Dünyayı okumanın en kestirme yolu!

dünya internet kullanımıDünyayı anlamak için, her alanda yazılmış her kitabı okumak, her ülkeyi gezip görmek gerekmiyor. Dünyada neler olup bittiğini kavramak için, belli başlı haritalara bakmak yeterli… Ana hatlarıyla bu kavrayışı sağladıktan sonra, okuyarak, gezip görerek ayrıntılı bilgilere sahip olabilirsiniz elbette…

Sadece biliyor olmak da yeterli değil. Bilgiyi üretime, gelişime ve kazanca dönüştürmek gerek… Hele ki, global rekabetin acımasız kurallarıyla mücadele etmek için, okuduğumuz bu haritaları çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor.

Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD)’ın Uluslararası Koordinatörü Dr. Bahadır Kaleağası, önceki akşam Bursa Sanayici ve İşadamları Derneği (BUSİAD)’ın geleneksel Çekirge Toplantısı’nda Bursalı işadamlarına 4 farklı dünya haritası gösterdi.

4 FARKLI HARİTA

Birinci harita, dünyanın uzaydan gece görüntüsüydü. En çok aydınlatılan, yani enerjinin kullanıldığı bölgeler Kuzey Amerika, Avrupa ve Japonya idi…

Bu haritadan çıkarılacak sonuç şu olmalıydı: Dünyanın geleceği enerjiye endeksli!

İkinci harita yine dünya haritasıydı. Bu kez kıtalar içi ve dışındaki çizgilerin yoğunluğu hava trafiğini gösteriyordu. Bu da gelişmişliğin en önemli işaretlerinden biriydi.

Demek ki buradan çıkarılacak sonuç “Hava ulaşımın yoksa papazı buldun demekti!”

Dr. Bahadır Kaleağası, “Bir zamanlar Bursa’dan havayolu seyahati için İstanbul’a gidiliyordu” dediğinde, kendisini dinleyen işadamları hep bir ağızdan mırıldandı: “Hala öyle!”

Ve tabii ki internet ağ haritası… Bilindiği gibi Amerika ve Avrupa ileri boyutta internet kullanımıyla dikkati çekerken, Türkiye’nin rengi bu haritada belirginleşiyor. Ancak ağırlık Facebook ve Twitter’da…

AB ÜYESİ OLUR MUYUZ?

Bu pencereden bakıldığında Türkiye’yi gelişmiş ülke olarak değerlendirebilirmişiz. Kaleağası, sosyal medyada iyi olmamızı, “içinden özgürlük geçtiği için önemli” diye yorumluyor ama gelişmişliğin tehdidi olan biyolojik ve dijital virüslere de dikkat çekiyor.

Bu genel bilgilendirmeler iyi de, herkesin kafasındaki soru, Türkiye-AB ilişkilerinin seyri, Türkiye’nin AB üyesi olup olamayacağı…

Kaleağası’nın bu konudaki açıklamaları şöyle:

“AB ile ilişkilerimizde önemli bir ufka doğru gidiyoruz. Aslında yapmamız gerekenlerin büyük bir kısmını yaptık. Özel sektörü ilgilendiren mevzuatın yüzde 80’i Brüksel’de karara bağlanıyor. Türkiye’de de bu mevzuatın yarıdan çoğu iç hukuka aktarılmış durumda… Dolayısıyla AB müktesebatı Türkiye’de önemli derecede etkin…  Geriye kalan kısım ise daha çok tarımla ilgili. Bunu da halledebilirsek Türkiye, AB’ye oldukça entegre bir hale gelir.

EN CİDDİ UYARI

Dünya yeniden şekilleniyor. Bu manada Türkiye, pek çok yerde oluşan birlikler nedeniyle dışarıda kalma riski taşıyor. Fakat uluslararası yatırımcılar ‘Türkiye intihar etmez, tekrar AB’ye yönelir’ düşüncesi taşıyor. Zaman, karamsarlık zamanı değil. Toparlayıp, bastırıp, doğru olanı sürekli söylemeliyiz. Bence bunun için en doğru zamandayız.”

Kaleağası’nın, Türkiye’nin AB’deki imajına yönelik ifadesi çarpıcıydı. “Ortadoğu’da etkin olmak iyi, fakat ‘Ortadoğulu’ olmak kötü”ydü. Bu bakış açısıyla, dünya yeniden şekillenirken, Türkiye’nin “yeni birliklerin dışında kalma riski taşıdığı” cümlesi en ciddi uyarıydı.

BUSİAD’ın dik duruşu!

BUSİADBursa Sanayicileri ve İşadamları Derneği (BUSİAD)’ın, kurucusu Doğan Ersöz adına verdiği ödüllerin 20.’si sahiplerini buldu. Ödüllerin kimlere verildiği biliniyor ama yineleyelim. ‘Doğan Ersöz Yılın İşadamı Ödülü’ Orhan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Murat Orhan’a, ‘Özel Başarı Ödülü’ Aslanoba Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Aslanoba’ya, ‘Meslek Ödülü’ Mapfre Genel Sigorta Bölgeler Direktörü Süleyman Akçınar’a, ‘Eğitim ve Kültüre Destek Ödülü’ ise Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’a verildi. Törene katılamayan 100 yaşındaki Çığ’ın ödülünü İbrahim Okur aldı.

Almira Otel’de kokteyl ile başlayan geceye, siyasiler ve devlet yönetiminden ilgi yoktu. Sadece CHP Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ı gördüm. Başka ne bir siyasi, ne bürokrat!

BUSİAD’ın geleneksel Çekirge Toplantıları’nı da izlemeye çalışırım. İzleyebildiklerimde katılım azlığı dikkatimi çekiyordu uzun zamandır.

Bunun tek bir nedeni vardı. Ekonomi politikalarına gerçekçi yaklaşım, doğal olarak muhalif kulvara atıyordu BUSİAD’ı… Bugünkü siyasi ortamda muhalif olmayı bir sokak tabiri çok iyi açıklar ama biraz yumuşatarak söyleyelim, yürekli olmayı gerektirir!

Gerçi dediğimiz gibi BUSİAD muhalif söylem değil, gerçekleri, iş dünyasının taleplerini dile getiriyor.

Eğer derseniz ki; “Sadece bu değil. BUSİAD’ın toplantıları içkili yapılmaya devam ediliyor. Bu bile başlı başına muhalif kulvarda görünmeye yeter!”

