli değil. Bilgiyi üretime, gelişime ve kazanca dönüştürmek gerek… Hele ki, global rekabetin acımasız kurallarıyla mücadele etmek için, okuduğumuz bu haritaları çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor.

Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD)’ın Uluslararası Koordinatörü Dr. Bahadır Kaleağası, önceki akşam Bursa Sanayici ve İşadamları Derneği (BUSİAD)’ın geleneksel Çekirge Toplantısı’nda Bursalı işadamlarına 4 farklı dünya haritası gösterdi.

4 FARKLI HARİTA

Birinci harita, dünyanın uzaydan gece görüntüsüydü. En çok aydınlatılan, yani enerjinin kullanıldığı bölgeler Kuzey Amerika, Avrupa ve Japonya idi…

Bu haritadan çıkarılacak sonuç şu olmalıydı: Dünyanın geleceği enerjiye endeksli!

İkinci harita yine dünya haritasıydı. Bu kez kıtalar içi ve dışındaki çizgilerin yoğunluğu hava trafiğini gösteriyordu. Bu da gelişmişliğin en önemli işaretlerinden biriydi.

Demek ki buradan çıkarılacak sonuç “Hava ulaşımın yoksa papazı buldun demekti!”

Dr. Bahadır Kaleağası, “Bir zamanlar Bursa’dan havayolu seyahati için İstanbul’a gidiliyordu” dediğinde, kendisini dinleyen işadamları hep bir ağızdan mırıldandı: “Hala öyle!”

Ve tabii ki internet ağ haritası… Bilindiği gibi Amerika ve Avrupa ileri boyutta internet kullanımıyla dikkati çekerken, Türkiye’nin rengi bu haritada belirginleşiyor. Ancak ağırlık Facebook ve Twitter’da…

AB ÜYESİ OLUR MUYUZ?

Bu pencereden bakıldığında Türkiye’yi gelişmiş ülke olarak değerlendirebilirmişiz. Kaleağası, sosyal medyada iyi olmamızı, “içinden özgürlük geçtiği için önemli” diye yorumluyor ama gelişmişliğin tehdidi olan biyolojik ve dijital virüslere de dikkat çekiyor.

Bu genel bilgilendirmeler iyi de, herkesin kafasındaki soru, Türkiye-AB ilişkilerinin seyri, Türkiye’nin AB üyesi olup olamayacağı…

Kaleağası’nın bu konudaki açıklamaları şöyle:

“AB ile ilişkilerimizde önemli bir ufka doğru gidiyoruz. Aslında yapmamız gerekenlerin büyük bir kısmını yaptık. Özel sektörü ilgilendiren mevzuatın yüzde 80’i Brüksel’de karara bağlanıyor. Türkiye’de de bu mevzuatın yarıdan çoğu iç hukuka aktarılmış durumda… Dolayısıyla AB müktesebatı Türkiye’de önemli derecede etkin…  Geriye kalan kısım ise daha çok tarımla ilgili. Bunu da halledebilirsek Türkiye, AB’ye oldukça entegre bir hale gelir.

EN CİDDİ UYARI

Dünya yeniden şekilleniyor. Bu manada Türkiye, pek çok yerde oluşan birlikler nedeniyle dışarıda kalma riski taşıyor. Fakat uluslararası yatırımcılar ‘Türkiye intihar etmez, tekrar AB’ye yönelir’ düşüncesi taşıyor. Zaman, karamsarlık zamanı değil. Toparlayıp, bastırıp, doğru olanı sürekli söylemeliyiz. Bence bunun için en doğru zamandayız.”

Kaleağası’nın, Türkiye’nin AB’deki imajına yönelik ifadesi çarpıcıydı. “Ortadoğu’da etkin olmak iyi, fakat ‘Ortadoğulu’ olmak kötü”ydü. Bu bakış açısıyla, dünya yeniden şekillenirken, Türkiye’nin “yeni birliklerin dışında kalma riski taşıdığı” cümlesi en ciddi uyarıydı.

Erdoğan’ın sözlerinin altına imzamı atarım!

