“İki cami arasında beynamaz”, medyalar karşısındaki durumumuzu en iyi özetleyen deyim son zamanlarda.. Bir tarafta, halen bu köşe nedeniyle içinde bulunduğumuz geleneksel medya, diğer tarafta ise facebook, twitter gibi sosyal medya.. İki medya çeşidi arasında pek çok şeyden haberli gibi görünsek de, habersiz kalıyoruz. İnsan sıcaklığını taşıyan iletişimden yoksun kalmamız daha da kötüsü aslında..
Basın Yayın Enformasyon Bursa İl Müdürlüğü tarafından hafta sonu düzenlenen “sosyal medyanın geleneksel medya üzerindeki etkileri” konulu seminer sırasında, tıpkı deyimin özetlediği gibi, iki medya arasında gidip gelirken boşlukta hissettim kendimi..
Evet, henüz sosyal medya hayatımıza girmeden önce medyalar belirliyordu gündemi.. Gerek gazete, gerek televizyon editörleri, -ki geçmişte ben de aynı saftaydım- kuruluşun yayın politikası, kendi dünya görüşümüz ve o günkü ruh halimize göre gazete içeriği ya da ana haber bülteni akışı belirliyor ve bunu sunuyorduk okura, izleyiciye..
Oysa bugün tv haber bültenlerine, gazete sayfalarına bakıyor ve görüyoruz ki, sosyal medyanın gün boyu üzerinde tartıştığı bir konu, geleneksel medyanın manşetine taşınabiliyor.
Özgeçmişinde “mürettip” yazan biri olarak, kişisel durumum daha da vahim aslında.. Düşünsenize, matbaada tek tek hurufat dizerek başladığım meslek hayatımda bugün elimdeki bir android telefonla pek çok şey yapabiliyorum.
Hurufatlar, espaslar, onları barındıran kavaletler, kumpaslar geldikçe gözümün önüne ve “Vay be, ne günlerdi” dediğimde nasıl bir psikoz yaşıyorum anlarsınız..
Teknolojinin kumpasında sıkışmış durumdayız günümüzde.. Üretemediğimiz ve sadece borçlanarak satın aldığımız teknolojinin esiri durumundayız.
Sadece tuvaletimizi onsuz yapamadığımız, yatağa onsuz giremediğimiz cep telefonu ve türevlerinden bahsetmiyorum elbette..
Sanayi mallarını üreten teknolojilerden de bahsediyorum. Son yıllarda yerli tasarım, yerli üretim diye sunulan bazı makinelere bakıyorum da “Bu mu, gurur duymamız gereken yerli üretim makine?” dememek için zor tutuyorum kendimi.. Zaten az olan yaratıcı kafaları rencide etmemek için susuyorum.
Bursa Sanayici ve İşadamları Derneği (BUSİAD) Başkanı Oya Yöney’in, 11. Kalite ve Başarı Sempozyumu’nun açılış konuşmasında dediği gibi;
“Türkiye’yi geleceğe hazırlamak, geleceğin daha da çeşitlenecek alanlarına uyum sağlayacak becerileri kazanmakla mümkün olacaktır. Bunun için eğitimin niteliği, kapsamı ve eğitimcinin eğitimini içeren bir reform süreci gerekmektedir.”