Doğrudur…

Burada, BUSİAD’ın mevcut yönetimi ile etkinliklerine katılmayı sürdürenlerden ziyade, gelmeyenleri ele almak gerekir. Biliyoruz ki, BUSİAD etkinliklerine katılım azlığının nedeni, bazı sanayici ve işadamlarının siyasi iktidara yaranmak için bu camiadan uzaklaşmasıdır. BUSİAD yönetiminin geleneksel yapıyı korumak adına kapıyı kontrol altında tutmasını da unutmamak gerekir elbette…

 

///

 

20 yıl öncesinden mektup

 

“Bizler seçim ekonomisi değil, Türk ekonomisini sürekli canlı ve sağlıklı yaşatacak çözümler istiyoruz. Bu isteğimize işlerlik kazandırmak için de yatırımlarımızı göz önünde bulundurarak, geleceğe yönelik projelerimizden vazgeçmeden, psikolojik etkenlere yenilmeksizin, hükümetin gerçekçi ve cesaretli kararlar almasında yönlendirici olmalıyız. Bu aşamada siyasi liderlerin, partiler üstü platformda yan yana gelmelerini yararlı bir adım olarak önermekteyiz. Ayrıca tüketim toplumu haline gelen Türkiye’de sanayici ve işadamları olarak daha tutumlu yaşamaya yönelmek, kendimizin ve ülkemizin çıkarınadır. ‘Bu iş olmayacak’ demek kolaycılıktır. ‘Aşacağız, çünkü istiyoruz’ demek kararlılıktır. Gelecek, kararlı kişiler için gelecektir…”

Bu, Doğan Ersöz başkanlığındaki BUSİAD Yönetim Kurulu’nun 20 yıl önce bir yerel gazeteye verdiği ilanın metni… Ersöz’ün damadı olan BUSİAD’ın bugünkü başkanı Günal Baylan, ödül töreni açılış konuşmasında bu ilanın kupürünü gösterdi misafirlere…

20 yıl önceki dileklerin günümüz koşullarıyla örtüşmesi ne kadar anlamlı değil mi?

 

—BEYİN CİMNASTİĞİ—

 

Eller gidip gelirken aya

Taksim’e giremez yaya

Gördü herkes olanları

Rezil olduk dünyaya

Kazma santrafor şimdi auta çıktı!

ab_logo

BUSİAD, 1978 yılından beri Bursalı sanayici ve işadamlarının buluştuğu, günün ekonomik ve siyasi konularıyla ilgili görüşlerin, kaygıların, önerilerin dile getirildiği bir sivil toplum kuruluşu… BUSİAD’ın kurucu başkanı merhum Doğan Ersöz’ü, güler yüzü, hoş sohbetiyle hatırlarım. Çekirge’den Yeşil’e kadar yürüyüşleri sırasında, Çatalfırın Çağın İşhanı’ndaki Cumhuriyet Gazetesi Bürosu’nda kahve molası verirdi. Kahvesini yudumlamadan önce bir atımlık likör, Doğan Ersöz klasiğiydi. Bugün BUSİAD üyesi olan sanayici ve işadamları hep iyi duygularla anar kendisini… Ve şimdilerde Doğan Ersöz’ün kurucusu olduğu BUSİAD’ın başkanlığını damadı Günal Baylan yürütüyor.

DEMOKRASİDE SONDAN BİRİNCİ

Önceki gece geleneksel Çekirge Toplantıları’ndan biri daha gerçekleştirildi. Toplantının konuk konuşmacısı AB Uzmanı ve Avrupa Komisyonu Ankara Temsilcisi Can Baydarol’du…

Baydarol’dan önce kürsüye çıkan BUSİAD Başkanı Günal Baylan’ın konuşmasından birkaç cümle aktarmak gerekiyor.

İşte o notlar;

“Makro istikrar, kalkınma için gerekli bir koşuldur. Ama mikro reformlar olmadan sürdürülebilir kalkınma mümkün görünmemektedir.

Türkiye’nin, demokrasi ve hukuk çıtasını bir an önce yükseltmesi gerekmektedir. Avrupa Birliği’ne üyelik süreci reformların gerçekleştirilmesi için çok önemli itici bir güçtür.”

Can Baydarol’un, çizdiği tabloya geçmeden önce, Baylan’ın aktardığı verileri sıralamakta yarar var. OECD ve AB üyesi 41 ülke arasında Türkiye, genel politika performansında 39; Demokrasi endeksinde 41; Ekonomik politikalar sıralamasında 23; Sosyal politikalarda 39; İcra kapasitesinde ise 28. sırada

NATO’NUN KAZMA SANTRAFORU

Şimdi geçelim Can Baydarol’un sözlerine…

Konu başlığı “AB Türkiye’ye nasıl bakıyor?” şeklindeydi. Baydarol, doğrudan bu soruyu yanıtlayarak girdi konuya… “AB şu sıralar Türkiye’ye çok iyi bakmıyor. WSJ’de manşette Türkiye var ama twitter yasağından ötürü!” diyerek, batının bu yasak nedeniyle Türkiye ile alay ettiğinin altını çizdi.

Uluslararası ilişkilerde, aşk, nefret, onur, gurur diye bir şeyin olmadığını vurguladı, “Varsa varsa çıkar vardır” dedi. Churcill’in “İngiltere’nin dostu düşmanı yoktur, çıkarı vardır” sözünü hatırlattı.

Soğuk savaş dönemindeki Türkiye’yi anlatırken “kazma santrafor” benzetmesi yapan Can Baydarol, 1-9-1 oyun sistemiyle de bir şeye sahip olamadığını anlattı. Türkiye’nin hiçbir zaman masada olmadığını anlatmak için, bir bakanın “Gümrük Birliği’nden çıkalım” dediğini hatırlatarak söyledikleri, tebessüm ettirdi dinleyenleri:

“Belki pek çoğunuz bakanın bu sözlerini alkışladı. Benim tepkim farklı oldu. Girmediğiniz yerden nasıl çıkacaksınız? Masada yoksunuz ki?”

AB’NİN ALTERNATİFİ NEDİR?

Karamsar olma ve yalan söyleme hakkını hiçbir zaman kullanmadığını ifade eden Can Baydarol’a göre AB’nin alternatifi Şangay Beşlisi olamazdı. Şangay Beşlisi NATO’nun alternatifiydi. AB’ye tek alternatif, ABye girmemekti!

Günümüz dış politikasında, sıfır sorun hayalleri kurulurken, sonsuz sorunlar yaşandığını öne süren Can Baydarol’un “hayallerin üzerine gerçekler yazılmaz” demesi de dikkat çekiciydi. Dayanağı da, bir ülkenin ekonomisiyle dış politikasını oturtamaması arasındaki birebir ilişkiydi. Para yoksa idealler de gerçekleştirilemezdi!