Atatürk

AtatürkCumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Atatürk’ün 76. ölüm yıldönümü nedeniyle Ankara Ticaret Odası Kongre Merkezi’nde düzenlenen törendeki şu sözlerinin altına imzamı atarım: “Gazi Mustafa Kemal’in 23 Nisan 1920’deki milli irade vurgusu hep geri plana atıldı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk şablonlardan kurtarılarak öğrenilmeli öğretilmeli ve o şekilde anlaşılmaya çalışılmalıdır.”

Tek başına “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözü yetmez Atatürk’ü anlamaya ve anlatmaya… Erdoğan’ın da dediği gibi, bu şablonun dışına çıkarmalıyız Atatürk’ü… Başka konularda söylediklerine de dikkat kesilmeliyiz.

Mesela, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözünün ardına Atatürk’ün şu sözlerini de eklemeliyiz:

AKLIN VE İLMİN REHBERLİĞİ

“Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen erişemediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.”

Belki şu sözünü de;

“Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.”

Ama asıl eklenmesi gereken cümleler de, Atatürk’ün 1 Şubat 1933 tarihinde Bursa’da yaşanan Türkçe Ezan olayını değerlendirirken söyledikleridir belki de…

“Dinin siyasete alet edilmesine asla müsamaha edilmeyecektir. Çünkü sorun din değil, dildir. Bilinmelidir ki Türk halkının milli dili, benliği bütün hayatına hakim kalacaktır.”

EN HAKİKİ TARİKAT, MEDENİYET!

Ve tabii ki, en çok bilinen şu sözü:

“Arkadaşlar, efendiler ve ey millet! İyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.”

Şu cümlelerle de tamamlamak gerek belki de Atatürk’ten alıntıları…

“Din, lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur. Yalnız şurası var ki din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanın emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve tefekküre karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz, kasde ve fiile dayanan bağnaz hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere fırsat vermeyeceğiz.”

GELECEĞİN ÖĞRENCİSİNİ YETİŞTİRMEK

Atatürk, akıl ve bilim demiş ya hep… Bunun da ancak eğitimle geliştirilebileceğini biliyoruz. Bilimsel akılla hareket eden donanımlı genç kuşaklara ihtiyacı var bu ülkenin… Bursa Çağdaş Eğitim Kooperatifi, bu amaçla “Geleceğin öğrencisini yetiştirmek” başlıklı panel düzenliyor.

Bugün, saat 17.30’da 3 Mart Azizoğlu İlkokulu ve Ortaokulu Konferans Salonu’nda düzenlenecek panelin konuşmacıları Hacettepe Üniversitesi emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bozkurt Güvenç ile İstanbul Kültür üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hasan Şimşek

İzlemenizi öneririm…

Tek evrensel dil müzikle anıyorum Ata’mı!

AtatürkKulağımda Tchaikovsky’nin “Dance of the reed pipes” ezgisi… “Fındıkkıran Balesi”nin ikinci perde eserlerinden biri… Fakat içim buruk… Önümde bir kitap… Kitapta, Mustafa Kemal Atatürk’ün müzikle ilgili söylevlerinin derlendiği bir bölüm… Mustafa Kemal Atatürk, “Müzikle ilgisi olmayan varlıklar insan değildir. Eğer söz konusu olan yaşam insan yaşamıysa müzik kesinkes gereklidir. Müziksiz hayat zaten yok demektir. Müzik yaşamın neşesi, ruhu, sevinci ve her şeyidir. Yalnız müziğin türü üzerinde durulabilir” diyor, 14 Ekim 1925’te İzmir Kız Öğretmen Okulu’ndaki konuşmasında…

ZEYTİNYAĞLI YİYEMEM AMAN!

Parantez açıyoruz burada…

Cumartesi günkü görüntüyü kelimelerle resmetmemiz gerek. Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi önünde, insan boyunca demir kafeslerin arkasında, kimi kara çarşaflı, ama çoğunun başı kapalı kadınların coşkulu türküler karşısında kıpırtısız bir şekilde Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu bekleyişi canlanıyor gözümde… En Başta, kapitalist-emperyalistlerin margarin ve sentetik kumaş satmanın yolunu açmak için siparişle yaptırdığı iddia edilen “Zeytinyağlı yiyemem aman, basma fistan giyemem aman” türküsü, oturduğum yerde beni bile coştururken, kadınların ara sıra kürsüye gelen “cazgır”ın yönlendirmesiyle coşmasını içim buruk izledim!

