Bursa Gazeteciler Cemiyeti ile Nilüfer Belediyesi’nin birlikte gerçekleştirdiği Aydınlarla Yüz Yüze Söyleşileri’nde 12 Haziran’da yapılacak genel seçimler ile seçimler öncesinde güncellik kazanan olaylar tartışıldı. Okumaya devam...

Türkiye’nin son dönemdeki dış politikasında yaşadığı iddia edilen “eksen kayması”nı destekleyen Mavi Marmara olayının ardından Hacı Tonak ile yaptığımız söyleşiyi bugün bitiriyoruz.
Özellikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “one minute” ile başlayan, Mavi Marmara baskınına verdiği tepkiyle devam eden gerilimli tavrını sorduk Hacı Tonak’a…
“Başbakan’ın tavrı, Arap rejimlerinin tavrından farksız” diyor Tonak ve devam ediyor:
“Arap liderleri, Filistin söz konusu olduğunda yüz derece ateşle konuşurlar. Ama bugüne kadar da parmaklarını oynattıklarını görmedim. Yüz derece ateşle konuşmakla, parmak oynatmak aynı şey değil. Arap liderlerinin taklit edildiğini düşünüyorum. Bütün Arap ülkeleri Filistin’le ilgiliydi ama kendi güdümlerinde olmasını istiyordu. Bir Filistinli yetkiliden duyduğuma göre Türkiye, geçmişte roket mermisi verirken bile Filistin’le ilgiliymiş gibi görünmüyordu.”
Eksen kayması yaşandığı iddiasını güçlendiren etkenlerden biri de Türkiye’nin, Filistin davasının bugünkü sahibi Hamas örgütünü sahiplenmesi…
Dünya kamuoyuna göre Hamas, bir terör örgütü… Başbakan gibi Hacı Tonak’a göre de değil…
“Hamas için ben de terörist tanımlaması kullanamıyorum. Bir halkın da kendini savunma yollarını bulması, geliştirmesi gerekir. Ancak, hedef gözetmeden füze göndermesi, canlı bombalar yetiştirmesi, duraklara bomba konulması kör terör eylemleridir. Bence dinsel bağnazlık arttıkça yanlış vasıtalar kullanılıyor ve terör kapsamına giriyor. Gözü maskeli şehit adayı mangalar kuruyorlar. İsrail’in baskısı da dinsel bağnazlığı körüklüyor. Tanrıdan başka sığınacak yolu kalmıyor Filistinlinin… Tanrı da, zalimin karşısında mazlumu gözetmiyor ne yazık ki…”
Aynı zamanda bir Filistin vatandaşı olduğu için üzgün Hacı Tonak…
“Üzülerek, canım yanarak söyleyebilirim, bir yozlaşma da söz konusudur. Filistin çıkmaza girmiş, açılımlar yaratamamış, gelişme için elverişli vasıtalar oluşturamamış, güçlü bir düşman karşısında kendini geliştirememiştir.”
Peki, ne olacak? Çözüm için umut var mı?
“Demokratik bir Filistin yaratılmak zorunda… Arafat ile Peres’in attıkları, bu yolda atılmış adımlardı. Bunu sürdürme olanağı olmadı. Filistin kendi içinde bölünmeler yaşadı, İsrail’de aşırı sağcılar egemen oldu.
Demokratik bir Filistin nedir? Bu kadar olaydan sonra bir İsrail devletinin demokratik çatısı altında Filistin olamaz. İki devletli bir ortaklık mümkündür. Lübnan’da bu olmuştur.”
Tonak, 41 yıl önce bugünkü aklı olsaydı yine gider miydi Filistin’e?
“60 yaşındayım. O zamanki Filistin başkaydı, O zamanki dünya da başkaydı. O zaman 3-5 yıl içinde İsrail’in masaya oturabileceğini düşünüyorduk. Bu kadar sürdüremez diye düşünüyorduk.”
Emperyalizmin cüssesini, gücünü kavrayamamışlar mıydı acaba o dönemde?
Bu sorunun yanıtı aslında bir önceki cümlesinde vardı.
“O zamanki dünya başkaydı. İki kutuplu dünyanın koşullarına göreydi bu düşünce…”
Tonak’tan aktaracaklarımız bundan ibaret…
Fakat bugün Türkiye, hem Filistin-İsrail meselesi, hem de İran konusundaki politikalarından ötürü, “kaynar kazan” olarak adlandırılan Ortadoğu cangılının göbeğine düşmüş durumda…
Politikalarının doğruluğu ya da yanlışlığını zamanla göreceğimiz AKP Hükümeti, gerilim yaratıyor. Bu gerilimse Türkiye’yi belirsizliğe sürüklüyor… Okumaya devam...

