Bırakın gazeteci olmayı, sıradan bir vatandaş olsanız bile merak etmez misiniz, burada ne var acaba diye! Koca çınarın dibinde, yemyeşil çimenlerin üstünde, yeşil brandayla çevrelenmiş küçük bir alan.. Brandanın her cephesinde “Girmek Yasaktır” uyarısı.. Merak edip, brandayı aralayıp da bakmamak mümkün mü?
Ne mümkün? Brandayı da aralayamıyorsunuz. Branda, tutturulduğu direklere deli bağlanır gibi bağlanmış. Mutlaka içeri girilecek kapı tarzı bir aralığı vardır ama şimdi o girişi bulmak için tavaf etmenin anlamı yok. Dönmeye kalksam çevresinde, birileri kutsal bir şeyler var diye arkamda kuyruk oluşturur! Böyle bir sorumluluk alamam doğrusu.. En iyisi sorayım birilerine..
Hemen alt taraftaki çay bahçesinin elemanlarına sordum. Önce kim olduğumu öğrenmek istediler. Kendimi tanıtınca da “bilmiyoruz” diyerek dönüp işlerine baktılar. Belli ki konuşmamak için tembihlenmişler. Ben de tespihçilere sorarım!
Sordum “Turizm danışma bürosu yapıyorlar” yanıtını aldım.
Yakında büro var!
Allah Allah! 50, bilemediniz 100 metre ileride Orhangazi Altgeçidi’nin oralarda bir turizm danışma bürosu var. Hem onca beton alan varken, bir damlacık çimene kıyıp, üstüne turizm danışma bürosu yapmanın anlamı ne? Belediye de şaşırmış olmalı!
“Yok abi” dediler, “belediye değil, valilik yaptırıyor büroyu!” Üstelik, yapılacak işten habersiz Büyükşehir zabıta memurları da, ellerinde tutanak koçanlarıyla gelip, zabıt tutmaya kalkmışlar. Zabıtalar da benim gibi çevredekilere sormuş, orada ne yapıldığını! İlginç değil mi?
Belediye yetkililerine sordum. Büyükşehir Belediyesi’nin burnunun dibinde belediyeden habersiz kazı yapılıp, turizm danışma bürosu dikmek nasıl mümkün oluyor?
“Haberimiz var” dediler. İlgili makamlardan Belediye’ye resmi yazı yazılmış. Ancak, Orhangazi Parkı Kentsel Tasarım Projesi varmış uygulamayı bekleyen. Bu projeye başlanamadığı için büro geçici olarak yapılacakmış. Oysa büronun geçici olarak konuşlandırılacağı yere belediyeciler de sıcak bakmıyormuş..
Söylenen bir şey var. Aslında bu büronun yapımına daha önce başlanacakmış. Fakat, İstanbul Taksim Gezi Parkı olaylarının hassasiyeti nedeniyle tepki görebilir diye bekletilmiş..
Durum böyleyken böyle..
Bursa kamuoyunun takdirlerine sunarız..
Amerikan emperyalizminin damak tadımıza da müdahaleye başladığı yıllarda, “ne olacak lahmacunun hali” diye kara kara düşünüyorduk.
Gıda sektöründe faaliyet gösteren bir- çok işyerinin bile, hamburgere dönüş yaptığına tanık olduk geçmişte.
Sadece hamburger mi? İtalyanlar’ın pizzası da eklenince mönümüze, lahmacuna ve daha nice geleneksel Türk yemeğine sırt çevirdik.
İşyerlerine yabancı isim takma çılgınlığının da belki başlangıcı oldu Amerikan fast foodunun yaygınlaşması.
Ayaküstü tüketilebilecek gıda üretim ve satışı yapan işyerlerinin tabelalarına bir bakın, Türkçe isim bulabilecek misiniz?
Kolay kolay bulamazsınız. Atatürk Caddesi’nde, Altıparmak’ta yürürken dikkatlice bir bakın. Göremezsiniz.
En son açılanlardan iki örnek vermek gerekirse, Atatürk Caddesi’ndeki Ally’s, Altıparmak’taki Diner… İki işyerinin sahibi de tanıdığımız, sevdiğimiz isimler. Ali Saygaç’ın Ally’s’i, Irmak Yüksel’in Diner’ı.
