Türkiye yeni bir sürece giriyor. Daha doğrusu, uluslararası senaryoda AKP’ye, dolayısıyla Recep Tayyip Erdoğan’a verilen başrol, el değiştirmek üzere! Bunu söyleten nedir? Hükümetin Kürt açılımında gelinen nokta, ayrıca iktidarın ana direği Fethullah Gülen Cemaati ile başlayan dersane tartışmasının menzili…
En başta laiklik olmak üzere Atatürk ilke ve devrimlerine hasmane tutumu ile diktatörlük özlemi olmasa, Recep Tayyip Erdoğan’ın arkasında ölümüne direnelim!
Fakat namümkün!
Hükümetin Kürt politikası konusunda da temkini elden bırakmamak gerekiyor. Gerçek şu ki, savaşırken muhatabın kimse, barışta da muhatabın odur. Ancak koşullarını koyacaksın ortaya. Vicdanları kanatacak ödünler vermeyeceksin. Toprağı hiç tartışmıyoruz elbette… Mesela, PKK liderine af gibi!
Ee, karşı tarafın istediği bu!
Kolay değil elbette! 30 bin insanın öldüğü savaşın en zor yanı bu olsa gerek!
Manidar bir durum da var. O her zaman gergin, agresif Erdoğan, Kürt politikası gündeme geldiğinde dikkat çekici bir şekilde sempatik!
FETHULLAH GÜLEN’İN MESAJI:
DOLU OLUP TEPENE YAĞARIZ!
Gelelim dersane tartışmasına…
Kabul ediyoruz ki devlet, eğitimde yetersiz… Milyarlarca liralık pazar oluşturan dersane sektöründe hakimiyet, Fethullah Gülen Cemaati’nde… Cemaatin bu sistemden çifte kazancı var. Hem mali, hem de ideolojik…
Daha önce devletteki kadrolaşmada Hükümet-Cemaat çekişmesine çok tanık olduk ama bir şekilde aşıldı. Çıkar birlikteliğinin zedelenmemesi için çok fazla dışarıya yansıtılmadı. Ta ki hükümetin, cemaatin para kaynağı dersaneleri kapatma girişimine kadar. Fethullah Gülen, bizzat kendi sesiyle çok net mesaj verdi Recep Tayyip Erdoğan’a: “Dolu olup tepene yağarız!”
Bir süre önce gene gündeme geldiğinde, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın müdahalesiyle buzdolabına konulmuştu dersaneler… Bu son çıkışta ise Milli Eğitim Bakanı “Bir uzlaşma yolu buluruz” dese de Gülen’in mesajından iplerin koptuğunu anlıyoruz.
PKK İLE PAZARLIKTA GELİNEN NOKTA
HALK MUHALEFETİNİ GÜÇLENDİRDİ
Bu kopukluk, CHP’ye ne getirecek bakalım!
Uluslararası, daha doğrusu Amerika’nın yönetmenliğinde bir senaryodan bahsediyoruz ya… İşte o senaryo, Türkiye’deki koşullar doğrultusunda revize edildi.
Şöyle açalım;
İçerde, Atatürk devrimlerine düşmanlığı nedeniyle halkın yarısından tepki alan bir hükümet var. Karşı taraftaki seçmenle birlikte kendi tabanında da büyük rahatsızlık yaratan PKK ile pazarlık da cabası… Terör örgütünün liderine af gündeme geliyor. Diyarbakır merkezli Kürdistan hayalleri gerçekleşecekmiş gibi hava oluşmasına neden oluyor.
Bu iki unsur, Recep Tayyip Erdoğan’a halk muhalefetini güçlendiriyor. Fakat halk, yerine kimi koyacağını bilmiyor.
SARIGÜL’ÜN CEMAAT ÖVGÜSÜ
KILIÇDAROĞLU’NUN HEDEFİ
İşte tam bu sırada, Mustafa Sarıgül çıkıyor. Baykal döneminde CHP’den ihraç edilen Şişli Belediye Başkanı Sarıgül, partinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak partiye dönüyor ama asıl hedef İstanbul değil… Cemaatle de arası iyi olan Sarıgül, otoyollarda köprü ve üstgeçit ayaklarına yıllardır yazıldığı gibi Türk halkının önüne “çare” olarak sunuluyor.
Sarıgül önceki gün bir yerde konuşuyor ve diyor ki “Dersaneler gereklidir.” Sonra da Fethullah Gülen cemaatine bağlı dersanelerle, yurtdışındaki okullara övgüler düzüyor. Bu okullarda Atatürk posteri ve İstiklal Marşı asılı olduğunu söylüyor.
Bak sen!
Ve tesadüfe bakın ki, bir gün sonra CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, yakında yerel seçim varken, bu sıkışıklıkta Amerika’ya gideceği haberi geliyor. Amerika’dan yazan meslektaşlarımızın istihbaratı gösteriyor ki Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı olmak istiyor. Olursa olur, olmazsa da, kirlenmeden emekliye ayrılmak niyetinde…
Anlaşılmayan bir şey var mı, sevgili dostlar?
