İş dünyası bunalmış! TUSKON Başkanı diyor!

Fethullah Gülen Cemaati’ne mensup işadamlarının, cemaat okullarının bulunduğu her ülkeyle ticari bağları da var. O bağların Bursa’ya ulaşmasını sağlayan örgüt de BUGİAD… Bursa Girişimci İşadamları Derneği, çatı örgüt TUSKON aracılığıyla özellikle Afrika ülkeleriyle ticaret hacmine katkıda bulunuyor.

Fakat gelişmemiş olmaları nedeniyle, Afrika ülkelerine yapılan ihracat ve yatırımların boyutu öyle büyük miktarlara ulaşmıyor. Küçümsemiyoruz elbette… Damlaya damlaya göl olur!
Değineceğimiz konu, cemaat mensubu işadamlarının yaşadığı kaygı… Hükümetle yollarının ayrılmasından sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, seçim öncesi miting alanlarında cemaatle ilgili sözlerini talimat kabul eden bütün kurumlar, cemaate mensubiyetinde şüphe olmayanlarla bağlantıları kesiyor.
Öyle ki, İstanbul’da yaşayan bir aile dostumuz da geçenlerde oldukça kaygılıydı. Mütedeyyin, hac görevini yerine getirmiş AKP’li aile dostumuzun derdi, çocuğunun okuduğu okuldu. Çocuğu cemaat okullarından birindeydi. Gelişmeler üzerine çocuğunu okuldan almak zorundaydı. Okul değiştirildiğinde, lisedeki çocuğunun psikolojisi bozulacaktı. Kafası çok karışıktı aslında!
Kaygılanmasının nedeni, kardeşinin AKP’de çok önemli görevler yapıyor olmasıydı. Eğer çocuğunu cemaat okulundan almasa, kendisi üzerinden kardeşi yıpratılır ve zarar görürdü. Epeyce düşünüp taşındı. Okul değiştirme operasyonunu dönem sonuna bırakmalıydı.
Dönelim biz BUGİAD’a…

“EKONOMİ ETKİLENİYOR,
İSTİHDAM ETKİLENİYOR!”

BUGİAD’ın “Türkiye-Batı Afrika Ticaret Köprüsü” organizasyonuyla 8 Batı Afrika ülkesinden 100 dolayında iş insanı gelmiş Bursa’ya… TUSKON’un daha önce İstanbul’da buna benzer bir etkinliğini izlediğim için biliyorum; Bu ülkelere daha çok unlu mamül makineleri, bisküvi, şekerleme ağırlıklı ürünler ihraç edilebiliyor. Bursa’ya kurulan köprü ile otomotiv başta olmak üzere, tekstil, gıda, makine, mobilya ve turizmde işbirlikleri planlanıyormuş. BUGİAD Başkanı Ali Fuat Er’in verdiği bilgi bu yönde…
Tabii en çok merak edilen konunun, Bursa’ya gelen TUSKON Başkanı Rızanur Meral’e sorulmaması mümkün değil. Rızanur Meral, bir gazeteci arkadaşımızın “Hükümetin, TUSKON üyelerine baskı yapıp yapmadığı” yönündeki sorusuna şöyle yanıt vermiş:
“Türk iş dünyasının tümüne var şu anda baskı. En büyüklerinden başlamak üzere çok yoğun ve sistematik bir sindirme ve yıldırma kampanyası sürüyor şu an. Bundan TUSKON üyeleri de nasibini alıyor. Umudumuz ve arzumuz bu baskıların bir an önce kalkması ve demokratik ülkelerde bulunan düzeylere, sıklıklara gelmesi. Çünkü bunu bütün dünya takip ediyor. Türk iş dünyası bunalmış durumda şu anda. Bu yapılanların hepsi, belki hasım belirlenen belli kesimlere zarar vermeyi hedefliyor ama en büyük zararı Türkiye ekonomisine, Türkiye’nin istihdamına, Türk gençlerinin bulacağı işlere ve Türkiye’ye gelecek yatırımcılara oluyor. Bu baskıların bir an önce kalkmasının Türkiye’nin hayrına olacağına inanıyoruz.”

Bakanlığında “paralelci operasyonu” yapılırken Faruk Çelik neredeydi?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim gecesi balkon konuşmasında da sert bir üslupla ifade ettiği gibi paralel yapıya yönelik operasyonlara devam ediliyor. Operasyon, emniyet ve maliyenin ardından bu kez Çalışma ve Soysal Güvenlik Bakanlığı bünyesindeki SGK’ya sıçradı.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşarı Fatih Acar, görevinden alınarak Başbakanlık Müşavirliği gibi pasif bir göreve atandı. Acar’ın Fethullah Gülen Cemaati’yle bağı olduğu iddia ediliyor ancak, Bursa kökenli Şanlıurfa Milletvekili Bakan Faruk Çelik, Fatih Acar’a sahip çıkıyordu. Fatih Acar, Çelik’in bakanlığında önce SGK Başkanı olmuştu. Acar, daha önce Bursa’da da defterdar olarak görev yapmıştı.

Çelik’in bakanlığı bünyesindeki tek değişiklik en yakın çalışma arkadaşı müsteşar Fatih Acar değil elbette… SGK Başkan Yardımcıları Mehmet Ali Sağlam ve Ali Pekten de, görevlerinden alınarak bakanlık müşaviri olarak atandılar.

PEKİ, FARUK ÇEKLİK NEREDE?

Yerel seçimler nedeniyle 20 gündür seçim bölgesi Şanlıurfa’da bulunan Bakan Faruk Çelik’in 2 gün önce Ankara’ya uğramadan Bursa’ya geldiğini öğrendik. Bakanlığındaki kadro operasyonu sırasında da evindeymiş Bakan Çelik…

İki gündür hiç dışarı çıkmıyor, hiçbir telefona yanıt vermiyormuş. Ben de aradım birkaç kez açmadı. En yakınlarının telefonlarını bile açmayan Çelik, benimkini neden açsın ki?

Hem Bakan’ı, hem de Fatih Acar’ı yakından tanıyanlar, Çelik’in Urfa’daki seçim sonucundan ötürü mutlu fakat bakanlığındaki gelişmelerden ötürü çok üzgün olduğunu “tahmin ettiklerini” söylüyorlar. Kendileri aradığında da açmıyormuş telefonu…

Yapılan operasyonla en yakın çalışma arkadaşlarının görevden alınmasına kim bozulmaz ki? Kim üzülmez ki?

Kolay değil Bakan Çelik’in işi… Hem Urfa’ya sürgüne gönderildi. Gönderilmekle kalmayıp Bursa’da partiyle bağı neredeyse kesildi. Şimdi de bu operasyon! Yediği bu kaçıncı darbe!

///

 

“Adaletsiz toplumların

geleceği yoktur”

 

Millet olarak en çok adalete ihtiyaç duyduğumuz kesin. Kişiye özel yasaların, kişiye özel yargılamaların yapıldığı bir Türkiye’de en rahat söylenebilecek söz budur. Oysa mahkeme salonlarımızda yargıçların arkasında Ulu Önder Atatürk’ün “Adalet, mülkün temelidir” yazar. Mülk, devlettir. Devletin temelinde adalet yoksa hiçbir aşamasında yoktur.

