Türkiye’de sendikacılık ne alemde bileniniz var mı? Birkaç yıllık değil mesele… Ta 1980’den beri sürdürülen politikalarla Türkiye’de sendikacılık yok edildi. Bugün var olanların varlığı da tartışılır ya neyse… Çocukluğunda grevdeki işçi babasına aylarca sefer tasıyla yemek taşıyan, çalışma hayatına ilkokul çağında başlayan, sosyal güvenceye ancak 18 yaşında kavuşan ve emekli oluncaya kadar sendikal hak nedir bilmeyen bendenizin sendikal yaşamla ilgili söyleyeceği çok şey var elbette…
Bursa’da birkaç yıl önce bir medya kuruluşunda çalışan arkadaşlarımızın sendikal örgütlenmesinden duyduğum kıvanç nedeniyle içimi dökmüştüm. Dün sabah Nilüfer Belediyesi’ne gittiğimde, memur sendikasının işyeri temsilcisi seçimi için yaşanan heyecana tanık oldum ve sevindim…
235 kadrolu memur ve sözleşmeli personel, üyesi oldukları Tüm Bel Sen için 2 işyeri temsilcisi seçecekti. 657 sayılı yasayla eli ayağı gözü bağlanmış, ancak iş garantisi sağlanmış, ne güldüren-ne öldüren miktardaki ücrete talim eden memurlar için sendikanın tek anlam kazandığı yer Nilüfer Belediyesi’ydi…
Zira Tüm Bel Sen, Mustafa Bozbey’in görev yaptığı üç dönemdir Nilüfer Belediyesi’nde toplu sözleşme imzalıyordu. Şimdiye dek 6 sözleşme imzalanmış, yedincisi için de görüşmeler sürüyordu.
Nilüfer’de iki sendika temsilciliği için 4 aday çıktı. Fatih Akın, Erkan Günhan, Mustafa Kemal İnanç ve Halil Durmuş yarıştı. Saat 14.00’de kadar oy kullanıldı. Günhan 110, Durmuş 94 oy alarak işyeri temsilcisi seçildi. Akın 83, İnanç da 39 oyda kaldı. Nilüfer Belediyesi çalışanları demokrasiyi işletti ve temsilcilerini seçti…
Dedik ya, memur sendikasının Bursa’da anlam kazandığı tek yer Nilüfer Belediyesi diye… Tüm Bel Sen sözleşme imzalıyor da, ne alıyor işverenden?
2011 yılı için imzalanan sözleşmeye bakalım…
En önemlisi mali haklar elbette… Birinci sırada iyileştirme zammı var… Brüt olarak her ay 300 lira iyileştirme zammı, ramazan bayramında 155, kurban bayramında 220 lira bayram yardımı yapılmış. Diğer mali haklar da şöyleymiş:
165 lira tatil, 605 lira evlenme, çalışanın kendisinin ölümü halinde 605, eş veya çocuklarının ölümü halinde 365, anne veya babasının ölümünde de 255 lira ölüm yardımı, çalışanın ilköğretim çağındaki çocuğuna 90, lise ve dengi okula 120, yükseköğrenime de 155 lira öğrenim yardımı yapılmış…
Çalışanların eğitimi, iş sağlığı ve güvenliği gibi konular teferruat gibi görünse de önemli… Çalışanların işe ulaşımını sağlamak amacıyla servis, çocuklarına kreş de sözleşmenin koşullarından…
Sözleşme, sadece işverene sorumluluklar yüklenmiyor elbette… Çalışanların da işyerine karşı yükümlülükleri var. Memuriyetin gerektirdikleri dışında, çalışanların yönetim sistemlerine katılmaları ve sahip çıkmaları hükme bağlanıyor. Bu da kaliteyi getiriyor.
Eğer kalite sağlanmamış olsa, adeta Nilüfer Belediyesi’nde çadır kuran İçişleri Bakanlığı müfettişleri ile Sayıştay denetçileri, şimdiye kadar CHP’li Mustafa Bozbey’in defterini dürmezler miydi? Gemlik’te olduğu gibi…
AKP’nin Bursa 1. sıra milletvekili adayı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, önceki gün 2023’e kadar Bursa için 100 proje açıklarken, dikkat çektiği bir konu vardı. Nilüfer ilçesinde gerçekleştirilecek yatırımlardan bahsederken, “Nilüfer, Nilüfer! Bu neyin alâmeti?” diye sorup, yanıtını da vermişti:
“Akparti Hükümeti’nde taraf tutmak yok!”
Yani, Nilüferliler belediye seçimlerinde hep CHP’li adayı tercih etseler de hükümetin ilçe halkını cezalandırması söz konusu olamazdı! Arınç’ın demek istediği buydu.
Peki, Nilüfer için planlanan yatırımlar arasında neler vardı?
Arınç’ın “Bursa Hedef 2023” sunumunu baştan sona gözden geçirdik. Belediye sınırları dahilindeki projeleri şunlardı:
7 bin 500 izleyici kapasiteli spor salonu…
Görükle’ye olimpiyat köyü… Aynı zamanda Uludağ Üniversitesi Beden Eğitimi Bölümü’nün de faaliyet alanı olacak…
Nilüfer Gençlik Merkezi…
Fatih Sultan Mehmet Bulvarı’nda Nilüfer Devlet Hastanesi…
Beşevler’de 50 ünitlik ağız ve diş sağlığı merkezi…
* * *
Nilüfer’in CHP’li Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in, iktidar partisi tarafından ilçesi için düşünülen bu projelere tepkisi nasıldı acaba?
Dün belediyeyi aradığımda, sabahtan yaptığı bir basın toplantısında bu soruyu yanıtlamış meğer Bozbey…
Nilüfer için sıralanan projelerin yılların hayali olduğunu hatırlatarak, şöyle demiş:
“Hayaldi, hayal kaldı!”
