Kantarın topuzu!

Carl Schmitt

Carl Schmittİktidar partisi milletvekillerinin geçen hafta TBMM’ye sunduğu Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ve Türk Ceza Kanunu’nda değişiklikler öngören kanun teklifi ortalığı karıştırdı. Yasa teklifi, adeta sıkıyönetim getiriyordu.
Örneğin;
CMK’nın “şüpheli veya sanıkla ilgili arama” maddesinde ucu açık bir değişiklik yapılarak “Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda somut delillere dayalı kuvvetli şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir” ifadesindeki “somut delillere dayalı kuvvetli” ibaresi, “makul” olarak değiştiriliyor.
Kime göre makul?

KANTAR DARMADAĞIN!

Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada iletişimin tespitine ağır ceza mahkemeleri yerine sulh ceza hakimlikleri veya yargılamayı yapan mahkemelerce karar verilecek.
Devletin güvenliğine karşı ve anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı (hükümete karşı) suçlarda; “dinleme ve kayda alma”, “gizli soruşturmacı görevlendirme”, “teknik araçla izleme” mümkün hale geliyor.
Yasa teklifindeki despot maddelerden biri de, savunmanın yani avukatların dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması, “soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği” gerekçe gösterilerek kısıtlanabilecek olması…
Bir soruşturma kapsamında, hakkınızda dosya hazırlanırken avukatınız içeriğine ulaşamayacak, dolayısıyla savunmasız kalacaksınız!
Teklifte imzası bulunan AKP Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can, “kantarın topuzunu biraz kaçırdık” demiş. “Topuzun kaçması” deyimi hafif kalıyor, teklifin getirdiklerini anlatmak için…

SÜREKLİ İSTİSNA HALİ!

Çarpıcı yorum, CHP Bursa Milletvekili Doç. Dr. Aykan Erdemir’den geldi. İronik dille, söz konusu teklifte bir imzanın eksik olduğunu söyledi. Eksik imza, “Sürekli istisna hâli” kavramının mucidi Nazi hukukçusu Carl Schmitt idi!
“Führer hukukun koruyucusudur” diyerek diktatörlüğü ve Nazi hukuksuzluğunu meşrulaştıran hukukçu Carl Schmitt’in imzasının da olması gerektiğine inanarak teklife bu imzayı eklediğini ifade etti Erdemir… Ayrıca, teklifin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla verildiğini öne sürdü.
Aykan Erdemir’in teklife imzasını eklediği Carl Schmitt’e göre, siyaset kavramının kriteri “dost ve düşman”dı. Kimin dost, kimin düşman olduğuna devlet karar verirdi. Düşman olmadan siyaset mümkün değildi. Fakat düşman çirkin ya da ekonomik olarak zararlı olmayabilirdi. Bugün düşman olanla yarın kucaklaşılabilirdi! Peki düşman hangi kriterlere göre seçilecekti?

VARLIK, DÜŞMANA BAĞLI!

Kimin düşman olduğuna karar verme makamı, hükümranlığın makamıydı. Siyaset bu dost-düşman ayrımına bağlıydı. İçerikler değişebilmeliydi. Ancak ayırım her zaman olmalıydı. Bu ayırımın doğal ve gerekli sonucu ‘savaş’tı. Savaşsız bir dünya, siyasetsiz bir dünya demekti. Eğer düşman yoksa, savaş da yoktu, siyaset de… Ayrıca düşmanın sadece dışarıdan olması gerekmiyordu. İçerden de seçilebilirdi. Din, milliyet, etnik köken gibi başka alanlar da dost düşman ayırımında kullanabilirdi. Nihai otorite devlet, hem kendi vatandaşlarından hayatlarını feda etmelerini isteyebilir, hem de düşmanın hayatına son verirdi. Devletin başı olan lider düşmanı tespit eder ve milleti harekete geçirirdi.
Hiç yabancısı değiliz bu uygulamaların öyle değil mi?

Dudaklarınız uçuklayacak!

açlık

açlıkDünyada 1 milyar insan açken, 1.4 milyar insan obezite mağduru!
805 milyon insan kronik açlık çekiyor, her 4 saniyede 1 kişi açlıktan ölüyor!
Avrupa’da bir yılda 90 milyar ton gıda çöpe atılıyor!
Dünya genelinde çöpe atılan gıdanın ekonomik değeri 750 milyar dolar!
Dudakların uçuklaması bir yana insana şaşkınlıktan küçük dilini yutturacak rakamlar bunlar?