Adalet, domino taşları dizisinin en başında durandır. Bırakın devirmeyi, çok küçük bir hareketiyle bile ardıllarını devirmeye başlar. Dalga dibe vurduğunda şiddetini ve ortaya çıkaracağı hasarı tahmin edin!

Türkiye’de 11 yıldır iktidarda bulunan AKP Hükümetleri, parti adında adalet olmasına karşın adaleti tesis edememiş, üstelik daha da hasar vermiştir. Bugün gelinen noktada tepeden ayağa kimsenin kimseye güveni kalmamıştır. Adaletsizliğin, hukuksuzluğun, güven eksikliğinin yıkıcı sonucudur bazı yerlerde 3 gündür hala seçim sonuçlarının netleştirilememiş olması…

BURSA BAROSU’NDAN EYLEM

Adalet’in üç bileşeninden biri olan savunmanın temsilcisi olan avukatlar 5 Nisan Avukatlar Günü’nü “Adalet İstiyoruz” pankartı altında yürüyüş yaparak kutlayacaklar Bursa’da…

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. DR. Metin Feyzioğlu’nun da katılacağı yürüyüş cumartesi günü saat 12.00’de Nilüfer Fatih Sultan Mehmet Bulvarı’nda camii karşısında başlayacak, Gençlik Parkı’nda sona erecek.

Bursa Barosu Başkanı Ekrem Demiröz, yürüyüşe tüm Bursalıları çağırdı. Halkla birlikte yürümek ve adalet isteğini hep birlikte haykırmak istediklerini belirterek şunları söyledi:

“Adil yargılanma hakkı ihlalleri, yok sayılan mahkeme kararları, yargıya yapılan müdahaleler ve Adalet Bakanı üzerinden iktidara bağlanan savcılar ve hakimler…

“ÖZGÜRLÜKLER İKİ DUDAK
ARASINA BIRAKILAMAZ!”

Bütün bunlar ülkenin bugününü ve yarınını tehdit altında tutan tehlikeli gelişmeler. Oysa biz, herkesin hukuk önünde eşit olduğu bir demokratik düzeni savunuyoruz. İktidar yargıyı değil, yargı iktidarı denetlemelidir; evrensel ilke budur.

Özgürlükler hiç kimsenin iki dudağı arasına terkedilemez. Haklar ve özgürlükler anayasal düzeyde teminat altında olmalıdır; çünkü güvenlikli bir hukuk düzeni her toplumun olmazsa olmazıdır.

Adalet toplumun vicdanıdır. Bağımsız ve tarafsız yargı varlık sebebimizdir. Bağımsız yargı ise özgür ve bağımsız savunma ile mümkündür.

Yolsuzlukların ve yasakların daha çok konuşulduğu, yargının ise yok sayıldığı bir dönemden geçiyoruz. Bu çöküşe itiraz etmek ve bağımsız yargıyı yüksek sesle istemek öncelikli görevimizdir. Adalet duygusunu yitirmiş hiçbir toplumun geleceği yoktur.”

///

Devşirmelerle ilgili tespite itiraz var!

Dünkü yazımızda dedik ya, “Devşirmelerle olmayacağı anlaşılmış mıdır acaba?” diye… İki başlık altında itirazlar geldi. Birincisi, Bursa’da Necati Şahin çok çalışmış ve önceki yerel seçime göre CHP’nin oyu bir puan fazla çıkmış! İkincisi Ankara’daki başa baş yarışta Mansur Yavaş’ın etkisi büyükmüş. Dolayısıyla “başarısızlık” tespitime “sallamışsın” diye karşılık verenler oldu.

Hadi Ankara’da Mansur Yavaş’tan ötürü bir başarı sağlandı diyelim. Hoş başkanlık kazanıldı mı kazanılmadı mı hala bilmiyoruz ya… İyi de sevgili CHP’liler, bu CHP’nin başarısı değil… Yavaş’ın başkanlık makamına oturduğunu düşünelim. Birkaç gün sonra kafası bozuldu ve ben gidiyorum, aslıma dönüyorum diyerek MHP’ye geçtiğinde ne olacak?

Bakın işin özü şu:

Sırf AKP’nin elinden iktidarı almak için olmayacak duaları okuyup, amin demek 90 yıllık CHP’ye hiç de yakışmıyor. Atatürk ilkelerine bağlı, 6 okun gereğini tam anlamıyla yerine getiren, halkçı politikalar üretecek kendi içinden çıkmış kadrolardır sizlere gereken… Devşirmelerle olmaz kardeşim, olmaz!

 

—BEYİN CİMNASTİĞİ—

 

Seçim günü girmiş trafoya kedi
Yaşanmaya başladı sonra trajedi
Olmayan oylar mantar gibi üredi
Kim bilir kayıp oyları kimler yedi

BUGİAD’ın ödülünü reddeden işadamı kim?

Fethullah Gülen Cemaati’nin Bursa iş dünyasındaki en güçlü örgütü olan BUGİAD, önceki akşam kendi alanlarında başarılı olmuş kişi ve kurumları ödüllendirdi. Merinos AKKM’de düzenlenen, TUSKON Genel Başkanı Rızanur Meral ile Genel Sekreter Mustafa Günay’ın da katıldığı törende kimlerin ödül aldığını haberlerde görebilirsiniz. Biz kimin almadığını sorguluyoruz.

Duyduk ki, Gülen Cemaati ile AKP Hükümeti arasındaki savaş, BUGİAD ödüllerine de keskin bir şekilde yansımış. BUGİAD Yönetim Kurulu’nun ödül vermeyi kararlaştırdığı kişi ve kuruluşlardan bazıları, hükümetle olan “duygusal ilişkiler”inin bozulması kaygısıyla ödülü reddetmişler.

BUGİAD Başkanı Ali Fuat Er’e sorduk kimler olduğunu, söylemedi haliyle…

Peki, ne dedi?

“Biz ödülleri belirlerken üçer beşer kişilik alternatif liste yaptık. Yurt dışında olanlar vardı. Teşekkür ettiler. Bursa dışından özel ödül vermeyi düşündüğümüz isimler oldu, onlar da gelemeyeceklerini bildirdiler. Mesele budur yani…”

Israr ettik, reddeden kimdi, hangi sektördendi. Açıklamadı Ali Fuat Er…

“Bu konudaki söylentiler şundan dolayı olabilir. Ödülleri belirlerken, üyemiz de olabilir, dışarıdan da olabilir. Siyasetin içinde olur veya olmaz ama belediyelerle iş yapıyordur. Bunlar sesli bir şekilde dile getirildi, ona verildi, buna verilebilir mi diye. İnsanları zor durumda bırakmayalım diye de düşündük. Sizin duyduğunuz bunların yansımasıdır.”

Yine ısrar ettik, “Teşekkür ederim ama bu ödülü alamam” diyen olup olmadığını sorduk. Bir kişi olmuş. Hadi ismini vermiyorsunuz, en azından sektörünü söyleyin dedim.