///
Er: Cemaat, Akparti’yi hiçbir
zaman desteklemedi
Fethullah Gülen Cemaati’nin Bursa iş dünyasındaki ayağı BUGİAD (Bursa Girişimci İşadamları Derneği) de katıldı dersane tartışmasına… Ali Fuat Er başkanlığındaki yönetim kurulu, dersanelerin kapatılmasının Türkiye’nin bilgi toplumuna yürüyüşünü engelleyeceği iddiasında…
Ali Fuat Er ile BUGİAD’ın bu akşam saat 19.00’da Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapılacak genel kurulunu ve ayrıca dersaneler üzerine konuştuk.
Seçimli genel kurulda Er’in karşısına rakip çıkmayacak büyük olasılıkla… 16 kişilik yönetim kurulundan 6’sı değişecek. Bir olan kadın yönetim kurulu üyesi sayısı ikiye çıkacak.
Er’e yeni değişecek isimlerin kimler olduğunu sorduk. “Bir gün önceden açıklamak genel kurula saygısızlık olur” diyerek söylemedi.
Bin 70 üyesi bulunan BUGİAD’ın Başkanı Ali Fuar Er, dersanelere, işadamı derneği olmaları sebebiyle ağırlıklı olarak ekonomik yönden baktıklarını söylüyor. 2 milyar dolarlık cirodan bahsedilen dersane sektöründe 100 bin dolayında istihdam olduğuna vurgu yapıyor.
Dersaneciliğin rant aracı değil, bir sektör olduğuna işaret ederken “Ben şimdi tekstille uğraşıyorum. Tekstilden kazancım rant mı oluyor?” sorusuyla saptama yapıyor.
Er, dersane tartışmasının siyasi boyutuyla ilgili de “Bize diyorlar ki, hani bu hükümeti destekliyordunuz. Cemaat dediğiniz yapı hiçbir zaman Akparti’yi desteklemedi. Sadece doğru olduğuna inandığı projelere destek verdi. Kaldı ki bu proje yanlış” diyor.
///
Ali Fuat Er, Tacikistan’ın
Fahri Konsolosu oluyor
BUGİAD Başkanı Ali Fuat Er, tekstil ticareti yaptığı için sık sık gidip geldiği Tacikistan’ın Bursa Fahri Konsolosu oluyor.
Perşembe günü Ali Fuat Er’in Barakfakih Sanayi Bölgesi’ndeki fabrikasında, Tacikistan Dışişleri Bakanı Hemrah Han Zarifi’nin de katılacağı bir tören düzenlenecek. Türk Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ile Tacikistan’ın Ankara Büyükelçisi’nin katılacağı törende, fahri konsolosluk aracılığıyla verilecek hizmetler, görev ve sorumluluklara ilişkin bir protokol imzalanacak.
—BEYİN CİMNASTİĞİ—
Tinerciler, ortak korkusu ahalinin
Biri, yatak odasının camına gelmiş valinin
“Aloo, kalk artık biraz da ben yatayım” demiş
Ne hale geldiğini anlayın, valinin ahvalinin
Bursa merkez belediyelerinde üç yıllık icraat sunumunu en sona bırakan Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar oldu. Aynı partinin mensubu olmaları nedeniyle, selefi Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe’nin bıraktığı mirastan (!) uluorta dert yanmayan Dündar, üçüncü yılın sonunda keyifliydi. İcraatlarını anlatırken espriliydi. Suratını düşüren ise TOKİ Doğanbey Kentsel Dönüşüm Projesi ile ilgili soruydu.
Nasıl düşmesin ki?
Osmangazi Belediyesi’nin önayak olduğu, TOKİ tarafından gerçekleştirilen kentsel dönüşüm projesi Doğanbey’de işler hiç de planlandığı gibi gitmemişti. Doğanbey konutları, kentin göbeğine saplanmış betondan hançer olmasının yanı sıra, projenin kapsadığı Doğanbey, Kırcaali ve Tayakadın mahallelerinde yaşayan yüzlerce ev sahibini de mağdur etmişti.
Konutlar sözde 2009 yılında teslim edilecekti. Yıl 2012 oldu.
Kuralar çekildi çekilmesine de, en başta neye imza attığını bilmeyen vatandaşa durmadan yeni faturalar çıkarıldı. İşler sarpa sardı.
* * *
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 22 Nisan’da katıldığı partisinin il kongresinde, iktidarları süresince Bursa’ya yapılan yatırımlardan bahsederken, kentteki ilk kentsel dönüşüm uygulaması olan Doğanbey’den hiç bahsetmemiş olması da dikkatlerden kaçmadı elbette.