Bu verileri, 15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü ve 16 Ekim Dünya Gıda Günü nedeniyle TBMM’de basın toplantısı düzenleyen CHP Bursa Milletvekili İlhan Demiröz açıkladı. Verilerin dayanağı, BM Gıda ve Tarım Örgütü FAO

Ziraat Mühendisi İlhan Demiröz’ün yoruma gerek bırakmayan açıklamasından alıntılar yapalım:

“1 Ocak 2014 itibariyle dünyanın nüfusu 7,2 milyar. 2013 yılında dünya nüfusu 80 milyon arttı. Bu artış dünyada her yıl bir Türkiye doğuyor demektir.

Dünyada açlıktan ölen insan sayısı, hastalıklar yüzünden ölen insan sayısından daha fazla. Dünyada yaklaşık 1 milyar insan aç iken 1,4 milyar insan da aşırı kilo ile mücadele ediyor.

 

KITLIK ALARMI ÇOK UZAK DEĞİL!

 

FAO’nun 2012–2014 yılı rakamlarına göre 805 milyon insan kronik açlık çekiyor ve her 4 saniyede 1 insan açlık sebebiyle hayatını kaybediyor ve ölenlerin büyük çoğunluğu çocuklar.

Dünyada 37 ülke gıda krizi yaşıyor. Buna karşılık 750 milyar dolarlık gıda çöpe gidiyor. Bütün bu israfa karşın, savaşlar ve doğanın tahrip edilmesi nedenleriyle 20 yılda gıda fiyatlarının yüzde 80 artacağı, dünyanın kıtlık alarmı vereceği tahmin ediliyor.”

İlhan Demiröz daha sonra merceği Türkiye üzerine tutmuş ve demiş ki;

“Umarım kendi çiftçisinin ve siyasetçisinin sesini duymayan bu iktidar ve ilgili bakan, BM Gıda ve Tarım Örgütü FAO’un uyarılarını duyar ve gerekli adımları atar.

Ancak son yıllarda ülkemizde tarım, iktidar tarafından dışa bağımlı ve çok uluslu şirketler güdümünde uygulanan politikalar nedeniyle devletin destek ve koruma alanından çıkarılmış, çiftçiliğin ve köylülüğün kaderi bu çok uluslu şirketlerin insafına bırakılmıştır. Diğer bir darbe de; çiftçiye girdi ve destek sağlayan kamu iktisadi teşekkülleri (KİT’ler) özelleştirilerek, başlıca çiftçi örgütlenmesi olan tarım satış kooperatifleri güçsüzleştirilerek, işlevleri aşındırılarak ve kamunun tarıma yönelik politikaları küçük çiftçileri korumaktan ziyade büyük ve orta ölçekli çiftçilere hizmet eder hale getirilerek vurulmuştur.

 

KAHVALTI KEYFİNİZE LİMON

SIKTIK, KUSURA BAKMAYIN!

 

Çiftçilerimiz rafineri çıkışı 1,9 TL olan mazotu 4.7 TL ödeyerek kullanıyor.  AKP iktidarlarının yönetiminde bulunan 2002 ila 2013 yıllarını kapsayan dönemde mazotta % 300 fiyat artışı yaşanmıştır.

Kimyasal gübre fiyatları da cinsine göre % 240 – % 320 oranında artmıştır. Aynı dönemlerde karma yem fiyatlarındaki artış ise % 300 civarında olmuştur. Oysa aynı dönemlerde ekmeklik buğdayın fiyatı % 210; şeker pancarının alım fiyatı ise % 95 düzeyinde artmıştır.

AKP’den önce işlenen tarımsal alan 239 milyon dönümdü! Şu an 206 milyon dönüm. Tam 33 milyon dönüm tarımsal alan ekilip biçilemez ve terk edilmiş hale geldi. Bu alanın daha iyi anlaşılması için söylüyorum; Çiftçilerimiz İstanbul’un 6,5 katı büyüklükte tarım alanını ekemez hale getirildi.”