“Başka soruya geçelim” dedi, “Başka sorum yok” dedim…

 

///

 

İşte sorumlu siyaset örneği!

 

Gezi olayları sırasında, ekmek almaya giderken başına isabet eden polisin biber gazı kapsulüyle ağır yaralanan ve aylar süren yaşam mücadelesine yenik düşen Berkin Elvan, dün binlerce kişinin katıldığı törenle toprağa verildi.

15 yaşındaki Berkin’in ölümü, akıl almaz bir şekilde uyuyan toplumu adeta sarsarak uyandırdı. Önceki gün sabah saatlerinden itibaren yurdun hemen hemen her yerinde sokaklara dökülen halk, AKP Hükümeti’ni istifaya çağırdı. Eylemler sırasında, AKP’nin il ve ilçe binalarına saldırılar oldu. Polis yine pek çok yerde gaz bombası kullandı.

Berkin Elvan’ın dünkü cenaze töreni öncesinde, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, sorumlu siyasetçi örneği sergileyerek tüm topluma sağduyu çağrısı yaptı, iktidar partisini haklı pozisyona getirecek kışkırtmalara karşı dikkatli olunmasını istedi.

“Kaos, kargaşa ve sosyal kamplaşmadan beslenerek kendi otoriter anlayışını kalıcı bir rejime dönüştürmeyi planlayan bu iktidarın provokasyonları konusunda halkımızın azami dikkat ve duyarlılıkla hareket etmesi son derece önemlidir. Bu provokatörlerin ve kaos projesi mimarlarının oyununa gelmeme konusunda halkımın yüksek irfanına olan güvenim tamdır.”

Kılçdaroğlu, anamuhalefet lideri olarak yapması gerekeni yaptı.

 

///

 

Fethullah Gülen’in, “Berkin

açıklaması”ndaki çarpıcı ifade!

 

Fethullah Gülen, 15 yaşındaki Berkin Elvan’la ilgili bir taziye mesajı yayınladı. Mesajda altı çizilmesi gereken “AVM inadı”… İşte Gülen’in mesajı;

“Sağduyu ve uzlaşıyla örgütlenmesi gereken devlet aklının öfke ve kine mağlub olduğu zor günler geçirmekteyiz. Bu nefret atmosferi, toplumun muhtaç olduğu sevgi, sükunet ve birbirini anlama çabasını ortadan kaldırmakta; yukarıdan aşağıya doğru çatışmacı bir üslubu telkin etmektedir. Bir AVM inadıyla başlayan hadiseler teskin edileceğine kutuplaştırıcı bir dille körüklenmiş ve bugüne kadar bir çok gencimizin hayatını kaybetmesine sebep olmuştur. 15 yaşındaki küçük Berkin Elvan, bu atmosferin son kurbanı.

Elvan ailesine ve yakınlarına başsağlığı diler, bugüne kadar pek çok acıyla dağidâr olmuş ama temkin ve teyakkuzunu korumayı başarmış Alevi kardeşlerimize sabrı cemil niyaz ederim.”

Dünkü yazımızda AKP Hükümeti ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan için söylediğimiz cümleyi, Fethullah Gülen ve Cemaati için de kuralım:

Keşke, olayların ve ülkenin bu noktaya gelmesine siz de çanak tutmasaydınız! Emperyalist ABD’nin Türkiye’ye biçtiği “Ilımlı İslam” modelini yaratacağız diye, laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin genleriyle oynamasaydınız? Ülkeyi, kamplaştırma konusunda kabahatin yarısı sizin!

 

 

—BEYİN CİMNASTİĞİ—

 

Hortumlarken solladınız fili

Çalıyor artık eteklerinizin zili

Küçük Berkin’e ağlayanlara

Utanmadan dediniz nekrofili

AKP, pirinç ayıklar gibi cemaatçi ayıklıyor

AKP ile Fethullah Gülen Cemaati arasında dershanelerin kapatılması girişimiyle başlayan gerilim, cemaatçi kadroların hükümete yönelik yolsuzluk ve rüşvet operasyonuyla savaşa dönüşünce, ateş her cepheye yayıldı. Polis teşkilatı başta olmak bürokrasideki operasyonların ne aşamada olduğu biliniyor.

Büyükşehir başkan adaylarını açıklayan AKP, henüz ilçe belediye başkan adaylarını açıklamadan patlayan olaylar nedeniyle temizlik operasyonu başlattı. Bursa ilçe belediye başkan adaylarında bir sıkıntı olmadığı ifade edilmekle birlikte, özellikle meclis üyeliklerine başvurularda ciddi bir eleme yapılacağı konuşuluyor. Hatta cemaate yakınlığıyla bilinenlerin en baştan elendiği söyleniyor. Çalışma, adeta pirinç ayıklamaya benzetiliyor. Zira çok fanatik olanlar dışında mütedeyyin kesim insanları, bir bakışta bağlı oldukları cemaatlere göre ayırmak olanaksız…

ÖNCE BAŞKAN ADAYLARI

Elemenin şimdiden yapıldığı bazı başkan aday adayları tarafından ifade edilirken, dün konuştuğumuz AKP Bursa İl Başkanvekili Cemalettin Torun, sürecin nasıl işleyeceğini şöyle anlattı:

“Önce belediye başkan adaylarımız açıklanacak ki, ondan sonra birlikte çalışacağı meclis üye adaylarının listesi yapılacak. Bunun için ilçe yönetiminin görüşü de alınacak. Daha sonra il yürütme kuruluna gelecek. Burada son şeklini alacak listeler, genel merkez onayına sunulacak.”

KESTEL, SAYIYI DEĞİŞTİREBİLİR

Bu arada, 17 ilçe belediyesinin toplam 421 olan belediye meclis üyeliği için başvuru yapanların sayısı bin 17 kişi… Tabii 421 üye hangi partiler tarafından paylaşılacak 30 Mart’ta sandıktan çıkan sonuca göre belirlenecek. 421 üyenin 82’si aynı zamanda büyükşehir belediye meclis üyesi olacak.

Fakat bu sayı değişebilir. Kestel’in, ocak ayı sonu itibariyle dikkate alınacak nüfusu, hem ilçe belediyesi, hem de büyükşehir meclis üye sayısını değiştirebilir.

Ocak sonunda Kestel’in nüfusu 50 bini geçerse, meclis üye sayısı 15’ten 25’e çıkacak. Bu artış, büyükşehir meclisinde de iki üye artışına karşılık geliyor.

 

///

MHP İl Başkanı Toktaş’tan itiraz

En son yazımıza konu ettiğimiz MHP Lideri Devlet Bahçeli ile ilgili yorumlarımıza, MHP Bursa İl Başkanı Hasan Toktaş’tan kısa bir yanıt geldi. Aynen aktaralım;

“Bursa Haber gazetesindeki 7 Ocak 2014 tarihli yazınızı okuma imkânım oldu. Mesleğiniz ve sorumluluğunuz gereği yorumlarınıza saygı duymaktayım.