Kapattık parantezi…

BİZANS’TAN KALMA ŞEYLER!

Atatürk, 24 Mart 1930 tarihinde Vossiche Zeitung Gazetesi muhabirine verdiği demece, Montesquieu’nün “Bir ulusun müzik konusundaki eğilimine önem verilmezse o ulusu ilerletmek olanaksızdır” sözünü okuduğunu ve onayladığını söylüyor. Muhabirin, “Biz batılıların, doğunun anlayamadığımız bir sanatı varsa o da müziğidir” sözleri üzerine Atatürk şöyle yanıt veriyor:

“Bunlar hep Bizans’tan kalma şeylerdir. Bizim gerçek müziğimiz Anadolu halkından dinlenebilir. Bunların işlenmesi, geliştirilmesi yoluyla ilerleme sağlanması olanaksız mıdır? Batı müziği bugünkü haline gelinceye kadar kaç zaman geçti? Dört yüz yıl kadar!”

Atatürk’ün, güzel sanatlar konusunda zevki tartışma götürmeyecek kadar yüksek… 1 Kasım 1934 tarihinde, TBMM’nin 4. dönem açılış töreninde yapılan müziği beğenmez ve şu çarpıcı cümleleri kurar:

YÜZ AĞARTICI DEĞER!

“Arkadaşlar, güzel sanatların hepsinde ulus gençliğinin ne yönde ilerletilmesini istediğinizi bilirim. Bu yapılmaktadır. Ancak bu konuda en çabuk ve en önde götürülmesi gerekli olan Türk müziğidir. Bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü, müzikte değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir.

Bugün dinletilmek istenen müzik yüz ağartıcı değerde olmaktan uzaktır. Ulusal, ince duyguları, düşünceleri anlatan, yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları son genel müzik kurallarına göre işlemek gerekir. Ancak bu yoldan Türk müziği yükselebilir, evrensel müzik içinde yerini alabilir.”

Mustafa Kemal Atatürk, 2 Eylül 1936 tarihinde İstanbul’da yapılan Balkan Folklor Festivali sonunda Beylerbeyi Sarayı’ndaki baloda yaptığı konuşmasında şöyle koyuyor noktayı:

GELİŞMENİN KANITI

“Bir ulus çok konuda devrim yapabilir. Ama müzik devrimi ulusların yüksek düzeyde gelişmesinin kanıtıdır.”

Aradan bir ay geçiyor ve Atatürk, TBMM’nin 5. dönem açılışında “Ankara’da bir konservatuvar ve temsil akademisi kurulmakta olduğunu belirtmek benim için bir zevktir” diyor.

* * *

Bugün 10 Kasım… Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 76. yıldönümü… O’na, devrimlerine, ilkelerine karşı savaş açan, değersizleştirme çabası içinde olanlara inat, insanlığın evrensel dili müziğin notalarıyla bir kez daha haykırıyoruz:

Seni unutmayacağız, unutturmayacağız!

Ufkumuzu aydınlatan ilkelerinle sonsuza dek yaşayacaksın Ata’m!

Merinos’a gider iken çevirdiler yolumu, zaptiyeler bağladılar kolumu!

Ahmet Davutoğlu

Ahmet DavutoğluDügah makamında, çok bilinmeyen bir İstanbul Türküsü var. “Aksaray’dan iner iken çevirdiler yolumu, zaptiyeler bağladılar kolumu” diye başlar. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ak Saray”ı ile ilgisi yok. Uyarayım baştan. İstanbul’daki Aksaray semtinden bahsediyor. Kıvrak bir türkü… Dokuz sekizlik formuyla tam bir Roman havası…

Önceki gün bu türküyü mırıldanarak Merinos Parkı’na girdim. Girerken türkünün ritmiyle kıpır kıpırdım. Başbakan olarak Bursa’ya ilk kez gelecek olan Ahmet Davutoğlu’nu izlemeye böyle gidiyorum. Ne keyif, ne keyif!

Kıpır kıpırım ya, Merinos’un güney kapısında polis üzerimi arayınca gıdık aldığımı zannetti.

“Pardon, üstünüzü aramak zorundayım” dedi.

Ellettim her yerimi, yapacak bir şey yok, keyif aldım!