Türkiye çok stratejik bir ülkeydi. Evet de, bunu başkaları söylüyorsa, o zaman sizde ne demokrasi, ne de ekonomi olurdu!

ÇOK VİTESLİ AVRUPA

Soğuk savaş sonrası, bugünkü küreselleşme ve 11 Eylül saldırıları sonrası ortaya çıkan kaotik süreçte “kazma santrafor Türkiye”nin auta çıktığını iddia eden Can Baydarol’un iç ferahlatan sözü, AB’nin henüz birlik olamayışı, strateji belirleyememiş olması… Bunun yanında Avrupa’nın Türkiyesiz geleceği olmadığı yönündeki sözleriydi. AB’nin yola tek vitesli devam etmesi mümkün değildi. Çok vitesli olması gerekiyordu. Türkiye’nin ancak bu durumda yeri olabilirdi.

Bu durumda Türkiye’nin yapması gereken, abartılarak siyasi malzeme yapılan iç korkularından sıyrılıp, dış korkuları ön plana alarak strateji belirlemesiydi. Atılması gereken ilk adım buydu.

Ekonomik ve siyasi tartışma Roman kavgasına döndü!

Hükümet-Cemaat kapışması, tabiri caizse Türkiye’yi Roman Mahallesi’ne dönüştürdü. Ucundan kıyısından herkes kavgaya karıştı.

Hükümetin yargıya yönelik operasyon girişimiyle birlikte döviz kurundaki yükseliş, sonrasında Merkez Bankası’nın faiz artırımını “Bu ortamda Türkiye’ye yabancı sermaye gelmez” diyerek eleştiren TÜSİAD Başkanı’nın Başbakan tarafından “vatan haini” ilan edildiğini hepimiz biliyoruz.

Bu sırada AKP Hükümeti’nin devlet kadrolarından cemaatçileri ayıklama operasyonu devam etti. Bursa iş dünyasının bir grubu olan BTSO Meclisi kavgayı görmezden gelirken, diğer bir grubu olan BUSİAD cephesinden “durun yapmayın ayıp oluyor” tarzı bir açıklama geldi… BUSİAD Başkanı Günal Baylan’ın açıklamasında dikkat çeken cümle şuydu:

HER FİKİR VATAN HAİNLİĞİ MİDİR?

“Türkiye’nin güçlü ekonomiyle birlikte güçlü bir hukuk devletine de sahip olması gerekiyor. Dünyanın en gelişmiş ve en demokratik ülkelerinde olduğu gibi kuvvetler ayrılığı ve hukukun üstünlüğünün korunduğu, bu konuda hiç kimsenin tereddüt yaşamadığı bir Türkiye arzu ediyoruz.”

Fethullah Gülen Cemaati’nin hizmetinde olan 35 dernek adına BUGİAD tarafından yapılan açıklamada ise “Özellikle ülkemiz ekonomisinin lokomotifi olan TÜSİAD ve TUSKON gibi dev ekonomi aktörlerine yapılan tehdit ve ithamlar, yerli ve yabancı sermayenin yatırımcılarını ürküteceği ve kaçıracağı açıktır” denildi. Ali Fuat Er, Başbakan’ın Muharrem Yılmaz’a yönelik “vatana ihanet” suçlamasını doğru bulmadıklarını belirterek söylediği şu sözler anlamlıydı:

“Her fikri ‘vatan hainliği’ ile suçlarsanız, fikir özgürlüğünden söz edemezsiniz. Toplumda içe kapanıklık oluşur. Ekonomik çalkantılar, demokrasisi sekteye uğrayan ülkelerde daha büyük kırılganlığa yol açar.”

 

—BEYİN CİMNASTİĞİ—

Ülkeyi sarmış huzursuzluk
Kurumları soğuk, insanı soğuk
Ayıklamakla bitmemiş
Her köşeye yerleştirilmiş tuzluk

Dementor üretmeye var mısınız?

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO)’nun yeni yönetimi, Bursa sanayisini geliştirmeye, kente stratejik önem yüklemeye, dolayısıyla ihracatı artırmaya yönelik bir vizyonla göreve geldi. İbrahim Burkay başkanlığındaki BTSO’nun belirlediği vizyonda en önemli yeri de savunma ve havacılık sanayisi tutuyor.

Bursa’da sayısını, niteliklerini, kapasitelerini bilmediğim birkaç fabrikanın, savunma ve havacılık sanayisine yedek parça ürettiğini biliyoruz yalnızca… Ulu Önder Atatürk’ün “İstikbal Göklerdedir” sözü telaffuz edilmese de, BTSO yönetiminin havacılık ve uzay sanayisine yönelim konusunda yol gösterici olmasını önemsiyorum. BTSO Yönetim Kurulu Üyesi İlker Duran ile Uzay, Savunma ve Havacılık Konseyi Yöneticisi Mustafa Hatipoğlu, İtalya’da, sektörün dünya devlerinin temsilcilerinin bir araya geldiği toplantıya katılmışlar. Duran ve Hatipoğlu, uluslararası uzay istasyonları, uydu, uçak kokpitleri ve tam uçuş simülatörleri ile daha birçok çeşit üretim yapan Thales Alenia Spaces tesislerini de gezip yetkililerle görüşmüşler.

Güzel…

ÇİN İSTİLASINA HAZIR OLUN!

Bu bilgileri BTSO yayın organı Ekonomi Dergisi’nden aldık. Aynı dergide, makine sektörünün de analizi yapılmış.

Orta Anadolu Makine ve Aksamları İhracatçıları Birliği Başkanı Adnan Dalgakıran, 2014’te makine sektöründeki büyümenin ortalamanın üzerinde gerçekleşmesini beklediklerini söylemiş.

BTSO’nun makine sektöründen sorumlu yönetim kurulu üyesi Cüneyt Şeker, makine sektörüne Bursa’dan yön vermeyi hedeflediklerini ifade etmiş. Şeker, sanayinin teknoloji seviyesini, inovasyon kabiliyetini ve rekabet gücünü yükseltecek ortak aklın da tüm sektör oyuncularının çabalarıyla ortaya çıkacağına vurgu yapmış…

Bu olumlu görüşleri yanında, olumsuza dikkat çeken de olmuş. Ölçüm kontrol, jeneratör cihazları, sensörler üreten bir firmanın sahibi Ayhan Ispalar ise bir zamanlar tekstilde yaşanan Çin istilasının makine sektöründe beklendiğine dikkat çekerek uyarıda bulunmuş…

Bu durumda Hüseyin Durmaz’ın söylemiyle “Türk makinecileri, tırnaklarıyla kazıyarak geldiği bu noktayı” Çinliler’e bırakmaz herhalde… Bırakmayacaklarını sanıyoruz. Zira Bursa, tekstilde iflas eden işadamı örnekleriyle dolu…

DERİNE; DAHA DERİNE İNELİM!