Ancak ülkemizin ve milletimizin birlik ve beraberliğine ömrünü adamış, milli çıkarlarımız, ülke ve millet menfaati söz konusu olduğunda AKP, CHP ya da diğer partilerin nasıl düşündüğüne bakmaksızın kendi fikri ve siyasi çizgisi doğrultusunda kararlar alan, oy versin veya vermesin vatandaşlarımızın büyük çoğunluğunca ülkemizin birlik beraberliğinin sigortası, çimentosu olarak görülen partimizin, AKP’nin zorlandığı konularda koltuk değneği olarak yorumlanmış olmasını üzüntüyle okudum.

Ülke ve millet menfaati söz konusu olduğunda gündelik siyaseti bir kenara bırakabilme tarzımızı anlamıyor olabilirsiniz.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin saygın genel başkanı ile ilgili eleştiri ve yorumlarınızın ölçüsü sizlerin takdiri olmakla birlikte incitici, kırıcı ifadelerin üzüntü verici olduğunu belirtir çalışmalarınızda başarılar dilerim.”

 

///

Protesto haktır!

Yazdıklarımızla herkesi memnun etmemiz olanaksız. Yazdıklarımızın bazılarından ötürü övgü alırken, bazılarından dolayı da protesto ediliyor, eleştiriliyoruz…

Bir köşe yazarının da elbette bir dünya görüşü, siyasi düşüncesi var. Dolayısıyla “haber tarafsız, yorum hür” prensibine dayanarak yazardan tarafsız yazı beklenmemeli…

Bunu hatırlattıktan sonra, MHP Bursa İl Başkanı Hasan Toktaş’ın bendenizi eleştiren yanıtını, üstelik yazım yanlışlarını düzelterek aynen aktarmış olmam bundan ötürü… Yani Toktaş, yoruma saygı duyuyor, itirazını dile getiriyor. Üslubunca, partinin üslubunu anlamıyor olabileceğimi ifade etmiş.

İşte budur…

Basın özgürlüğünün sakıncalarının giderilmesi, yine basın özgürlüğüyle mümkün… İşte böyle…

Örneğin, geçenlerde Yazılım Vadisi ile ilgili yazımdan ötürü twitter üzerinden “Sizi protesto ediyorum” diyene, “Protesto haktır. Güle güle kullanın” yanıtını verdim.

Siz de, içinize sinmeyen, karşı çıktığınız ne varsa, protesto etmeye hakkınız olduğunu unutmayın. Siz sustukça, hak gaspçıları daha da azıyor.

 

—BEYİN CİMNASTİĞİ—

Şamarı yiyince kulak tözüne
Dokundun yargının özüne
Bastın dağıttığın kömürün közüne
Bulaştırdın her şeyi yüzüne gözüne

Hükümete ISO 27001 sertifikası gerekiyor!

Hükümet-Cemaat çatışmasında ortaya çıkan “paralel devlet” tartışmaları, devletin yapısının da sorgulanmasına neden oluyor. İdeal devletin tanımını biliyoruz elbette ama iktidar sözcülerinin ifadelerine göre devlet eşittir hükümet! Siz bakmayın, “egemenlik milletindir” demelerine… Yasamasıyla, yargısıyla, yürütmesiyle devlet ta kendileri!

Fakat işin dramatik yanı, kendilerini devlet olarak tanımlayanlar, her kademeye bizzat kendi yerleştirdikleri tarafından hedef tahtasına konmuş durumdalar. Çıkarlar çatışmasaydı, bunların hiçbiri yaşanmazdı ya neyse…

EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ’NDE HIRSIZLIK

Netice itibariyle şunu gördük ki, devlet iyice laçkalaştı. Devlet, devlet olmaktan çıktı. Zaten bunalımlı olan güven ortamı iyice bozuldu. Şimdi devletin en kılcal damarlarında dahi kadrolar ikiye bölünmüş durumda. Kimi Tayyipçi, kimi Cemaatçi… Böyle bir ortamda “bilgi güvenliği” de yok oldu haliyle…

Haberlerden öğreniyoruz ki, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden bile evrak çalınıyor artık. “İmdat polis, hırsız var” diye bağırdığımız polisin dolabından, çekmecesinden hırsızlık yapılıyor ve biz bu polisten medet umuyoruz!

TÜM SÜREÇLERDE BİLGİ GÜVENLİĞİ

Bilgi çağında “bilgi güvenliği” önemli bir dert… Nitekim işletmeler, artık bilgi güvenliği sertifikası da alıyor. “Sanayi casusluğu” olarak adlandırılan bilgi hırsızlığını önlemek çokuluslu şirketlerin önceliği olmaya başladı.

Örneğin TOFAŞ, otomotiv sektöründe ISO 27001 kodlu “Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi Sertifikası”nı alan ilk otomotiv şirketi olmuş…

Sertifikasyon için Tofaş’ın tedarik zinciri, insan kaynakları, satınalma ile bilgi ve iletişim teknolojileri direktörlüklerini kapsayan ve tüm ithalat-ihracat süreçlerini içeren denetimler gerçekleştirilmiş… Amaç, ticari kayıpları en aza indirmek ve yatırımların dönüşünü en üst seviyeye taşımakmış…

KARŞI DEVRİM EVLATLARINI YİYOR!

Giriş yaptığımız konuya dönersek… Devletin böyle bir sertifikası var mı derseniz, yoktur elbette… AKP Hükümeti’nin, şimdiye kadar bilgi güvenliğini hiç düşünmediği belli… Tehlikenin içerden geleceğini düşünmemişlerdi de ondan… Bilgi güvenliği sertifikasına da ihtiyacı yoktu haliyle… Uyarına gelmeyen soruşturmaları yürüten polisleri, savcıları görevden alarak tehlikeyi savuşturdular ama bundan sonra güvenlik sistemini kuracakları kesin…

Başka bir açıdan bakarak noktayı koyalım;

Harcı şehit kanıyla karılmış Türkiye Cumhuriyeti’nin Atatürk tarafından belirlenmiş ilke ve değerlerini yok etmek amacıyla kurulan kutsal ittifakın bozulması, “Her devrim önce kendi evlatlarını yer” sözünü hatırlattı… Karşı devrim de, kendi evlatlarını yemeye başladı!

 

Saati geldi!

 

CHP Bursa Milletvekili Doç. Dr. Aykan Erdemir, geçenlerde düzenlediği basın toplantısında saat örnekleri verdi. Erdemir’in, henüz siyasi etik kanununa sahip olmayan Türkiye’nin dikkatine sunduğu saatlere dikkat edin:

“Patek Philippe – Rüşvet ve yolsuzluk skandalında Reza Zarrab tarafından bir bakana hediye edildiği söylenen 250 bin avroluk saat…

Skagen – Kolumdaki; öğrenciliğim, öğretim üyeliğim, üniversite idareciliğim döneminde ve bugün de milletvekili olarak kullandığım 100 avroluk saat. Skagen marka benzeri saatleri pek çok Avrupalı sosyal demokrat milletvekili ve bakanın kolunda da görebilirsiniz.

