







CHP Genel Başkan Yardımcısı, Bursa Milletvekili Adayı Sena Kaleli’nin, bir ay kadar önce TRT kanalında sarfettiği sözlere kilitlenmiş durumdaydım. Kaleli’ye göre tarikatlar sivil toplum örgütüydü, din bir bilimdi! Dün de Bursa Gazeteciler Cemiyeti’ndeydi Kaleli ve CHP’nin diğer milletvekili adayları… Konuşmaların ardından “sorusu olan var mı” dendi. Soru değildi ama “takıntım” vardı. Tarikatlar nasıl olur da sivil toplum örgütü sayılabilirdi?
“CHP’nin sivil toplum raporunu okursanız çok rahat görürsünüz” dedi Kaleli, “partinin cemaatleri kabul ve tavrını!”
Türkiye’de yaklaşık 15 bin inanç temelli örgütlenme söz konusuydu. Var olan bu örgütlenmeyi yok saymak mümkün değildi. Bunların birçoğu sadece insanların manevi ihtiyaçlarını gidermek için ya da dayanışma sağlamak amacıyla kurulmuş olmakla birlikte bazıları maalesef iktidarın arka bahçesi konumundaydı. O nedenle cemaatleri, tarikatları yok sayamazlardı. Süryani, Ermeni, İbrani, Alevi cemaatlerinin yok sayılması sivil anlayışa sığmazdı.
Bütün bunlardan başka anlamlar çıkarılıyorsa, o tamamen bendenizin anlayışıyla ilgiliydi!
Tabii bir de din bilim ilişkisi vardı… Aynen aktaralım Kaleli’nin ağzından:
“Bütün dinler idealist felsefeden kurulmuştur. Felsefe bir bilimdir. Dolayısıyla idealist diyalektik varsa ve kökünde Hegel dini söylüyorsa, eğer insanlar kusursuz bir şey arıyorlarsa, ahlakta din varsa, ahlak bir bilimse, felsefe bir bilimse, önerme dinle bilim arasındaki ilintiyi, felsefe arasındaki ilintiyi gösteriyor. Bu tamamen bilimsel bir yaklaşımdır. Ama tabii ki Marksist diyalektik de bunu tamamen reddeder. Bunu kabul etmiş bir alay idealist filozof vardır. Felsefi görüş olarak dinle bilim arasındaki ilintiyi Hegel kurmuş. Tasavvuf olarak düşündüğünüzde felsefe ve dinin çok daha farklı algılanabilir olabileceğini, daha ileri boyuta taşınabileceğini düşünüyorum.”
İşte burada film kopuyor. CHP İl Başkanı Erhan Sevimli devreye giriyor ve “Kişisel olarak tabii ki!” diyor.
Sena Kaleli devam ediyor: “Bu benim kişisel görüşüm. Din, bilim, felsefe; bunlar aslında bir arada yaşatılabilirse toplumda barış çok daha kolay hale gelebilir.”
* * *
Sorgulama bir yana, şüphelenmeyi bile reddeden öğretilerin, yani dinin “bilim” olarak tanımlanması, tarikatların, cemaatlerin sivil toplum örgütü sayılıp sayılmaması konusunda Kaleli ile eytişimde sonuca varamadık!
Ancak Kaleli’nin okumamızı önerdiği sivil toplum raporunda bahsedildiği gibi “din temelli yasal örgütlenmeler” denildiğinde konu daha anlaşılır oluyor. CHP’nin sivil toplum raporunun “Düşüncelerin, devlet ile ‘her türlü cemaat’ baskısı olmaksızın, örgütlülük içinde ve özgürce ifade edilmesi…” şeklinde özetlenmesi, Kaleli’nin anlatmakta güçlük çektiği projeyi de netleştiriyor.
Yani sorun partinin projesinde değil, projeksiyonunu yapanda!