En baştan uyarıyor, “Benim söyleyeceklerim sübjektif olur. Çünkü ben aynı zamanda Filistin vatandaşıyım” diye…
Olsun!
Objektif olan, yansız, riyasız, çıkarsız ne var ki bugünkü dünya düzeninde?
Bursa’da Filistin meselesini objektif bir şekilde anlatacak kim var ki zaten?
1969 yılında henüz 18 yaşındayken, insani değerler uğruna, emperyalizme kafa tutmak adına Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) içindeki en güçlü yapılanma olan El Fetih’e katılıp, Şeria Vadisi’nde İsrail’e karşı düzenlenen eylemlerde bulunan Hacı Tonak’tan başkası olabilir mi, bu konuyu konuşmamız gereken…
Taa en başından mı alsak, yoksa yüzeysel bir soruya alacağımız ve derinliğine asla inemeyeceğimiz, ruhunu anlayamayacağımız kısa yanıtla mı geçiştirsek…
Baştan alsak sayfalar yetmez, ikinci şık desek, o onurlu inanca ve mücadeleye haksızlık olur…
Hele bugün ortalığı ayağa kaldıran, Türkiye’nin, dünyanın terörist olarak tanımladığı Hamas örgütü ile aynı kefeye konulmasına neden olan, oysa o yıllarda Filistin meselesine mesafeli duran İslamcılar’la mı konuşmalıyız Filistin’i?
Elbette ki Hacı Tonak’la konuşacağız…
Başlayalım hele…
1972’de Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan’ın yanında darağacında sallandırılan Hüseyin İnan ile Atilla Keskin, Tuncer Sümer, Mustafa Yalçıner, Alpaslan Özdoğan, Kadir Manga, Abdülkadir Yaşargün, Celal Özcan, Ercan Kaner’ler varmış Hacı Tonak Filistin’e gittiğinde…
Kaçak yollarla sınırı geçerken, sırtında bir çuval kitap taşımış Tonak… Kendilerini Halep’te karşılayan Adıyamanlı bir Kürt götürmüş, FKÖ’nün mektebine!
El Fetih’e katılmak istediklerini söylemişler. Marksist içerikli kitapları görünce, Habbaş’ın aynı doğrultudaki Demokratik Halk Cephesi örgütüne katılmalarını önermişler. Oysa El Fetih, Filistin milliyetçiliği esasına dayalıymış… “Ulusal demokratik devrimci” bir yapısı varmış… Israr etmişler. Çünkü daha önce giden Deniz Gezmiş ve beraberindekilerden edindikleri izlenim, Demokratik Cephe’nin etkinliğinin az olduğu yolundaymış…
“Daha etkin olmak istiyorduk” diyor Hacı Tonak…
El Fetih’in de Marksist bir kesimi varmış. Tonak ve beraberindekilerin komutanı da Marksist Ebu Halid’miş… Cengiz Çandar’ın yazısından öğrenmiş yıllar sonra Halid’in Lübnan’da öldüğünü…
Neyse…
“Onlar bizi Amman’a kadar götürdüler. Şeria Vadisi’nde terk edilmiş bir köye yerleştirildik. Burada verilen eğitimden sonra eylemlere katıldık. Doğu Şeria’dan Batı’ya, Şeria Irmağı’nı geçip önceden belirlenmiş karakollara saldırılar düzenleyip geri dönüyorduk” diye anlatıyor Tonak… Anlatırken de gözleri ıslanıyor.
Gittiklerinde 1969’un eylül ya da ekimiymiş… Döndüklerinde ise Şeria Vadisi portakal ve limon çiçeklerinin kokusuyla yıkanıyormuş… Aylardan mayısmış…
Araya sorular sıkıştırmasam, öyle detaylar verecek ki Tonak… Bunları yazıp yazmadığını soruyorum. Yazmamış… “Sürekli yazan biri” olarak yazması gerek değil mi?
Yazmaması, yazamamasının yanıtını, gözlerindeki nemden almıştım oysa…
YARIN: Tonak ve arkadaşlarının Filistin’de verdikleri mücadele ne işe yaradı? Okumaya devam...