Casio F-91W – Türkiye’de asker saati olarak bilinen 10-15 lira değerinde, şehitlerimizin aziz bileklerinde gördüğümüz ve hatırasına paha biçemeyeceğimiz saat…

Atatürk’ün Saati – 10 Ağustos 1915’te Çanakkale Conkbayırı’nda Mustafa Kemal’in hayatını kurtaran, bir ülkenin ve bir milletin kaderini değiştiren paha biçilemez cep saati…

Bir saatin değerini o saatin fiyatı belirlemez. O saati takanın verdiği emeğin ve o saati taşıyan yüreğin değeridir bir saati kıymetli kılan…

Artık Türkiye’de Siyasi Etik Kanunu çıkarmanın ‘saati’ gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti, içine düşürüldüğü çıkmazdan ancak şeffaf, hesap verebilir, denge ve denetleme sisteminin etkin çalıştığı bir yönetişim anlayışına kavuşarak çıkabilir.”

 

Ayva Köylü Ali kim?

Ayva Köylü Ali, hayatının romanını yazmış. Diyor ki;

“Ben bu kitabı, ‘hayatım ilginç’ diye yazmadım. Kendim ve ailem hakkında bilgi vermek, düşüncelerimi sizlerle paylaşmak için yazdım. Yazılı bir belge, kalıcı bir eserdir. Bir gün Ayva Köyü’ne yolunuz düşerse beni hatırlayın. Orada göreceğiniz ‘küçük esmer çocuk’ ben olabilirim. Bu kitap az da olsa Bursa’yı anlatmaktadır. Öte yandan, 1970’lerin Bursa’sından, 2013’lerin Bursa’sına kadar olan dönemi yazmaya çalıştım. Umuyorum ki anlattıklarım gelecek nesiller için faydalı olacaktır. Türkiye fırsatlar ülkesi ve çalışan insanlar mutlaka başarılı oluyor.”

Ayva Köylü Ali’yi aslında Bursa iş dünyası, Uludağ Üniversitesi camiası ve dahası tedrisinden geçip de ülkenin her yerinde bulunan çok kişi yakından tanıyor. Halen BUSİAD yönetim kurulu üyesi olan Prof. Dr. Ali Ceylan’dan başkası değil, Ayva Köylü Ali…

Prof. Ceylan, kitabının tanıtım bülteninde, “Ne olur sizler de yazın. Yazarsanız kendinizi daha iyi tanıyacaksınız. Yazmayı öğrenebilirsek geleceğimiz daha aydınlık ve renkli olacak. Birbirimizi daha iyi anlayacak ve daha çok seveceğiz” diyor.

Yazmak için önce okumak gerekmiyor mu Ali Hocam! Okumayı öğrensek gerisi gelir…

“Ayva Köylü Ali”yi Ekin Yayınevi bastı. Kitapçılarda, okurlarını bekliyor.

 

—BEYİN CİMNASTİĞİ—

Keramet yüklemeyin kuş bokuna
Al bir bilet, varsa güven şansına
Çıkarsa neler yaparım neler
Almadım ki hiç bilet, çıksın bana

Kaya gazı nasıl çıkar, çıkarsa nasıl kokar?

20131227_211015-1Karşısında Enerji ve Tabii Kaynaklar Önceki Bakanı Hilmi Güler’i gören bir gazeteci ne sorar, nasıl sorar? Gündem, rüşvet, yolsuzluk operasyonu, ardından yargı ve kolluk güçleri üzerinden ilerleyen savaşla anbean değişirken, Türkiye’nin enerji meselesi sorulmaz herhalde…

Şöyle sorduk Güler’e;

“Konumuz enerji. Doğada hiçbir hareket enerjisiz mümkün değil. Partinizin de belli bir enerjiyle iktidara geldiğini biliyoruz. Son zamanlarda yaşanan olaylar bu enerjinin kesintiye uğradığını gösteriyor. Bu konuda görüşlerinizi alabilir miyiz?”

Hilmi Güler’in, bu soruya verdiği yanıt, Türkiye’nin enerji ihtiyacı ve yatırımlarıyla ilgili bilgiler içeriyordu. Bitirmesini bekleyip “Ya ben anlatamadım ya da siz anlamak istemediniz” diyerek, ekledim;

 

AKP’NİN ALTERNATİF ENERJİ KAYNAĞI NE?

 

“AKP’nin simgesi olan ampulün ışığı kesilmek üzere… Bahsettiğim, hükümetin okyanus ötesinden aldığı enerji…” deyince, verdiği yanıt şöyle oldu:

“Onu hiçbir zaman o şekilde düşünmeyin. Dünyada herhangi bir siyasi partinin bu kadar süre başarıyla faaliyetini sürdürdüğü görülmemiştir. Bildiğim kadarıyla gerek İngiltere’de, gerek Amerika’da, en son Thatcher da dahil olmak üzere, bu süreleri biz aştık. İnşallah bu durum da aşılacak. Her organizma gibi zaman zaman zorluklarla karşılaşılabilir. Ben normal çalışmalarım dışında bu tip değerlendirmelere girmek istiyorum.”

Eski Bakan Güler’in biraz sonra kürsüde bahsedeceği, yeni enerji kaynağı “kaya gazı” gibi AKP iktidarının da alternatif bir kaynağı var mı bilmiyoruz? Varsa da, nasıl elde edilir, bedeli nedir onu da bilmiyoruz?

 

ÇİN ÇIKARIRSA, DÜNYANIN PATRONU OLUR

 

Güler, Almira Otel’deki yemek sonrası kürsüye çıktı ve enerji konusunda çok çarpıcı bilgiler verdi. En başta yansıttığı, Türkiye’nin doğu ile batı arasında enerji köprüsü olduğunu gösteren harita, günümüzde yaşanan siyasal ve diplomatik gerilimlerin nedenini çok net biçimde ortaya koydu.

Bursalı işadamlarına, enerji sektörüne girmeleri konusunda telkinde bulundu. Türkiye’nin, güneş, rüzgar, su, jeotermal ve yer altındaki madenlerinin hakkını verememesi ise Dr. Hilmi Güler’in altını kalın kalemle çizdiği bir nottu.

Amerikalıların keşfettiği “kaya gazı”nı çıkaracak teknolojinin yaygınlaşması durumunda dünyada dengelerin değişeceğini anlattı. Hele bugün ekonomik anlamda dünyayı sarsan Çin’in, en büyük kaya gazı rezervine sahip olmasına değinerek “Çin’in kaya gazını çıkardığını bir düşünün hele dünyada nelerin değişeceğini!” diye de ekledi.

Toplantıya katılan işadamlarının çıkıştaki değerlendirme sohbetinde öne çıkan ise Bursa’nın uzay ve havacılık sanayine değil, enerji makinelerine yönelmesi gerektiği yönündeydi.

Zira batılı ülkelerin sondaj derinlik ortalaması bin 200 metrelerdeyken, Türkiye’de 120 metreydi…

 

///

 

BUSİAD’da Oya Coşkunöz

Yöney erken havlu attı

 

1978 yılında merhum Doğan Ersöz’ün kurucu başkanlığında Bursalı işadamlarını çatısı altında toplayan BUSİAD, 25 Ocak’ta genel kurul yapacak. Seçim de var. Şimdiki başkan Oya Coşkunöz Yöney yeniden aday değil. Oysa dernek tüzüğü, iki dönem üst üste başkanlığa olanak sağlıyor. Coşkunöz Yöney’in yeniden aday olmaması, BUSİAD’da bir geleneğin de bozulmasına neden oluyor.