Makine sektörü için öngörü ve hedeflere de diyecek yok…

Fakaaat!

Herkes kabul eder ki, enerji olmadan bırakın sanayiyi, evde bile eliniz ayağınız kilitleniyor… Hiçbir şey yapamaz hale geliyorsunuz.

Günümüz dünyasının savaşları da enerji kaynaklarına sahip olabilmek ya da kontrol altında tutabilmek için…

Geçenlerde BUSİAD’ın konuğu olan önceki enerji ve tabii kaynaklar bakanlarından Hilmi Güler’in konferansını izleyen işadamlarının toplantı sonrası sohbeti sırasında ortaya atılan bir görüşü hafızama yazmıştım. O kalabalıkta kimin söylediğini hatırlamıyorum ama söylediği şuydu:

Makine sektörünün odaklanması gereken, enerji makineleridir!

Hilmi Güler’in verdiği bir rakam vardı. Madenlere ulaşmada Türkiye’nin ortalama sondaj derinliği 120 metreyken, gelişmiş ülkelerde bin 200 metre…

ÇOK ÇARPICI RAKAMLAR

Bu konuda MTA Maden Analizleri ve Teknoloji Dairesi Başkanı Dr. Ahmet Acar’ın verdiği rakamlar şöyle:

Maden aramalarında sondaj derinliği ortalaması Avrupa’da bin 100 metre, Türkiye’de 200 metre civarında… Oysa Güney Afrika’da 3 bin 600 metreden maden çıkarılıyormuş.

Türkiye, yeraltı kaynakları yönünden dünya madenciliğinde 132 ülke arasında toplam üretim değeri itibariyle 28, üretilen maden çeşitliliği itibariyle 10. sırada yer alıyormuş. Bunun yanında kullandığımız doğalgazın yüzde 97’sini, petrolün yüzde 93’nü, kömürün yüzde 20’sini, altının yüzde 90’ını, demirin yüzde 50’sini, alüminyumun yüzde 80’nini, bakırın yüzde 80’ini ithal ediyormuşuz.

PARAYI KOYMAYA KUTULAR YETMEZ

Biliyoruz bunları ama bir daha hatırlatalım… Türkiye dünya bor rezervinin yüzde 72’si, endüstriyel hammadde rezervinin yüzde 2,5’u, metal maden rezervinin yüzde 0,4’ü, jeotermal potansiyelin de yüzde 0,8’ine sahip…

Fantastik Harry Potter serisinde ruh emiciler var. Canlının tüm enerjisini emerek yaşamını sonlandırıyorlar. İngilizce adı Dementor! İşte Türk makine sanayicisinin dementor üretme zamanı geldi artık… Yer altındaki enerjiyi emerek, gücüne güç katacak makineleri geliştirmeli…

Bu alanda yatırım yapan Türkiye’yi dışa bağımlılıktan kurtardığı gibi, kazandığı paraları ayakkabı kutularına sığdıramaz!

 

—BEYİN CİMNASTİĞİ—

Çok zenginiz, kavgada fırlatıyoruz tablet
Milletinde var da, vekilinde yok asalet
Getirdikleri yasa tam anlamıyla dalalet
Sadece bir mahalle adı artık Adalet

Hükümete ISO 27001 sertifikası gerekiyor!

Hükümet-Cemaat çatışmasında ortaya çıkan “paralel devlet” tartışmaları, devletin yapısının da sorgulanmasına neden oluyor. İdeal devletin tanımını biliyoruz elbette ama iktidar sözcülerinin ifadelerine göre devlet eşittir hükümet! Siz bakmayın, “egemenlik milletindir” demelerine… Yasamasıyla, yargısıyla, yürütmesiyle devlet ta kendileri!

Fakat işin dramatik yanı, kendilerini devlet olarak tanımlayanlar, her kademeye bizzat kendi yerleştirdikleri tarafından hedef tahtasına konmuş durumdalar. Çıkarlar çatışmasaydı, bunların hiçbiri yaşanmazdı ya neyse…

EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ’NDE HIRSIZLIK

Netice itibariyle şunu gördük ki, devlet iyice laçkalaştı. Devlet, devlet olmaktan çıktı. Zaten bunalımlı olan güven ortamı iyice bozuldu. Şimdi devletin en kılcal damarlarında dahi kadrolar ikiye bölünmüş durumda. Kimi Tayyipçi, kimi Cemaatçi… Böyle bir ortamda “bilgi güvenliği” de yok oldu haliyle…

Haberlerden öğreniyoruz ki, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden bile evrak çalınıyor artık. “İmdat polis, hırsız var” diye bağırdığımız polisin dolabından, çekmecesinden hırsızlık yapılıyor ve biz bu polisten medet umuyoruz!

TÜM SÜREÇLERDE BİLGİ GÜVENLİĞİ

Bilgi çağında “bilgi güvenliği” önemli bir dert… Nitekim işletmeler, artık bilgi güvenliği sertifikası da alıyor. “Sanayi casusluğu” olarak adlandırılan bilgi hırsızlığını önlemek çokuluslu şirketlerin önceliği olmaya başladı.

Örneğin TOFAŞ, otomotiv sektöründe ISO 27001 kodlu “Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi Sertifikası”nı alan ilk otomotiv şirketi olmuş…

Sertifikasyon için Tofaş’ın tedarik zinciri, insan kaynakları, satınalma ile bilgi ve iletişim teknolojileri direktörlüklerini kapsayan ve tüm ithalat-ihracat süreçlerini içeren denetimler gerçekleştirilmiş… Amaç, ticari kayıpları en aza indirmek ve yatırımların dönüşünü en üst seviyeye taşımakmış…

KARŞI DEVRİM EVLATLARINI YİYOR!