Kahvaltı masasındaysanız eğer, iştahınızı kaçırmış olabiliriz. Pazar keyfinize limon sıktık ama gerçek bu ve çok acı!

 

—BEYİN CİMNASTİĞİ—

 

Anlamaz tok, açın halinden
Ölümler açlıktan, değil ecelinden
En azından israfı önle
Gelmiyorsa bir şey elinden

Sanal nasılsa deyip etme küfür, Ettiysen de gel pisliğini süpür

Sanal alemde, “Papazın Çayırı”ndaymışcasına fütursuzca küfür eden, hakaret edenler o kadar çok ki… Önceki başbakan, şimdiki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında o kadar çok hakaret ve küfür içeren paylaşım oldu ki şimdiye kadar… Gerçi son zamanlarda azaldı. Facebook platformunda arkadaşım olan ve yüz yüze de görüştüğüm pek çok kişiyi uyarmışımdır.

Eleştiri ile hakaret arasındaki ayrımı bilmeyen bu insanların, uyardığımda savunması şuydu: Herkes paylaşıyor!

İyi de yaptığının suç olduğunu bilmeyenlerin suçuna bilmeden sen de ortak oluyorsun. Kaldı ki suç kişiseldir. Küfür içeren paylaşım fark edilip dava açıldığında savunma yaptığın hakim, “Herkes paylaşıyor” demeni dikkate alır mı sanıyorsun? Keser cezayı, görürsün Hanya’yı Konya’yı!

“FÜHRER KE-MAL” TWİTİNE SUÇ DUYURUSU

Hakaret ve küfre maruz kalan herkesin, adalet önünde hak araması da doğal… Ama hakaret edilen kişi vefat etmiş, üstelik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ise kim arayacak hakkını?

Elbette, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk PartisiCHP Bursa Milletvekili Aykan Erdemir, Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın yanıtlaması istemiyle TBMM’ye soru önergesi verdi, ayrıca açıklamanın cumhuriyet savcılarınca suç duyurusu kabul edilmesini istedi.

Peki kim hakkında?

Twitter üzerinden yazılan “Führer Ke-MAL” mesajı nedeniyle,  ancak “Ben Twitter kullanmıyorum. Ben yazmadım” diyen Kadir Akarkaya hakkında!..

Kadir Akarkaya kim?

Basın Yayın ve Enformasyon Bursa İl Müdürü…

ALLAH YOLUNU AÇIK ETSİN!

Kadir Akarkaya, Vakıflar Eski İl Müdürü idi… Basın Yayın Enformasyon Bursa İl Müdürlüğü kurulunca bu göreve atandı. Akarkaya, Akparti politikalarını çekinmeden savunan, günümüzün “siyasi bürokrat” tanımına en uygun kişilerden biri…

Muhabbetimiz iyidir. Zaman zaman bizimle de parti politikaları konusunda tartışmaya girdiği olur. Galiba, milletvekili olmak gibi bir hevesi de var. Allah yolunu açık etsin!

Dönelim suç duyurusuna…

Milletvekili Erdemir, BYEGM Bursa İl Müdürü Akarkaya’nın bir gazetede yer alan “Ben Twitter kullanmıyorum. Böyle bir şey yazmadım” beyanı sonrasında sorumluların ortaya çıkarılmasını istemiş. “Bir kamu görevlisine yakışmayan bu hakareti Akarkaya’nın sahiplenmemesinden memnuniyet duydum” demiş Erdemir ve “Akarkaya’nın sözüne itibar ettiğimiz için bu işin takipçisi olacak ve Haziran 2011’den bugüne Akarkaya’nın hesabından kendisi adına twit atan sahtekarları er geç ortaya çıkaracağız” diye eklemiş.

Erdemir’in açıklamasına göre Akarkaya, söz konusu paylaşımı 17 Temmuz 2014 tarihinde yapmış.

BAŞBAKAN DA SEVİNİR, CUMHURBAŞKANI DA!