Bursa, kentsel dönüşüm konusunda Doğanbey’le birlikte acı bir tecrübe yaşarken, şimdi de Yıldırım Belediye Başkanı Özgen Keskin’in iddialı söylemleri gündemde yer buluyor. Doğanbey mağdurları, sosyal paylaşım sitelerinde Yıldırımlı vatandaşları uyarıyor:
“İnsanlara ilk baştan, ‘atın şuraya imza’ denerek sonrasında ekstra uçuk borçlar çıkarılacaksa, kimsenin huzurunu kaçırmaya gerek yok. Doğanbey Projesi’ndeki insanlar her gece kabus görüyor. Bir başka Doğanbey’e bu şehirde ihtiyaç yok. Bir Başbakan övünçle anlatabileceği bir kentsel dönüşüm projesine bir dakikasını dahi ayırmadan, hiç bahsetmeden şehri terk ediyorsa, buna sebep olanlar utansın. Her haliyle eziyet projesi. Hem katılana, hem de uzaktan bakana.”
* * *
Doğanbey projesi kapsamında mülk sahibi olanlar, geçenlerde Büyükşehir Belediyesi’nden verilen “müjde” ile eşeğini kaybeden fukaraya döndüler.
Müjdeye göre, ekstra ödemeler devlet tarafından sübvanse edilecekmiş.
“Allah fakir kulunu sevindirmek için önce eşeğini kaybettirir sonra buldurur” sözü ne kadar da doğru değil mi?
Fakir kulların eşeğe ne zaman kavuşacakları da belli değil ya, neyse!
—DÖRT DÖRTLÜK—
Doğanbey kentin alnında çıban
Gel gökdelenin gölgesine uzan
Yeşil için dökülen timsah gözyaşı
İnanma, mezardan çıksa baban
Dünya ekonomileri yüzyılın krizine gebeyken, daha da ötesinde Amerikan’ın batıp batmayacağı tartışılırken; Türkiye’nin dengeleri henüz yerli yerine oturmamış, yellenmeden bile nem kapan ekonomisini diri tutmak, hatta korumak oldukça zor… Üstelik cari açığınız 30, dış ticaret açığınız da 54 milyar doları bulmuşken…
Temelini mal ve hizmet hareketlerinin oluşturduğu ekonomilerin her ne kadar kendi içinde ya da birbirlerine bağımlı dinamikleri varsa da, siyaset kurumundan aldıkları etki de büyük…
Örneğin tüm ekonomiler, ABD’nin borç tavanının artırılması konusundaki son gün olan 2 Ağustos tarihine kilitlenmişti. Oysa Amerikan siyasetini yakından bilenler, muhalefetin Barack Obama’yı son ana kadar kıvrandıracağından emindi. Nitekim son dakikada borç tavanı yükseltildi de Amerika’nın batışı ertelenmiş oldu. Buna rağmen hem Amerikan, hem de diğer ekonomiler için kriz tehdidi henüz ortadan kalkmadı.
Türkiye’de ise siyasal iktidarın her bireyinden ayrı bir değerlendirme geldi. Ekonomiden sorumlu bakanlar kriz uyarısı yaptı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “bu kez teğet bile geçmeyecek” diyerek, piyasalardaki ateşi geçici olarak düşürdü. Çok kısa sürdü ama ateş hala çok yüksek… Havale riski sürüyor!
* * *
Önceki akşam Bursa OSB’nin 50. kuruluş yıldönümü iftarına katılan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün de, beklendiği gibi ekonomiyle ilgili pembe bir tablo ortaya koydu.
Uzun konuşmadan, yeni anayasa yapımıyla ilgili sözlerini not aldım. Yeni anayasanın, demokratik gelişim kadar ekonomik gelişmeyle de yakından ilişkili olduğuna vurgu yaptı Bakan Ergün…
Dedi ki;
“İş dünyasının yeni anayasa sürecinde aktif rol almaları gerektiğine inanıyorum. Önünüzü açmaya, işlerinizi kolaylaştırmaya ve ülkemize daha fazla yatırım kazandırmaya devam edeceğimizi söylemek istiyorum.”
“Anayasa”lar “ben yaptım oldu” denemeyecek metinlerdir. Toplumsal sözleşmelerdir. O yüzden herkesin destek verdiği, temel insan hak ve özgürlüklerini esas alan metin olmalıdır.
Ancak, genel itibariyle siyasal iktidarın tahammülsüzlüğü, hele hele Başbakan’ın “taraf olmayan bitaraf olur” demesi… İşadamı İnan Kıraç’ın sohbet ortamında CHP’nin birinci parti olacağını söylemesi üzerine “İnan Kıraç risk alıyor” demesi, iktidarın “katılımcı demokrasi” söylemini en başından çürütüyor.
Keşke, iktidarın söylemleriyle eylemleri birbirini tutsa… Keşke yeni, çağdaş ve demokratik bir anayasa, tüm kesimlerin katılımıyla yazılabilse…
Sonuç olarak Ergün’ün çağrısı olumlu…
…da, Başbakan ne der acaba? Bir de, seçim öncesi çıkışlarından sonra hangi işadamı risk alır ki? Üstelik önceki akşamki fotoğraf da tam tersini gösterdi. Bursalı sanayici ve işadamlarının pek çoğu, iktidar temsilcilerinin çevresinde adeta pervaneydi!