Şöyle ki;

Kurucu başkan merhum Doğan Ersöz’den sonra tüm başkanlar İsmail Hakkı Sezgin, Erol Türkün, Celal Beysel, Ali İhsan Yeşilova, Mehmet Arif Özer ikişer dönem görev yapmışlardı. Oya Coşkunöz Yöney’in birinci dönemin ardından çekiliyor olmasını kendisine sorduk.

“Yapacağımı yaptım. Bu tür görevlerde belli bir süre sonra yorgunluk başlıyor. Ama başkanlığı bırakıyor olmam BUSİAD’ı bırakmam anlamına gelmiyor. Komisyonlarda gene çalışmaya, fikir üretmeye devam edeceğim” yanıtını aldık.

Peki, Yöney sonrası için başkan adayı kim?

Günal Baylan… DOSAB’da kurulu ESC Tekstil’in sahibi Baylan, kurucu başkan Doğan Ersöz’ün damadı… Baylan listesini henüz oluşturmamış. Yılbaşından hemen sonra netleşir diyorlar.

 

///

 

“Kel asil”den aday adaylarına

99’luk tespih önerisi!

 

Rüşvet ve yolsuzluk operasyonu, bakan çocuklarının tutuklanması, istifalar, yargı ve poliste görevden almalar ortalığı toz duman etti. Bu arada, AKP Bursa örgütünde il başkanlığı ataması, ilçe belediye başkan adaylarının açıklanması güme gitti.

AKP İl Başkanvekili Cemalettin Torun’la bu konuda konuşurken, “El vekil, kel asil” yanıtını verdi. Avukat Torun, hukukta vekilin asil yerine geçtiğini, asil gibi davrandığını anlatan bu sözü sarfetmesi ilginçti. Haliyle gözümüz Cemalettin Torun’un başına yöneldi. Yanıt cuk oturmuştu!

Peki ya belediye başkan aday adayları?

Cemalettin Torun’un söylediği şu:

“33’lük tespih çekiyorlardı, 99’luk tespihe geçtiler! Geçmeyen aday adayı varsa, öneririm.”

 

 

—BEYİN CİMNASTİĞİ—

 

Roka mandolina dolani kutu
Makedonya’ya atıldı kutunun suçu
Vay vay vay, tatlı mı kaymak
Tatlı olmalı ki, unuttun onurunu

(Makedonya halk türküsünden uyarlama)

Amerika ve Türkiye’de yaşayan Simonlar!

hanefi avcıEn antikomünist polislerden biri olarak bilinen ama Devrimci Karargah Örgütü davasından tutuklu bulunan eski polis müdürü Hanefi Avcı, emniyet teşkilatındaki iki farklı yapılanmayı anlattığı kitabının adını “Haliç’te Yaşayan Simonlar” koymuştu. “Simon” takma adlı PKK’lı bir teröristin, kardeşini nasıl astığını anlattığını, kitabın adını bundan etkilenerek koyduğunu açıklamıştı Avcı…

Avcı, Simon’un kitaptaki anlamının, örgüt elemanlarının hiç düşünmeden örgütün emirlerini yerine getirebileceğini, hatta gerektiğinde öz kardeşini bile idam edebileceğini anlatmak istediğini söylemişti.

 

3 İSTİFA VE BAYRAKTAR DEPREMİ

 

Rüşvet ve yolsuzluk operasyonun sarsıntıları, dün İçişleri Bakanı Muammer Güler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın sabah erken saatlerde, öğleden sonra da Çevre ve Şehir Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın istifasıyla adeta depreme dönüştü. Hele ki, Bayraktar’ın dün NTV’nin öğlen haber bültenine telefonla bağlanarak hem bakanlık, hem milletvekilliğinden istifa ettiğini açıklarken, “Yapılan her şey Başbakan’ın onayıyla yapıldı. Bu milleti ve vatanı rahatlatmak için Başbakan’ın istifa etmesi gerektiğine inanıyorum” demesi depremin yarattığı tsunamiydi adeta…

 

AMELİYAT YAPTIRMAYIZ!

 

İstifaların neden bu kadar geç kaldığı; Erdoğan Bakraktar’ın iddia ettiği gibi Başbakan’ın, soruşturmada adı geçen bakanların istifa ederek, kendisini rahatlatacak açıklama yapmalarını istemesi çok tartışılır. Bayraktar’ın, Başbakan’ı hedef alan sözlerine AKP içinden çok sert tepkiler gelebilir. Geliyor da nitekim. Başbakan Erdoğan’ın dün genişletilmiş il başkanları toplantısında yaptığı açıklamalar da çok tartışılır.

Başbakan dün çok zor durumdaydı. Her ne kadar teşkilatına, operasyonun dış güçlerin organizasyonu olduğunu yineleyerek karşısında dimdik durmaları mesajını verse de, kaygılıydı, tedirgindi. Fethullah Gülen’e de çok sert mesajlar verdi.

“Benim ülkemde ameliyat yapmalarına kesinlikle müsaade etmeyiz. Devlet içinde paralel yapının oluşmasına kesinlikle izin vermeyeceğiz” dedi de, bakın aynı gün okuduğumuz bir haber neleri çağrıştırdı.

 

ÇILGIN İNGİLİZ DOKTOR

 

İngiltere’de Simon Bramhall adlı bir doktor, ameliyat ettiği bir hastanın karaciğerinin üzerine imzasını atmış… İngiliz kamuoyu dün gün boyu bu çılgın doktoru konuştu. Nasıl ortaya çıkmış peki?

Dr. Simon Bramhall’un daha önceden ameliyat ettiği bir hasta, başka bir doktor tarafından yeniden ameliyat edilirken fark edilmiş. Adının başındaki S.B. harflerini ışınla karaciğerin üzerine yazdığı tespit edilmiş. Simon’un, 10 yılda yüzlerce hastanın iç organına imza atmış olmasından korkuluyormuş.

 

ERDOĞAN’IN ORGANLARINDA F.G. İMZASI!

 

Şimdi Başbakan Erdoğan’ın “ameliyat yaptırmam” sözüne dönelim… Erdoğan’ı iktidara taşıyan Fethullah Gülen Cemaati olduğundan şüphe yok elbette… Operasyona da, Amerika destekli Fethullah Gülen operasyonu demekte hiçbir sakınca yok. Buradan yola çıkarak, Başbakan’ın iç organlarına bakmak lazım. F.G. imzası görülürse şaşırmamak lazım. Bu mecazi yaklaşımı, Başbakan’ın yakın zamanda geçirdiği gerçek ameliyatla ilintilendirmiyoruz elbette…

İngiliz çılgın doktorun adı Simon olunca, Hanefi Avcı’nın “Simonlar”ı düşüverdi aklımıza… Simon, öz kardeşini idam eden PKK’lı teröristin kod adıydı değil mi?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Fethullah Gülen, bugün iktidara din kardeşliği, ortak hedef ve çıkarlar için gelmişlerdi değil mi?