Giriş yaptığımız konuya dönersek… Devletin böyle bir sertifikası var mı derseniz, yoktur elbette… AKP Hükümeti’nin, şimdiye kadar bilgi güvenliğini hiç düşünmediği belli… Tehlikenin içerden geleceğini düşünmemişlerdi de ondan… Bilgi güvenliği sertifikasına da ihtiyacı yoktu haliyle… Uyarına gelmeyen soruşturmaları yürüten polisleri, savcıları görevden alarak tehlikeyi savuşturdular ama bundan sonra güvenlik sistemini kuracakları kesin…

Başka bir açıdan bakarak noktayı koyalım;

Harcı şehit kanıyla karılmış Türkiye Cumhuriyeti’nin Atatürk tarafından belirlenmiş ilke ve değerlerini yok etmek amacıyla kurulan kutsal ittifakın bozulması, “Her devrim önce kendi evlatlarını yer” sözünü hatırlattı… Karşı devrim de, kendi evlatlarını yemeye başladı!

 

Saati geldi!

 

CHP Bursa Milletvekili Doç. Dr. Aykan Erdemir, geçenlerde düzenlediği basın toplantısında saat örnekleri verdi. Erdemir’in, henüz siyasi etik kanununa sahip olmayan Türkiye’nin dikkatine sunduğu saatlere dikkat edin:

“Patek Philippe – Rüşvet ve yolsuzluk skandalında Reza Zarrab tarafından bir bakana hediye edildiği söylenen 250 bin avroluk saat…

Skagen – Kolumdaki; öğrenciliğim, öğretim üyeliğim, üniversite idareciliğim döneminde ve bugün de milletvekili olarak kullandığım 100 avroluk saat. Skagen marka benzeri saatleri pek çok Avrupalı sosyal demokrat milletvekili ve bakanın kolunda da görebilirsiniz.

Casio F-91W – Türkiye’de asker saati olarak bilinen 10-15 lira değerinde, şehitlerimizin aziz bileklerinde gördüğümüz ve hatırasına paha biçemeyeceğimiz saat…

Atatürk’ün Saati – 10 Ağustos 1915’te Çanakkale Conkbayırı’nda Mustafa Kemal’in hayatını kurtaran, bir ülkenin ve bir milletin kaderini değiştiren paha biçilemez cep saati…

Bir saatin değerini o saatin fiyatı belirlemez. O saati takanın verdiği emeğin ve o saati taşıyan yüreğin değeridir bir saati kıymetli kılan…

Artık Türkiye’de Siyasi Etik Kanunu çıkarmanın ‘saati’ gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti, içine düşürüldüğü çıkmazdan ancak şeffaf, hesap verebilir, denge ve denetleme sisteminin etkin çalıştığı bir yönetişim anlayışına kavuşarak çıkabilir.”

 

Ayva Köylü Ali kim?

Ayva Köylü Ali, hayatının romanını yazmış. Diyor ki;

“Ben bu kitabı, ‘hayatım ilginç’ diye yazmadım. Kendim ve ailem hakkında bilgi vermek, düşüncelerimi sizlerle paylaşmak için yazdım. Yazılı bir belge, kalıcı bir eserdir. Bir gün Ayva Köyü’ne yolunuz düşerse beni hatırlayın. Orada göreceğiniz ‘küçük esmer çocuk’ ben olabilirim. Bu kitap az da olsa Bursa’yı anlatmaktadır. Öte yandan, 1970’lerin Bursa’sından, 2013’lerin Bursa’sına kadar olan dönemi yazmaya çalıştım. Umuyorum ki anlattıklarım gelecek nesiller için faydalı olacaktır. Türkiye fırsatlar ülkesi ve çalışan insanlar mutlaka başarılı oluyor.”

Ayva Köylü Ali’yi aslında Bursa iş dünyası, Uludağ Üniversitesi camiası ve dahası tedrisinden geçip de ülkenin her yerinde bulunan çok kişi yakından tanıyor. Halen BUSİAD yönetim kurulu üyesi olan Prof. Dr. Ali Ceylan’dan başkası değil, Ayva Köylü Ali…

Prof. Ceylan, kitabının tanıtım bülteninde, “Ne olur sizler de yazın. Yazarsanız kendinizi daha iyi tanıyacaksınız. Yazmayı öğrenebilirsek geleceğimiz daha aydınlık ve renkli olacak. Birbirimizi daha iyi anlayacak ve daha çok seveceğiz” diyor.

Yazmak için önce okumak gerekmiyor mu Ali Hocam! Okumayı öğrensek gerisi gelir…

“Ayva Köylü Ali”yi Ekin Yayınevi bastı. Kitapçılarda, okurlarını bekliyor.

 

—BEYİN CİMNASTİĞİ—

Keramet yüklemeyin kuş bokuna
Al bir bilet, varsa güven şansına
Çıkarsa neler yaparım neler
Almadım ki hiç bilet, çıksın bana

Kaya gazı nasıl çıkar, çıkarsa nasıl kokar?

20131227_211015-1Karşısında Enerji ve Tabii Kaynaklar Önceki Bakanı Hilmi Güler’i gören bir gazeteci ne sorar, nasıl sorar? Gündem, rüşvet, yolsuzluk operasyonu, ardından yargı ve kolluk güçleri üzerinden ilerleyen savaşla anbean değişirken, Türkiye’nin enerji meselesi sorulmaz herhalde…

Şöyle sorduk Güler’e;

“Konumuz enerji. Doğada hiçbir hareket enerjisiz mümkün değil. Partinizin de belli bir enerjiyle iktidara geldiğini biliyoruz. Son zamanlarda yaşanan olaylar bu enerjinin kesintiye uğradığını gösteriyor. Bu konuda görüşlerinizi alabilir miyiz?”

Hilmi Güler’in, bu soruya verdiği yanıt, Türkiye’nin enerji ihtiyacı ve yatırımlarıyla ilgili bilgiler içeriyordu. Bitirmesini bekleyip “Ya ben anlatamadım ya da siz anlamak istemediniz” diyerek, ekledim;

 

AKP’NİN ALTERNATİF ENERJİ KAYNAĞI NE?

 

“AKP’nin simgesi olan ampulün ışığı kesilmek üzere… Bahsettiğim, hükümetin okyanus ötesinden aldığı enerji…” deyince, verdiği yanıt şöyle oldu:

“Onu hiçbir zaman o şekilde düşünmeyin. Dünyada herhangi bir siyasi partinin bu kadar süre başarıyla faaliyetini sürdürdüğü görülmemiştir. Bildiğim kadarıyla gerek İngiltere’de, gerek Amerika’da, en son Thatcher da dahil olmak üzere, bu süreleri biz aştık. İnşallah bu durum da aşılacak. Her organizma gibi zaman zaman zorluklarla karşılaşılabilir. Ben normal çalışmalarım dışında bu tip değerlendirmelere girmek istiyorum.”