HAY O TALİMATI VERENİN…

Kalabalığın Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nin havuz tarafına yöneldiğini görünce sürüye katıldım! Kafeteryanın orada sağa doğru yönelen sürüden ayrılmam gerektiği hissine kapıldım. Boynumda at nalı kadar Basın Kartı var çünkü. Ayrıcalıklı olmalıydım. Arkasında televizyon yayın araçlarının bulunduğu bir barikat gördüm.

İki polis geçirmedi, iyi mi! Basın mensuplarının kuzey kapısından alındığını söylediler.

Ne yani, şimdi parkın dışına çıkacağım, dolanacağım, kuzey kapısından giriş yapacağım öyle mi?

“Talimat böyle” dediler. “Hay o talimatı verenin…” deyip ayrılırken, polislerden biri onayladı:

“Ha şöyle, talimatı verene söylen, bize değil!”

FARUK ÇELİK’E NE OLDU?

Sürünün arasına daldım yeniden. Labirentin içinde çıkış arayan fare zannettim kendimi… Birazdan “Basına ayrılan yer burası” deyip yöneltildiğim kanalda, arenaya sürülen kızgın boğaya dönecektim…

Basına, sağlık görevlilerine, sivil polislere ayrılan o daracık kanalda oturabilecek bir yer bulabildiğim için şanslıydım. Dinlenince, kızgın boğanın yerini kafesinde fıstık bekleyen maymun aldı!

Barikatın arkasında sağa dönünce protokolde oturanları, sola dönünce kürsüde konuşanı görebiliyordum.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik en erken gelip, uzun süre en arka koltukta oturdu. Başbakan gelince selamlaştı, ön sıraya oturduğunu gördüm ama sonra gözden kayboldu. Bakanlar anons edilirken de adı okunmadı. Herhalde “raporlu”ydu!

Konuklar arasında AKP Bursa İl Başkanı Cemalettin Torun için de “Celalettin Torun da aramızdalar. Hoş geldiniz” denince, maymun dönüştü bu kez şaşkın ördeğe! O sırada Milletvekili Tülin Erkal Kara ile göz göze geldik, güldü bana!

İçişleri Bakanı Efkan Ala ile de göz göze mi geldik, ben mi öyle hissettim, birden zaptiyeler geldi aklıma! Barikatın arkasına sindim!

AMA AĞLATTI BE!

Davutoğlu’nun konuşması sırasında çok önemli bir telefon çağrısı üzerine ayrıldım. Bindim Bursaray’a… Yanıma bir amca dikildi, elinde parti bayrağı var.

“Neler dedi Başbakan?” diye sordum.

“Kafa mı kaldı yaşlılıktan!” diye yanıtladı. “Gitmeseydin, otursaydın evinde sıcacık!” dedim.

“Ama ağlattı be!” dedi.

“Hayırdır, ne dedi de ağlattı?” diye sordum. Kudüs, Filistin, Yahudi zulmü filan!

“Hadi biz de Yahudilere saldıralım o zaman!” dedim.

“Yok be!” dedi, “Biz baş edemeyiz onlarla! Dünyanın her yanını ele geçirmişler. Biz ancak kalben buğz ederiz!”

BEN ANLADIM SENİ!

70 yaşında, işçi emeklisiymiş. “Yetiyor mu maaş?” diye sordum. “Ne kadar çok olsa da insanoğluna yetmez” dedi. Ama bir yaşam standardı olduğundan bahsettim. İşine gelmedi söylediklerim…

“Sen boşver Filistin’e ağlamayı, geçen ay doğalgaza yüzde 10, ulaşıma yüzde 50 zam yaptılar. Bunlara ses çıkarıyor musun?” dedim.

“Ben anladım seni!” diyerek, yan yan gitti trenin kapısına doğru ve ilk durakta indi.

Nasıl anlamıştı beni acaba, çok merak ettim. Onun gözünde “Pararlelci” miydim, “Gavur CHP’li” mi, “gomonist” mi yoksa “Yahudi dölü” müydüm?

Neydim acaba?

 

—BEYİN CİMNASTİĞİ—

 

Davutoğlu geldi, tozu dumana kattı
Arınç kürsüde hem ağladı hem ağlattı
Onlar ağladı, ben güldüm
Gülmekten sigortam attı