Başka söze gerek kalmıyor sanırım…

 

—BEYİN CİMNASTİĞİ—

Zehir bir süreç, vız gelir limon
Lider talimat verince ipi çeker Simon
Çıkar zedelendi, çark kırıldı, çarptı beddua
Yıllar önce bitirmişti işi oysa bir kamyon

İnsanoğlu giderek kaypaklaşıyor mu ne?

Bu çarpıcı soruyla başlayıp, derin bir analiz yapalım bugün… Korkmayın! Herhangi bir değerlendirmeye, ilkel insanların avcılık toplayıcılık dönemlerinden başlayanlar gibi yapmayacağım. Sadece yaşadığımız çağda oluşan, genel kabul görmüş insani tutum ve davranışlar çerçevesinden bakacağım… Bugünkü modern toplumda, insani erdemler belli… Pek çok kutsal öğretinin temel amacının da, insanoğlunu “adam etmek” olduğunu düşünürüm.

Ne diyoruz örneğin bir siyasetçi için; “Bir şey yapmadı ama en azından hırsız değil, dürüst adam!”

Vay be!

İnsanlığın en temel erdemi, bugün övgüyle bahsedilen bir kavrama dönüşmüş! Adam beceriksiz, elinden hiçbir halt gelmiyor ama en azından çalmıyor, çırpmıyor!

Mantık bu değil mi?

Ne acı!

Sadece bu değil elbette… İdeolojiler, siyasi anlayışlar da kalktı ortadan…

Ödün verilmeyen ideolojik tutum ve davranışlar mı, yoksa oportünizm mi kazanacak mücadeleyi bilmiyoruz. Bugünkü duruma bakarak söyleyebiliriz ki, oportünizm galebe çalmış durumda…

Kapitalizmin ve kültürel emperyalizmin toplumları getirdiği nokta da çok açık… Çıkarcı, paylaşımdan, dayanışmadan uzak nesiller çiziyor artık insanlığın yol haritasını…

 

NECATİ ŞAHİN AYNI YERDE;

EKSENİ KAYAN CHP!

 

Böyle bir nutuğun ardından, CHP’nin Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı, İnşaat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Başkanı Necati Şahin ile ilgili yapacağımız yorumun yanlış yerlere çekilmemesini isterim.

Daha yazının girişinde ve sonrasında kullandığım “kaypak”, “oportünist” gibi kelimeler zaten Necati Şahin ismiyle örtüşmez.

Son yıllarda genelden yerele yayılan baskı politikalarının etkisiyle, bir zamanlar fırtına gibi esen akademik meslek odalarının çoğundan “çıt” çıkmazken, özellikle kentin imarı, depremselliği ve ulaşım sorunu konusunda bilgi ve belgeye dayalı eleştirileriyle dikkat çeken Şahin’in CHP’den belediye başkan adaylığı epey yankı yarattı.

Dediler ki; “Necati Şahin muhafazakar biri değil miydi? Ne zaman CHP’li oldu?”

Bu sorunun yanıtı şöyle elbette:

“Yıllardır tanıdığımız Necati Şahin, siyasal anlayış açısından aynı yerde duruyor. Değişen, ekseni kayan CHP oldu!”

El cevap;

“E, ama daha önce AKP’den aday adaylığı başvurusu yapmıştı!”

Necati Şahin’i ve CHP’yi değersizleştirmek için söylenen sözler bunlar… Denmek istenen şu;

“Şahin, belediye başkanı olayım da hangi partiden olursam olayım düşüncesinde. Bu oportünizm, çıkarcılık değil de nedir? CHP bunu içine nasıl sindirecek?”

1980 askeri darbesinin yarattığı siyasi ortamın ürünü olan ANAP neydi? Aşure partisi değil miydi? Bugünün AKP’si, en radikal tarikatları da, merkez sağı da, solu da, ülkücüsünü de, liberalini de içinde barındıran bir yapı değil mi?

Alın işte ne oldu? Atatürk devrimlerine yönelik intikam duygusuyla, düzmece delillerle hapse tıktılar yüzlerce insanı… Devletin temel yapısına yönelik amaç nispeten hasıl oldu ve rant kavgası başladı!

 

CEMAATİN, TARİKATIN SIRTINA

YASLAN BE KILIÇDAROĞLU!

 

Bir zamanlar, bugünkü siyasal iktidarın da öykündüğü Osmanlı’nın adını taşıyan bankanın reklam sloganı vardı:

“Yok aslında birbirimizden farkımız, ama biz Osmanlı Bankası’yız!”

Mantık aynı… Her ne kadar AKP ile CHP’nin kuruluş felsefeleri taban tabana zıt ise de; Hatta biri devrimin, diğeri de karşı devrimin ideolojik temeline dayansa da, bugünkü politikaları itibariyle birbirlerine çok yakın durmaktalar.

AKP’nin çıkar kavgasına giriştiği Fethullah Gülen Cemaati’ne yaslanarak ve diğer tarikatlara da şirin görünerek iktidar olmayı uman CHP’den bahsediyoruz ne yazık ki…

CHP’nin politikalarının iflas etmiş olmasını, umarsız bir şekilde tarikat ve cemaatlere sarılmasını, Kemalizmin tükenmişliğine bağlamak gibi bir yanılgıya düşmesin kimse…

Toptan baktığımızda, Atatürkçü düşünceye karşı duran sadece içerdeki din tacirleri değil… O bahsettiğimiz din tacirlerini kullanan, bağımsızlık felsefesinden rahatsızlık duyan batılı sömürgeciler de yıllardır Atatürk’ü kafalardan silmeye çabalıyorlar.

Bunu asla başaramayacaklar! Bu iddiamın dayanağının da “Atatürk’ün partisi CHP” olmadığı net bir şekilde anlaşılmıştır sanırım!

Yazıya noktayı, dörtlükle koyalım mı ne dersiniz?

 

—BEYİN CİMNASTİĞİ—

 

Dönüverir insan, söz konusuysa çıkar
Canavara dönüşür, kesilince akar
Memleket sevdalısı çıkarsa önüne
“Her yol mübah” deyip önünü tıkar

“Çare Sarıgül” cemaatin sloganı mıydı acaba?

fethullah gülen

fethullah gülenTürkiye yeni bir sürece giriyor. Daha doğrusu, uluslararası senaryoda AKP’ye, dolayısıyla Recep Tayyip Erdoğan’a verilen başrol, el değiştirmek üzere! Bunu söyleten nedir? Hükümetin Kürt açılımında gelinen nokta, ayrıca iktidarın ana direği Fethullah Gülen Cemaati ile başlayan dersane tartışmasının menzili…
En başta laiklik olmak üzere Atatürk ilke ve devrimlerine hasmane tutumu ile diktatörlük özlemi olmasa, Recep Tayyip Erdoğan’ın arkasında ölümüne direnelim!
Fakat namümkün!