Meselenin yalnızca bir sahtekarlık meselesi olmadığını ifade etmiş Erdemir ve şöyle devam etmiş:

“BYEGM Bursa İl Müdürü adına Twitter hesabı açan sahtekarlar o derece başarılı bir operasyon yürütmüşlerdir ki bizzat BYEGM Bursa İl Müdürlüğü’nün resmi Twitter hesabı olan @bursailmudurl bile bu mesajları gerçek sanarak paylaşmaktadır. BYEGM İl Müdürlüğü içinde kurdukları gizli yapılanma ile il müdürünün tüm bilgi ve fotoğraflarına ulaşan ve müdürlük yetkililerini bile kandırabilecek bir sahteciliğe imza atan bu paralel çeteyle mücadele yalnızca biz muhalefet milletvekillerini değil şüphesiz Başbakan Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı da mutlu edecektir. Savcılarımızın bu açıklamayı bir suç duyurusu olarak kabul edeceğini ve Kadir Akarkaya adına açılan Twitter hesabının son üç yıldır hangi bilgisayar ve mobil cihazlardan kullanıldığını tespit edeceklerine güvenim tamdır. Bu sahtekarların cezalandırılmasını BYEGM İl Müdürü Akarkaya’nın bizden daha çok istediğine eminiz.”

Son söz Kadir Akarkaya’nın. “Twitterı tek kullanmıyorum. (Personelin kullandığını kastediyor) Etkinliklerimizi duyuruyoruz. Zaten ben Twitterı sevmiyorum” diyor.

Galiba Twitter’da beni takip eden, benim de takip ettiğim kişi de Erdemir’in bahsettiği muhtemel paralelci Kadir Akarkaya!

Turizm altyapısı değil milletin kafa yapısı!

aykan erdemirBursa’nın en genç milletvekili CHP’li Aykan Erdemir, kendisine bu unvanı veren halka karşı sorumluluğunu yerine getiren az sayıda milletvekilinden biri… 24. dönemin 3. yıldönümü nedeniyle, önceki yıllarda olduğu gibi yine Bursalı gazetecilerin karşısına geçip, 3 yılın sonunda elde ne kalmış ortaya koydu. Gerçi Türkiye daha bayrak krizini aşamamışken, cumhurbaşkanlığı adaylık kulisleriyle kaynarken bir de Musul’da konsolosluğumuzun basılıp, vatandaşlarımızın kaçırılması gibi vahim bir olayın şokunu yaşarken, Erdemir’in Bursa’nın kent kimliğine yönelik gündem oluşturması, kendi deyimiyle bir şey ifade etmiyordu… Ama BTSO’nun 125. kuruluş yıldönümü töreninde TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun da kent vurgusu yapmasından esinlenen Aykan Erdemir, Bursa’yı, Türkiye ve dünyanın neresinde konumlandırmak gerektiğini sorguladı.

 

BURSA’DA NEDEN OLMASIN?

 

“Bilbao’daki, Guggenheim gibi neden bir çağdaş sanat müzesi olmasın” dedi.

Niye Guggenheim Müzesi? Çünkü yılda 15 milyon turist çekiyordu.

Sadece Bilboa’da 9 tane Michelin yıldızlı restoran vardı. Bırakın Bursa’yı koskoca Türkiye’de yoktu. İlki neden Bursa’da olmasındı!

Bursa’ya gelen turistlerin konaklama gün ortalaması 1,1’di… Turisti ikinci gece konaklaması için ikna edecek gerekçemiz yoktu çünkü…

Üstünde oturduğumuz hazineydi aslında “Osmanlı İmparatorluğu’nun Başkenti” özelliği… Keza, İznik… Antik Roma Tiyatrosu kazıları durmuştu, neyse ki verdiği önerge üzerine bir miktar ödenek ayrılmıştı da, yeniden çalışmalara başlanmıştı. İznik tek başına 1 milyon turist çekebilirdi.

 

BARIŞA YENİDEN İMZA

 

Bütün bu hazineler varken, Bursa’nın acilen ihtiyacı olan marka ajansıydı. Tek bir kuruma ağır gelebilirdi bu ama tüm dinamikler ele ele vermeliydi.

Mudanya da başlı başına bir değerdi. Belediye Başkanı Hayri Türkyılmaz’ın, 92 yıl önce imzalanan Mudanya Mütarekesi’nin yıldönümü olan 11 Ekim’e planladığı “Barış Festivali” Mudanya ve Bursa için iyi bir tanıtım fırsatıydı. Mudanya Mütarekesi’ne katılan İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan’dan temsilsilerin katılacağı “Barışa yeniden imza atıyoruz” temalı organizasyon her yıl tekrarlanabilirdi.