Eski Bakan Güler’in biraz sonra kürsüde bahsedeceği, yeni enerji kaynağı “kaya gazı” gibi AKP iktidarının da alternatif bir kaynağı var mı bilmiyoruz? Varsa da, nasıl elde edilir, bedeli nedir onu da bilmiyoruz?

 

ÇİN ÇIKARIRSA, DÜNYANIN PATRONU OLUR

 

Güler, Almira Otel’deki yemek sonrası kürsüye çıktı ve enerji konusunda çok çarpıcı bilgiler verdi. En başta yansıttığı, Türkiye’nin doğu ile batı arasında enerji köprüsü olduğunu gösteren harita, günümüzde yaşanan siyasal ve diplomatik gerilimlerin nedenini çok net biçimde ortaya koydu.

Bursalı işadamlarına, enerji sektörüne girmeleri konusunda telkinde bulundu. Türkiye’nin, güneş, rüzgar, su, jeotermal ve yer altındaki madenlerinin hakkını verememesi ise Dr. Hilmi Güler’in altını kalın kalemle çizdiği bir nottu.

Amerikalıların keşfettiği “kaya gazı”nı çıkaracak teknolojinin yaygınlaşması durumunda dünyada dengelerin değişeceğini anlattı. Hele bugün ekonomik anlamda dünyayı sarsan Çin’in, en büyük kaya gazı rezervine sahip olmasına değinerek “Çin’in kaya gazını çıkardığını bir düşünün hele dünyada nelerin değişeceğini!” diye de ekledi.

Toplantıya katılan işadamlarının çıkıştaki değerlendirme sohbetinde öne çıkan ise Bursa’nın uzay ve havacılık sanayine değil, enerji makinelerine yönelmesi gerektiği yönündeydi.

Zira batılı ülkelerin sondaj derinlik ortalaması bin 200 metrelerdeyken, Türkiye’de 120 metreydi…

 

///

 

BUSİAD’da Oya Coşkunöz

Yöney erken havlu attı

 

1978 yılında merhum Doğan Ersöz’ün kurucu başkanlığında Bursalı işadamlarını çatısı altında toplayan BUSİAD, 25 Ocak’ta genel kurul yapacak. Seçim de var. Şimdiki başkan Oya Coşkunöz Yöney yeniden aday değil. Oysa dernek tüzüğü, iki dönem üst üste başkanlığa olanak sağlıyor. Coşkunöz Yöney’in yeniden aday olmaması, BUSİAD’da bir geleneğin de bozulmasına neden oluyor.

Şöyle ki;

Kurucu başkan merhum Doğan Ersöz’den sonra tüm başkanlar İsmail Hakkı Sezgin, Erol Türkün, Celal Beysel, Ali İhsan Yeşilova, Mehmet Arif Özer ikişer dönem görev yapmışlardı. Oya Coşkunöz Yöney’in birinci dönemin ardından çekiliyor olmasını kendisine sorduk.

“Yapacağımı yaptım. Bu tür görevlerde belli bir süre sonra yorgunluk başlıyor. Ama başkanlığı bırakıyor olmam BUSİAD’ı bırakmam anlamına gelmiyor. Komisyonlarda gene çalışmaya, fikir üretmeye devam edeceğim” yanıtını aldık.

Peki, Yöney sonrası için başkan adayı kim?

Günal Baylan… DOSAB’da kurulu ESC Tekstil’in sahibi Baylan, kurucu başkan Doğan Ersöz’ün damadı… Baylan listesini henüz oluşturmamış. Yılbaşından hemen sonra netleşir diyorlar.

 

///

 

“Kel asil”den aday adaylarına

99’luk tespih önerisi!

 

Rüşvet ve yolsuzluk operasyonu, bakan çocuklarının tutuklanması, istifalar, yargı ve poliste görevden almalar ortalığı toz duman etti. Bu arada, AKP Bursa örgütünde il başkanlığı ataması, ilçe belediye başkan adaylarının açıklanması güme gitti.

AKP İl Başkanvekili Cemalettin Torun’la bu konuda konuşurken, “El vekil, kel asil” yanıtını verdi. Avukat Torun, hukukta vekilin asil yerine geçtiğini, asil gibi davrandığını anlatan bu sözü sarfetmesi ilginçti. Haliyle gözümüz Cemalettin Torun’un başına yöneldi. Yanıt cuk oturmuştu!

Peki ya belediye başkan aday adayları?

Cemalettin Torun’un söylediği şu:

“33’lük tespih çekiyorlardı, 99’luk tespihe geçtiler! Geçmeyen aday adayı varsa, öneririm.”

 

 

—BEYİN CİMNASTİĞİ—

 

Roka mandolina dolani kutu
Makedonya’ya atıldı kutunun suçu
Vay vay vay, tatlı mı kaymak
Tatlı olmalı ki, unuttun onurunu

(Makedonya halk türküsünden uyarlama)

BUSİAD bilineni raporladı ve mesaj verdi: Bu kur politikasıyla 2023 hedefine varamayız

ihracat

ihracatEkonomi, gündemde çok yer tutmuyor. Hep suni gündemlerle oyalanan Türkiye’nin başındaki en büyük dert cari açık… Cari açığı körükleyen nedenlerin başında da, düşük kur geliyor. Bilinen ve iş dünyasının yıllardır seslendirdiği bir gerçek bu… İhracatın artması için dövizin değerlenmesi gerekiyor ki, hükümet enflasyonu baskılamak için TL’yi değerli tutarak sıcak paraya kapı aralıyor.
Adı üstünde sıcak para… Geliyor ve kolaylıkla da gidiyor. Üstelik yatırıma yönelmediği için, değerini ikiye katlayarak…
AKP hükümetlerinin yıllardır uyguladığı politika sıcak parayı çekmeye yönelik…
Bursa Sanayici ve İşadamları Derneği (BUSİAD), 2003-2012 yılları arasında “Türkiye’de uygulanan döviz kuru politikalarının dış ticaret ve temel makroekonomik değişkenler üzerine etkisi”ni araştırdı. Prof. Dr. Turhan Korkmaz ve Yrd. Doç. Dr. Emrah İsmail Çevik tarafından yapılan araştırmanın sonuçları kamuoyuna açıklandı. Rapor, BUSİAD yönetimi tarafından Ankara’ya da götürülecek.