Hükümetin Kürt politikası konusunda da temkini elden bırakmamak gerekiyor. Gerçek şu ki, savaşırken muhatabın kimse, barışta da muhatabın odur. Ancak koşullarını koyacaksın ortaya. Vicdanları kanatacak ödünler vermeyeceksin. Toprağı hiç tartışmıyoruz elbette… Mesela, PKK liderine af gibi!
Ee, karşı tarafın istediği bu!
Kolay değil elbette! 30 bin insanın öldüğü savaşın en zor yanı bu olsa gerek!
Manidar bir durum da var. O her zaman gergin, agresif Erdoğan, Kürt politikası gündeme geldiğinde dikkat çekici bir şekilde sempatik!

FETHULLAH GÜLEN’İN MESAJI:
DOLU OLUP TEPENE YAĞARIZ!

Gelelim dersane tartışmasına…
Kabul ediyoruz ki devlet, eğitimde yetersiz… Milyarlarca liralık pazar oluşturan dersane sektöründe hakimiyet, Fethullah Gülen Cemaati’nde… Cemaatin bu sistemden çifte kazancı var. Hem mali, hem de ideolojik…
Daha önce devletteki kadrolaşmada Hükümet-Cemaat çekişmesine çok tanık olduk ama bir şekilde aşıldı. Çıkar birlikteliğinin zedelenmemesi için çok fazla dışarıya yansıtılmadı. Ta ki hükümetin, cemaatin para kaynağı dersaneleri kapatma girişimine kadar. Fethullah Gülen, bizzat kendi sesiyle çok net mesaj verdi Recep Tayyip Erdoğan’a: “Dolu olup tepene yağarız!”
Bir süre önce gene gündeme geldiğinde, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın müdahalesiyle buzdolabına konulmuştu dersaneler… Bu son çıkışta ise Milli Eğitim Bakanı “Bir uzlaşma yolu buluruz” dese de Gülen’in mesajından iplerin koptuğunu anlıyoruz.

PKK İLE PAZARLIKTA GELİNEN NOKTA
HALK MUHALEFETİNİ GÜÇLENDİRDİ

Bu kopukluk, CHP’ye ne getirecek bakalım!
Uluslararası, daha doğrusu Amerika’nın yönetmenliğinde bir senaryodan bahsediyoruz ya… İşte o senaryo, Türkiye’deki koşullar doğrultusunda revize edildi.
Şöyle açalım;
İçerde, Atatürk devrimlerine düşmanlığı nedeniyle halkın yarısından tepki alan bir hükümet var. Karşı taraftaki seçmenle birlikte kendi tabanında da büyük rahatsızlık yaratan PKK ile pazarlık da cabası… Terör örgütünün liderine af gündeme geliyor. Diyarbakır merkezli Kürdistan hayalleri gerçekleşecekmiş gibi hava oluşmasına neden oluyor.
Bu iki unsur, Recep Tayyip Erdoğan’a halk muhalefetini güçlendiriyor. Fakat halk, yerine kimi koyacağını bilmiyor.

SARIGÜL’ÜN CEMAAT ÖVGÜSÜ
KILIÇDAROĞLU’NUN HEDEFİ

İşte tam bu sırada, Mustafa Sarıgül çıkıyor. Baykal döneminde CHP’den ihraç edilen Şişli Belediye Başkanı Sarıgül, partinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak partiye dönüyor ama asıl hedef İstanbul değil… Cemaatle de arası iyi olan Sarıgül, otoyollarda köprü ve üstgeçit ayaklarına yıllardır yazıldığı gibi Türk halkının önüne “çare” olarak sunuluyor.
Sarıgül önceki gün bir yerde konuşuyor ve diyor ki “Dersaneler gereklidir.” Sonra da Fethullah Gülen cemaatine bağlı dersanelerle, yurtdışındaki okullara övgüler düzüyor. Bu okullarda Atatürk posteri ve İstiklal Marşı asılı olduğunu söylüyor.
Bak sen!
Ve tesadüfe bakın ki, bir gün sonra CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, yakında yerel seçim varken, bu sıkışıklıkta Amerika’ya gideceği haberi geliyor. Amerika’dan yazan meslektaşlarımızın istihbaratı gösteriyor ki Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı olmak istiyor. Olursa olur, olmazsa da, kirlenmeden emekliye ayrılmak niyetinde…
Anlaşılmayan bir şey var mı, sevgili dostlar?

///

Er: Cemaat, Akparti’yi hiçbir
zaman desteklemedi

Fethullah Gülen Cemaati’nin Bursa iş dünyasındaki ayağı BUGİAD (Bursa Girişimci İşadamları Derneği) de katıldı dersane tartışmasına… Ali Fuat Er başkanlığındaki yönetim kurulu, dersanelerin kapatılmasının Türkiye’nin bilgi toplumuna yürüyüşünü engelleyeceği iddiasında…
Ali Fuat Er ile BUGİAD’ın bu akşam saat 19.00’da Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapılacak genel kurulunu ve ayrıca dersaneler üzerine konuştuk.
Seçimli genel kurulda Er’in karşısına rakip çıkmayacak büyük olasılıkla… 16 kişilik yönetim kurulundan 6’sı değişecek. Bir olan kadın yönetim kurulu üyesi sayısı ikiye çıkacak.
Er’e yeni değişecek isimlerin kimler olduğunu sorduk. “Bir gün önceden açıklamak genel kurula saygısızlık olur” diyerek söylemedi.
Bin 70 üyesi bulunan BUGİAD’ın Başkanı Ali Fuar Er, dersanelere, işadamı derneği olmaları sebebiyle ağırlıklı olarak ekonomik yönden baktıklarını söylüyor. 2 milyar dolarlık cirodan bahsedilen dersane sektöründe 100 bin dolayında istihdam olduğuna vurgu yapıyor.
Dersaneciliğin rant aracı değil, bir sektör olduğuna işaret ederken “Ben şimdi tekstille uğraşıyorum. Tekstilden kazancım rant mı oluyor?” sorusuyla saptama yapıyor.
Er, dersane tartışmasının siyasi boyutuyla ilgili de “Bize diyorlar ki, hani bu hükümeti destekliyordunuz. Cemaat dediğiniz yapı hiçbir zaman Akparti’yi desteklemedi. Sadece doğru olduğuna inandığı projelere destek verdi. Kaldı ki bu proje yanlış” diyor.

///

Ali Fuat Er, Tacikistan’ın
Fahri Konsolosu oluyor

BUGİAD Başkanı Ali Fuat Er, tekstil ticareti yaptığı için sık sık gidip geldiği Tacikistan’ın Bursa Fahri Konsolosu oluyor.
Perşembe günü Ali Fuat Er’in Barakfakih Sanayi Bölgesi’ndeki fabrikasında, Tacikistan Dışişleri Bakanı Hemrah Han Zarifi’nin de katılacağı bir tören düzenlenecek. Türk Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ile Tacikistan’ın Ankara Büyükelçisi’nin katılacağı törende, fahri konsolosluk aracılığıyla verilecek hizmetler, görev ve sorumluluklara ilişkin bir protokol imzalanacak.

—BEYİN CİMNASTİĞİ—

Tinerciler, ortak korkusu ahalinin
Biri, yatak odasının camına gelmiş valinin
“Aloo, kalk artık biraz da ben yatayım” demiş
Ne hale geldiğini anlayın, valinin ahvalinin