 

UYGUN İKLİM ŞART

 

Bursa’nın, en az talep eden, en az ağlayan kent olduğunu vurguladı Aykan Erdemir… Fakat, bu saydığı değerleri kullanabilmek, geliştirebilmek ve karşılığını alabilmek için uygun iklimler gerekiyordu. Özgürlükler ve hukukun üstünlüğü ile ilintilediği “uygun iklim” tanımını yazılım, bilişim, Silikon Vadisi’nden bahsederken verdi ama diğerleri için de geçerliydi.

Nitekim 2000 yılı, Hıristiyan dünyası için çok önemli bir tarihti. 1999 yılında İznik’e gelen Hıristiyan din adamlarının taşlandığını unutmadık.

Evet, turizmi geliştirmek için altyapıdan önce toplumun kafa yapısını değiştirmemiz gerekiyor. Bugün bile hala Hıristiyanların Türkiye’deki kiliselerini camiye dönüştürmeyi iç politika malzemesi yapan anlayış iktidardayken, zor dostum zor!

 

NE BEKLİYORUZ Kİ?

 

Aykan Erdemir, Türkiye’nin en önemli eksikliğinin de finansal okuryazarlık olduğunu söyledi ya, sorduk kendi kendimize. Bildiğimiz anlamda okuryazarlık var mı ki?

Aynı bankere 3 kez para kaptıranlar Türk insanıydı!

İlçesine gelip para bırakacak Hıristiyan din adamlarını taşlayanlar Türk insanıydı!

Üniversite sınavına girmeden önce iyi bir yer kazanabilmek için yatır ziyaret edip çaput bağlayanlar da bu insanların çocukları!

Ne bekliyoruz ki?

Hükümete ISO 27001 sertifikası gerekiyor!

Hükümet-Cemaat çatışmasında ortaya çıkan “paralel devlet” tartışmaları, devletin yapısının da sorgulanmasına neden oluyor. İdeal devletin tanımını biliyoruz elbette ama iktidar sözcülerinin ifadelerine göre devlet eşittir hükümet! Siz bakmayın, “egemenlik milletindir” demelerine… Yasamasıyla, yargısıyla, yürütmesiyle devlet ta kendileri!

Fakat işin dramatik yanı, kendilerini devlet olarak tanımlayanlar, her kademeye bizzat kendi yerleştirdikleri tarafından hedef tahtasına konmuş durumdalar. Çıkarlar çatışmasaydı, bunların hiçbiri yaşanmazdı ya neyse…

EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ’NDE HIRSIZLIK

Netice itibariyle şunu gördük ki, devlet iyice laçkalaştı. Devlet, devlet olmaktan çıktı. Zaten bunalımlı olan güven ortamı iyice bozuldu. Şimdi devletin en kılcal damarlarında dahi kadrolar ikiye bölünmüş durumda. Kimi Tayyipçi, kimi Cemaatçi… Böyle bir ortamda “bilgi güvenliği” de yok oldu haliyle…

Haberlerden öğreniyoruz ki, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden bile evrak çalınıyor artık. “İmdat polis, hırsız var” diye bağırdığımız polisin dolabından, çekmecesinden hırsızlık yapılıyor ve biz bu polisten medet umuyoruz!

TÜM SÜREÇLERDE BİLGİ GÜVENLİĞİ

Bilgi çağında “bilgi güvenliği” önemli bir dert… Nitekim işletmeler, artık bilgi güvenliği sertifikası da alıyor. “Sanayi casusluğu” olarak adlandırılan bilgi hırsızlığını önlemek çokuluslu şirketlerin önceliği olmaya başladı.

Örneğin TOFAŞ, otomotiv sektöründe ISO 27001 kodlu “Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi Sertifikası”nı alan ilk otomotiv şirketi olmuş…

Sertifikasyon için Tofaş’ın tedarik zinciri, insan kaynakları, satınalma ile bilgi ve iletişim teknolojileri direktörlüklerini kapsayan ve tüm ithalat-ihracat süreçlerini içeren denetimler gerçekleştirilmiş… Amaç, ticari kayıpları en aza indirmek ve yatırımların dönüşünü en üst seviyeye taşımakmış…

KARŞI DEVRİM EVLATLARINI YİYOR!