YÖNEY: REKABET EDEBİLECEK
ORTAMI YARATMALIYIZ

BUSİAD’ın raporu bilinmeyeni söylemiyor ama BUSİAD Başkanı Oya Yöney’in mesajı, geleceğe yönelik bir uyarı taşıyor. Diyor ki;
“2023 hedeflerinde öngörülen ihracat rakamlarına erişebilmek ve ihracatçımıza rekabet edebilecek ortamı yaratmak zorundayız.”
Esnek döviz kuru politikasıyla, sabit yatırımcıların dışında kısa vadeli aktörlerin, yani sıcak paranın Türkiye’ye gelmesinin özendirildiğini, bu durumun da ithalatı teşvik ederek ihracatçının rekabet gücünü zayıflattığını söylüyor Yöney…
Çalışmayı, Türkiye’nin kalkınmasının; katma değeri yüksek ihracat odaklı ürün ve hizmetlerle gerçekleşeceği inancıyla yaptırdıklarını açıklıyor.

“BU POLİTİKA SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞİL”

Yöney, analiz sonuçlarının; Türkiye’de gerçekçi ya da aşırı değerli kur politikası uygulanması durumunda ihracatın mevcut durumdan daha fazla, ithalatın ise daha az olacağını gösterdiğini söylüyor.
Analizi yapan Prof. Dr. Turhan Korkmaz’a göre yüzde 10 daha değerli kur politikası uygulansaymış, gecelik faizler yüzde 13,8; enflasyon da yüzde 8 civarında gerçekleşirmiş…
Anlamı şu; Enflasyonu bastıracağız diye döviz kuru baskı altına alınarak ihracatın önü tıkandı, ithalatın ise açıldı. Oysa değerli kur, büyümeyi artıracak, enflasyonu artırmayacak, dış ticaret dengesine olumlu katkı yapacaktı.
BUSİAD cephesinde konuya ilişkin son söz şöyle:
“Global ekonomik şartlar gereği 2014’te değerli TL politikası sürdürülebilir değil!”

///

BUGİAD yönetiminin
yeni isimleri kimler?

Bursa Girişimci İşadamları Derneği (BUGİAD)’ın genel kurulu dün akşam Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapıldı.
Dün de yazdığımız gibi genel kurula mevcut başkan Ali Fuat Er önderliğindeki tek listeyle gidildi. 16 kişilik yönetim kurulunda 6 isim değişti. Ali Saffet Durmuşlar, Fethullah Özkara, Sadettin Dağlı, Mehmet Benli, Nihat Akınoğlu, Hüsnü Çayhan, Dilek Ataygeldi, Ayhan Yılmaz ve Eyüp Karakuş yönetimde yerini korurken, Sevgi Demir, Ekrem Algül, Selahattin Çelik, Mehmet Eğretli, Hakan Uzan ve Mehmet Ümit Yalçın BUGİAD’ın yeni yönetim kurulu üyeleri oldu.

///

Eziklik psikolojisi
siyaset okulu açtırdı

Orhaneli, Keles, Büyükorhan, Harmancık ve Osmangazi’ye Bağlı Dağ Köyleri Yardımlaşma ve Kültür Derneği (DAĞDER), Bursa siyasetinde etkin olmak için var gücüyle çalışıyor.
Yerel seçim atmosferine girilmesiyle birlikte, tüm siyasi partilerde dağ yöresi doğumlu aday adaylarını destekleme kararı alan dernek yönetimi, iddialı ifadelerle Bursa siyasetine damga vurma zamanlarının geldiğine vurgu yaptı.
Yaptı da… Dayanaktan yoksun, kuru kuruya iddia ortaya koymanın anlamı olmadığını istişare toplantılarında anlamışlar. DAĞDER Genel Başkanı Mustafa Bay, dün yönetim kurulu üyeleriyle birlikte basın toplantısı düzenleyerek, Uludağ Üniversitesi desteğiyle başlattıkları siyaset okulunun amacını ve programını anlattı.
DAĞDER üyeleriyle birlikte isteyen herkesin katılabileceği okuldan yararlanmak isteyenler 300 lira ücret ödeyecek.

OKULDA KİMLER NE DERSİ VERECEK?

Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay “STK’lar, demokrasi ve siyasi partiler”, Nilüfer Belediyesi Kurucu Başkanı Ziya Güney “Metropoliten yönetimler ve yeni büyükşehir yasası; Yerel yönetimler ve demokrasi; Ülkemiz ve kentimizde çevre sorunları; Kent kültürü, kentlilik bilinci ve Bursa; İmar, planlama ve şehircilik” konularında katılımcılara ders verecek.
Siyaset okulunun diğer dersleri şöyle;
Yrd. Doç. Dr. İbrahim Öztahtalı “Diksiyon, iletişim, beden dili, motivasyon, başarı”; Prof. Dr. Feridun Yılmaz “Güncel ekonomik veriler ve kavramlar”; Doç. Dr. Derda Küçükalp “Temel siyasal kavramlar”; Yrd. Doç. Dr. Sezgin Kaya “Dış politika”; Doç. Dr. Zahid Sobacı da “Türkiye’nin siyasi ve idari yapısı”nı anlatacak.
“DAĞDER yönetici ve üyelerinin siyasette etkin olma isteği neden?” şeklindeki sorumuzun yankısı ise “Dağ bölgesinin geri kalmışlığının yöre insanında yarattığı eziklik” olarak geldi.

—BEYİN CİMNASTİĞİ—

Meğer Kürtmüş tekerleği bulan
Irklar bazen tuzak olur insana kurulan
Başbakanı örnek aldım şaşmayın tepkime
İnsanları birbirine düşürmeyin ulan!

İki medya arasında iletişimsiz kalmak!

sosyal medya

sosyal medya_1“İki cami arasında beynamaz”, medyalar karşısındaki durumumuzu en iyi özetleyen deyim son zamanlarda.. Bir tarafta, halen bu köşe nedeniyle içinde bulunduğumuz geleneksel medya, diğer tarafta ise facebook, twitter gibi sosyal medya.. İki medya çeşidi arasında pek çok şeyden haberli gibi görünsek de, habersiz kalıyoruz. İnsan sıcaklığını taşıyan iletişimden yoksun kalmamız daha da kötüsü aslında..

Basın Yayın Enformasyon Bursa İl Müdürlüğü tarafından hafta sonu düzenlenen “sosyal medyanın geleneksel medya üzerindeki etkileri” konulu seminer sırasında, tıpkı deyimin özetlediği gibi, iki medya arasında gidip gelirken boşlukta hissettim kendimi..

