“İtiraf ediyorum.. Nazım Hikmet’in ‘Akrep gibisin kardeşim’ şiirinde tarif ettiği milyonlarcasından biriydim ben de.. Koyun gibiydim.. Gocuklu celep kaldırdığında sopasını, sürüye katılıverdim! Mesleğe başladığım çocuk yaşlarımdan emekliliğime kadar upuzun zaman akıp geçiverdi, anlayamadım.. Örgütlülük bilincine erişemedim, eriştirmediler bir türlü! Binlercesine, milyonlarcasına yapıldığı gibi! Korktum! Şarabımı en kalitelisinden vermek için üzüm gibi ezildim..”

* * *

2009 yılında yazmıştım bu satırları. Bursa’daki bir yerel gazetede, patronaj değişikliği sürecindeki boşluktan yararlanan meslektaşlarımın sendikal örgütlenmesine sevincimi dile getirmiştim. O mücadele kırıldı, sevincim de kursağımda kaldı.

* * *

Bursa’da birkaç gündür otomotiv işçilerinin eylemi var. Yine aynı sevinci yaşıyorum. Üyesi oldukları sendikanın toplu sözleşme teklifindeki koşullardan hoşnut olmayan işçiler iş bıraktı. Eylemin kıvılcımları başka fabrikalara da sıçradı.

Bugünkü siyasal anlayış işçiye, memura göstermelik sendikal haklar verirken, “hak verilmez, alınır” deyip de haykıranın olmaması ne acı!

İşte bu nedenle otomotiv sektörü işçilerinin bu hareketinden umutlandım. Son yıllarda her kesime uygulanan sindirme politikalarının artık işe yaramadığını, bundan sonra hiç yaramayacağının işaretidir Bursa’da yaşananlar..

Türkiye’de sermaye, din odaklı siyasi anlayışla kol kola girdi. Girmemek için direnenler “taraf olmayan bertaraf olur” tehdidiyle hizaya getirildi. İşçi de erzak ve kömür paketleriyle avutuluyordu zaten.. Yaşananlar, sarılığından şüphe etmediğimiz sendikaların, hükümetin, destekçisi olan sermayenin uydusu haline geldiğinin kanıtı..

Bursa’daki otomotiv işçilerinin direnişi, yurt genelinde emekçi kesimin aklını başına getirir sanırım.

Hakkın hiçbir zaman verilmeyeceğini, ancak örgütlü mücadeleyle alınacağını kafalarına kazımaları gerekiyor.

Zaten uzun yıllar çözmek için kafa yorduğum bir meseleydi. Sanayi kenti, işçi kenti Bursa’da nasıl olur da hep sermayeden yana olan sağ partiler destek bulabilmişti?

Zamanla bulduk yanıtı ancak çok şıklı.. Başka bir zaman konuşuruz bunları..

Ama yine de kaygılıyım.

İşçiler de hep biz gazetecilerden yakındı geçmişte. İşçi hareketlerine, sendikalara destek ver(e)mediğimiz için.. Keşke basın, gücünü sermayeden değil de emekten alsaydı.. O zaman reklam verene değil, gazetesine sahip çıkana yaslanırdı..

 

—DÖRT DÖRTLÜK—

 

Suratlar kırmızı, sendika sarı
Yayılıyor işçi kesiminin harı
Sloganlardan patlıyor kulak zarı
Ne yazık! Patronun azalacak kârı!

Bunlara da bakabilirsiniz...

 

Yorumlayın