Giriş yaptığımız konuya dönersek… Devletin böyle bir sertifikası var mı derseniz, yoktur elbette… AKP Hükümeti’nin, şimdiye kadar bilgi güvenliğini hiç düşünmediği belli… Tehlikenin içerden geleceğini düşünmemişlerdi de ondan… Bilgi güvenliği sertifikasına da ihtiyacı yoktu haliyle… Uyarına gelmeyen soruşturmaları yürüten polisleri, savcıları görevden alarak tehlikeyi savuşturdular ama bundan sonra güvenlik sistemini kuracakları kesin…

Başka bir açıdan bakarak noktayı koyalım;

Harcı şehit kanıyla karılmış Türkiye Cumhuriyeti’nin Atatürk tarafından belirlenmiş ilke ve değerlerini yok etmek amacıyla kurulan kutsal ittifakın bozulması, “Her devrim önce kendi evlatlarını yer” sözünü hatırlattı… Karşı devrim de, kendi evlatlarını yemeye başladı!

 

Saati geldi!

 

CHP Bursa Milletvekili Doç. Dr. Aykan Erdemir, geçenlerde düzenlediği basın toplantısında saat örnekleri verdi. Erdemir’in, henüz siyasi etik kanununa sahip olmayan Türkiye’nin dikkatine sunduğu saatlere dikkat edin:

“Patek Philippe – Rüşvet ve yolsuzluk skandalında Reza Zarrab tarafından bir bakana hediye edildiği söylenen 250 bin avroluk saat…

Skagen – Kolumdaki; öğrenciliğim, öğretim üyeliğim, üniversite idareciliğim döneminde ve bugün de milletvekili olarak kullandığım 100 avroluk saat. Skagen marka benzeri saatleri pek çok Avrupalı sosyal demokrat milletvekili ve bakanın kolunda da görebilirsiniz.

Casio F-91W – Türkiye’de asker saati olarak bilinen 10-15 lira değerinde, şehitlerimizin aziz bileklerinde gördüğümüz ve hatırasına paha biçemeyeceğimiz saat…

Atatürk’ün Saati – 10 Ağustos 1915’te Çanakkale Conkbayırı’nda Mustafa Kemal’in hayatını kurtaran, bir ülkenin ve bir milletin kaderini değiştiren paha biçilemez cep saati…

Bir saatin değerini o saatin fiyatı belirlemez. O saati takanın verdiği emeğin ve o saati taşıyan yüreğin değeridir bir saati kıymetli kılan…

Artık Türkiye’de Siyasi Etik Kanunu çıkarmanın ‘saati’ gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti, içine düşürüldüğü çıkmazdan ancak şeffaf, hesap verebilir, denge ve denetleme sisteminin etkin çalıştığı bir yönetişim anlayışına kavuşarak çıkabilir.”

 

Ayva Köylü Ali kim?

Ayva Köylü Ali, hayatının romanını yazmış. Diyor ki;

“Ben bu kitabı, ‘hayatım ilginç’ diye yazmadım. Kendim ve ailem hakkında bilgi vermek, düşüncelerimi sizlerle paylaşmak için yazdım. Yazılı bir belge, kalıcı bir eserdir. Bir gün Ayva Köyü’ne yolunuz düşerse beni hatırlayın. Orada göreceğiniz ‘küçük esmer çocuk’ ben olabilirim. Bu kitap az da olsa Bursa’yı anlatmaktadır. Öte yandan, 1970’lerin Bursa’sından, 2013’lerin Bursa’sına kadar olan dönemi yazmaya çalıştım. Umuyorum ki anlattıklarım gelecek nesiller için faydalı olacaktır. Türkiye fırsatlar ülkesi ve çalışan insanlar mutlaka başarılı oluyor.”

Ayva Köylü Ali’yi aslında Bursa iş dünyası, Uludağ Üniversitesi camiası ve dahası tedrisinden geçip de ülkenin her yerinde bulunan çok kişi yakından tanıyor. Halen BUSİAD yönetim kurulu üyesi olan Prof. Dr. Ali Ceylan’dan başkası değil, Ayva Köylü Ali…

Prof. Ceylan, kitabının tanıtım bülteninde, “Ne olur sizler de yazın. Yazarsanız kendinizi daha iyi tanıyacaksınız. Yazmayı öğrenebilirsek geleceğimiz daha aydınlık ve renkli olacak. Birbirimizi daha iyi anlayacak ve daha çok seveceğiz” diyor.