Evet, henüz sosyal medya hayatımıza girmeden önce medyalar belirliyordu gündemi.. Gerek gazete, gerek televizyon editörleri, -ki geçmişte ben de aynı saftaydım- kuruluşun yayın politikası, kendi dünya görüşümüz ve o günkü ruh halimize göre gazete içeriği ya da ana haber bülteni akışı belirliyor ve bunu sunuyorduk okura, izleyiciye..

Oysa bugün tv haber bültenlerine, gazete sayfalarına bakıyor ve görüyoruz ki, sosyal medyanın gün boyu üzerinde tartıştığı bir konu, geleneksel medyanın manşetine taşınabiliyor.

Özgeçmişinde “mürettip” yazan biri olarak, kişisel durumum daha da vahim aslında.. Düşünsenize, matbaada tek tek hurufat dizerek başladığım meslek hayatımda bugün elimdeki bir android telefonla pek çok şey yapabiliyorum.

Hurufatlar, espaslar, onları barındıran kavaletler, kumpaslar geldikçe gözümün önüne ve “Vay be, ne günlerdi” dediğimde nasıl bir psikoz yaşıyorum anlarsınız..

Teknolojinin kumpasında sıkışmış durumdayız günümüzde.. Üretemediğimiz ve sadece borçlanarak satın aldığımız teknolojinin esiri durumundayız.

Sadece tuvaletimizi onsuz yapamadığımız, yatağa onsuz giremediğimiz cep telefonu ve türevlerinden bahsetmiyorum elbette..

Sanayi mallarını üreten teknolojilerden de bahsediyorum. Son yıllarda yerli tasarım, yerli üretim diye sunulan bazı makinelere bakıyorum da “Bu mu, gurur duymamız gereken yerli üretim makine?” dememek için zor tutuyorum kendimi.. Zaten az olan yaratıcı kafaları rencide etmemek için susuyorum.

Bursa Sanayici ve İşadamları Derneği (BUSİAD) Başkanı Oya Yöney’in, 11. Kalite ve Başarı Sempozyumu’nun açılış konuşmasında dediği gibi;

“Türkiye’yi geleceğe hazırlamak, geleceğin daha da çeşitlenecek alanlarına uyum sağlayacak becerileri kazanmakla mümkün olacaktır. Bunun için eğitimin niteliği, kapsamı ve eğitimcinin eğitimini içeren bir reform süreci gerekmektedir.”

Yatırım için yok yok! …da yatırım nerde?

Ya bir şeyler yanlış yapılıyor ya da “Türkiye güvenli liman”, “Yatırımcı için en uygun iklim Türkiye’de” gibi sözlerin içi boş…
Dün sabahtan öğleye kadar iki farklı toplantı izledik. İkisinde de karşımıza böyle bir manzara çıktı.
Kısa adı MAKSİFED olan Marmara ve Kuzey Anadolu Sanayici ve İş Adamları Dernekleri Federasyonu tarafından Dr. Özer Arabacı, Dr. Kadir Yasin Eryiğit ve Prof. Dr. Lale Erdem Karabıyık’a yaptırılan “2001-2010 Yıllar Arası Türk Lirasında Yaşanan Değerlenmenin Ölçüm Raporu” dün BUSİAD’daki toplantıda kamuoyuna açıklandı.
Ağır ekonomik terimler kullanmadan, raporu, MAKSİFED Başkanı Günal Baylan’ın sözleriyle anlaşılır bir şekilde irdeleyecek olursak…
Ülkedeki koşullar nedeniyle dışarıdan sıcak para girişi arttı, TL aşırı değerlendi. Kalıcı sermaye girişi dramatik bir şekilde azaldı. Ülke ekonomisi sadece rant ve hizmet sektörüyle değil, üretim ve ihracat ile büyümeli… Önemli olan, sıcak paradan ziyade kalıcı yatırım yapan ve istihdam yaratan yabancı sermayenin Türkiye’ye getirilmesi… Bunun için de mikro reformlarla yatırım iklimi oluşturulmalı…
Raporda imzası bulunan Dr. Arabacı’ya göre, dünyada kriz sürerken, sıcak para için Türkiye güvenli bir liman…
Ancak BUSİAD Başkanı Arif Özer’e göre, Türkiye’nin arkasına aldığı rüzgarla, ortaya konan performans arasında çok büyük çelişki var.
İhracatın gerilemesine neden olan aşırı değerli liraya ilişkin şikayetler Başbakan Erdoğan’ı da harekete geçirmiş belli… “Sıcak parayı kontrol altına alamazsanız felaketiniz olur” diyor ama hükümetin bu konuda attığı adımların yeterli olmadığı açık…
Özellikle de, yabancı yatırımcının önünü açacağı söylenen, anayasa değişikliği paketindeki yargıyla ilgili düzenlemelerin altının doldurulmamış olması en büyük eksiklik…

* * *

Dün izlediğimiz ikinci toplantıda da sağlık turizmi yatırımcılarına Bursa’nın olanakları anlatıldı. BUSİAD’dan çıkıp Atatürk Kongre ve Kültür Merkezine gittiğimizde kürsüde Dr. Ceyhun İrgil vardı.
Vali Şahabettin Harput’un, Bursa’nın özellikle termal potansiyelinin pazarlanması konusundaki çabaları dikkat çekiyor da…
Yabancı yatırımcıların Bursa’ya bir türlü gelmemesinin nedeni, galiba ekonomistlerin ortaya koyduğu genel nedenlerle aynı olsa gerek… Zira sermaye, en az sıkıntıyla en çok parayı kazanmanın hesabını yapıyor.
Dr. Ceyhun İrgil de, Bursa’nın sağlık turizmi açısından oldukça elverişli olduğunu bazı rakamlarla anlattı.
Avrupa’da 3 bin avroya gerçekleşen ortalama bir cerrahi operasyonun Türkiye’de 800 avroya malolması;
ABD’de bir sağlık poliçesinin, Türkiye’dekine göre 20 kat daha yüksek olması;
Bursa’nın, sağlık tesisleri sayısı, fiziki durumu, yeterli ve tecrübeli personeliyle cazip bir yatırım kenti olması, İrgil’in sunumunda yer alan dikkat çekici başlıklardı.

* * *

İki konuda da görüldüğü gibi Türkiye’de “yok yok”ken, geriye kalıyor, sıcak paranın kalıcı yatırıma dönüşmesinin önündeki engelleri kaldırmak…
Bunu yapacak olan da hükümet… Tabii hükümet de suni gündemler yaratmaktan vazgeçip, ağırlığı ekonomiye verebilirse…