Daha başka bir örnekse, Atilla Kurtçu’nun Burgy’s’i.
Kurtçu’nun kendi yarattığı Burgy’s markası, bugün Türkiye’nin birçok kentinde var. Üstelik lahmacunun anavatanı Şanlıurfa’da bile…
Bu üç genç girişimciyi, işyerlerine ya da ürünlerine yabancı isim verdikleri için ayıplayamayız elbette. Çünkü bugün adına globalizm dediğimiz akım bunu gerektiriyor.
Eşeğin yemediği ot
Amerikan filmlerinde sıkça gördüğümüz yöresel lokantaların Türkiye’de de örnekleri var. Hatta Bursa’da da oldu. Örneğin bir Çin lokantası vardı, çok uzun yaşamadı. Bizim damak tadımıza uymadı Uzakdoğu’nun mutfağı.
Şimdilerde yine Uzakdoğu’dan başka bir akım var dilimizde: Sushi…
“Çiğ balık” diye bilinen sushi, elbette sıfır çiğ değil. Fermantasyondan geçirilmiş balık eti, haşlanmış pirinçle birlikte sunuluyor.
Geçenlerde Gazeteciler Cemiyeti’nin, Çelik Palas Oteli’ndeki ödül töreni sırasında, otel yönetimi konuklara sushi ikram etti ve pek çok kişi bu tatla tanıştı.
Bizde bir atasözü vardır, “eşeğin yemediği ot karnını ağrıtırmış”… Sushiyi ağzına atanların çoğu, elini ağzına kapatarak lavaboya koştu ama olsun… Onlar da, bundan sonra “sushi yemedim” demeyecek en azından…
Girilmeyecek işler
Geride bıraktığımız hafta, Mc Donald’s Türkiye restoranlarının durumunun kötü olduğu ve müşteri sayısına bağlı olarak lokantaların sayısının da azaldığı haberleri yer aldı gazetelerde. TURKTICARET.NET de, son sayısında, Amerikalı dev hamburger franchiselarını (isim hakkı), Türk girişimcilerin uzak durması gereken 6 iş arasında sıralamış. Mc Donald’s’ın Türkiye’deki restoran sayısı geçen yıl 140 dolayındayken, bu yıl 80’lere kadar düşmüş. Bu nedenle dergi, yatırımcıların dikkatini çekiyor…
İtalyan pizzası ise yerinde sayıyormuş. Amerikan devleri bir bir kepenk indirirken, pizzada mevcudun korunması bile başarılı sayılıyor. Ancak yine de bu alanda yatırım yapacakların dikkatli olması öğütleniyor.
Murat Yanıklar’ın yarattığı ve Türkiye’de internet üzerindeki en büyük ticaret merkezi olan TURKTICARET.NET’in yayın organında, “aman ha dikkatli olun” ya da “uzak durun” uyarısı yapılan iş alanlarından biri de bilgisayar franchiseları. Kriz döneminde pazarın yüzde 50 daraldığına vurgu yapılıyor ve “tercih sizin” deniyor yatırımcıya…
Gıdadan girdik, bilgisayardan çıktık ve “terzinin kendi söküğünü dikemediği” tezini doğruladık.
Yerel basın çok önemli bir sorunla karşı karşıya. Yılbaşında yürürlüğe giren Devlet İhale Kanunu, yerel gazetelerin sonunu hazırlıyor. Yasa, kamu ihale ilanlarının yayınlanmasında bazı düzenlemeler yaptı. İlanı yayınlanması gereken ihalelerin miktarları yukarıya çekildi, yayın adedi ikiden bire düşürüldü. Yasa uyarınca pek çok ihalenin ilanı da sadece Resmi Gazete’de yayınlanacak.
Ortada iki tehlike var. Yerel gazeteler cephesinden baktığımızda, resmi ilan gelirlerinin yüzde 80 oranında düşecek olması…
Diğeri ise devlet ihalelerinde şeffaflığın ortadan kalkması.
Bu yasada “kasıt” olduğunu düşünmüyoruz. Olsa olsa bir hatadır diyerek, düzeltileceğini umuyoruz.