Yazmak için önce okumak gerekmiyor mu Ali Hocam! Okumayı öğrensek gerisi gelir…

“Ayva Köylü Ali”yi Ekin Yayınevi bastı. Kitapçılarda, okurlarını bekliyor.

 

—BEYİN CİMNASTİĞİ—

Keramet yüklemeyin kuş bokuna
Al bir bilet, varsa güven şansına
Çıkarsa neler yaparım neler
Almadım ki hiç bilet, çıksın bana

Erdemir’den Güney Kore modeli önerisi

aykan erdemir2011 milletvekili genel seçimlerinin üzerinden tam iki yıl geçti. Bugün ülkenin en önemli gündem maddesi, Taksim Gezipark’ta başlayan eylemlerin yurt geneline yayılması.. Herkes merak ediyor haliyle.. Gezipark olayları nereye kadar gidecek, nasıl son bulacak?

CHP Bursa Milletvekili Aykan Erdemir, 2011 seçimlerinin ikinci yılında bir basın toplantısı düzenleyerek, çalışma alanı olan “gençlik”, “bilgi ekonomisi” ve “özgürlükler”le ilgili değerlendirmeler yaptı. Gezipark olaylarının, seçim bildirgelerinde de yer alan öngörülerini doğruladığı iddiasında Erdemir.. Ayrıca, gösterileri destekleyenlerin de, karşı çıkanların da resmi doğru okuyamadıklarını savunuyor.

Gençlik, Türkiye’nin petrolü

Milletvekili Erdemir, ilk aşamada her ne kadar Türkiye’de yaşanan temel sorunun “otoriter rejim sorunu” olduğunu söylese de, daha sonra sunduğu çözüm önerileri içinde “güven sorunu” öne çıkıyor.

Bilgi Üniversitesi’nin, Gezipark eylemcileri arasında yaptığı anketin sonuçlarından da yola çıkarak, “Türkiye orta gelir tuzağından çıkacak mı, çıkamayacak mı?” sorusunu yönelten Erdemir’in, toplumsal kavgaları çözmek için sunduğu reçete ekonomiye dayanıyor. Yüksek katma değer yaratan bilgi ekonomisine geçişin anahtarının özgürlükler olduğunun altını çiziyor.

Şöyle diyor:

“Sosyal medyayı baş belası olarak nitelerseniz slikon vadisi kuramazsınız. Gençleri aşağılarsanız, onlar da kendilerine değer veren ülkelere giderler. Bu gençlik Türkiye’nin petrolüdür. Ama ne var ki Türkiye petrolünü kurutuyor. Türkiye’nin özgürlükler iklimine ihtiyaç var.”

Güvene dayalı ilişki geleneği

Bir de söylediği şu Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in:

“Çoğunlukçu bir dil mi kullanacağız, yoksa çoğulcu bir demokrasiyi mi tercih edeceğiz. Temel yol ayrımımız da budur. Türkiye ya güçlü bir iktidarın yönettiği bir ülke olacak ya da yönetişime geçecek.”

Buna karşılık soru şu tabii ki.. Yönetişimin tüm kurallarıyla işletilebilmesine uygun bir zemine sahip mi Türkiye?

Değil elbette..

Kendisi de söylüyor ki, “Yönetişim, güvene dayalı ilişkiler gerektiriyor. Aynı zamanda da güçlü bir demokratik lider.. Öncelikle kurumlar özerk olacak. Yönetişime uygun genç liderler yetiştirilecek. Güvene dayalı ilişki geleneği oluşturulacak.”

Erdemir’in tespitiyle sonuç olarak, bugünkü anlayışla ülke yönetilmeye devam edilebilir. Bu da ancak Kuzey Kore modelinde olduğu gibi ülkeyi dünyaya bağlayan fişler çekilerek yapılabilir. Bu çağda bu mümkün olmadığına göre, model olarak Güney Kore alınmalıdır.