Hepsini bir tarafa bırakalım da, sadece FSM Bulvarı’nda planlanan devlet hastanesi arsasının AKP iktidarı tarafından TOKİ aracılığıyla nasıl da pazarlanmak istendiğini hatırlayalım…
AKP’liler, o arsanın kamu hastanesi ya da başka bir kamu binasına bırakılamayacak kadar değerli olduğunu savunuyorlardı. Orayı satarlarsa, elde edilecek parayla başka yerde bir değil, iki hastane yapabilirlerdi.
Yani “satmak” düşüncesi, iktidar mensuplarının bilinçaltını, bilinçüstünü, sağını, solunu her tarafını kaplamıştı anlayacağınız.
Bozbey önderliğinde insanlar yürüdü de, hastane arsası hastane yapılmak üzere korundu… O direniş olmasaydı, bugün o arsada rezidanslar, alışveriş merkezleri olacaktı.
* * *
Asıl çarpıcı konuyu Nilüfer Belediye Başkanı Bozbey, basın toplantısıyla duyurmuş dün… Şöyle ki;
TEDAŞ’ın özelleştirilmesinin ardından yeni bir yönetmeliği hayata geçiren UEDAŞ (Uludağ Elektrik Dağıtım AŞ) park aydınlatmalarını belediyelere fatura etmeye başlamış… Bu nedenle son zamanlarda Nilüfer’deki parkların birer birer karardığı yakınmaları Başkan Bozbey’i harekete geçirmiş…
Bozbey’in hesabına göre, yılda 1 milyon lira park aydınlatması için özel sektöre aktarılacakmış! Aktarılmazsa, parklar karanlıkta kaldı demektir.
Evet, bu daha iyi günlerimiz! “Özelleştirme yapıyorum” diye ne var ne yok satarsan, başına gelecek olan budur.
Kendi ülkemizden kovulduğumuz günleri görmesek bari!
Bursa basınının duayen ismi, gazeteci-yazar ve araştırmacı Yılmaz Akkılıç, ölümünün birinci yılında düzenlenen etkinlikle anıldı. Akkılıç için ölüm yıldönümü olan 28 Nisan akşamı saat 20.00′de Basın Kültür Sarayı’nda tören yapıldı. Anma töreni kapsamında, Yılmaz Akkılıç adına düzenlenen Bursa Araştırmaları Ödülleri de sahiplerini buldu.
Akkılıç ailesi başta olmak üzere Bursa Gazeteciler Cemiyeti ve Nilüfer Belediyesi’nin ortaklığında gerçekleşen etkinlik, gazeteci Banu Demirağ’ın, Yılmaz Akkılıç’ın yaşam öyküsünü anlatan konuşması ile başladı.
Daha sonra kürsüye çıkan Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı, “Yılmaz Akkılıç, benim ve birçok meslektaşımın Yılmaz Amca’sı, Bursa’da bir kültür çınarı olduğu kadar mesleğimizin büyüğü, duayeniydi” dedi. Kolaylı konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Profesyonel anlamda gazeteciliğe 1986 yılında, meslek için “çok geç” denebilecek ellili yaşlarındaydı ve kalemle barışık olsa da, basılı tek eseri yoktu. Ne var ki aydınlanmaya inanmış, kendini onun meşalesini taşımaya adamış çok iyi bir askerin, çok iyi bir siyasetçinin, çok iyi bir cumhuriyet yurttaşının birikimine sahipti. Bu yüzden, birkaç yıl geçmeden “gazeteci” denildiğinde de Bursa’da akla gelen ilk isimlerden oldu. İşini sabırla, azimle, insana sevgi ve saygıyla, kentine ve ülkesine özenle; daha önemlisi basının evrensel etiğine, evrensel ilkelerine bağlanarak yaptığı için Akkılıç adı, Akkılıç kalemi her zaman arandı. Yılmaz Akkılıç adını ve imzasını taşıyan her yapıt meslektaşlarından ve diğer sosyal kesimlerden saygı gördü. Bursa Defteri, Bursa Ansiklopedisi ve Kurtuluş Savaşı’nda Bursa gibi birçok yapıta imza attı. Daha da önemlisi, binlerce kitabını, benzersiz belgeleri ve 2 dairesini bağışlayarak Akkılıç Kütüphanesinin oluşmasını sağladı. Yılmaz Amcayı bedenen aramızdan ayrılışının birinci yılında saygı ve özlemle anıyoruz.”
Yaşamı boyunca bilimsel düşünce ve araştırma kültürünü önemseyip yaygınlaştırmaya çalışan Yılmaz Akkılıç’ın anıldığı etkinlikte daha sonra Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey konuşma yaptı. Akkılıç’ın ölümüyle Bursa’nın “ulu bir çınarını” kaybettiğini söyleyen Başkan Bozbey, “O’nun ne kadar iyi bir araştırmacı olduğuna birlikte tanık olduk. Araştırmacı kimliğini örnek alarak, gelecek nesillere kalıcı değerler bırakmak amacıyla düzenlediğimiz Yılmaz Akkılıç Bursa Araştırmaları Ödülü’nün ilkini gerçekleştirdik. Amacımız bu ödülün geleneksel hale gelmesi ve Bursa’ya değer katmasıdır” dedi.
Prof. Dr. Neslihan Dostoğlu’nun Yılmaz Akkılıç Bursa Araştırmaları Ödülü’ne ilişkin bilgi vermesinin ardından, yarışmanın jüri üyelerine, Yılmaz Akkılıç’ın eşi Güner Akkılıç tarafından anı plaketi sunuldu.
Bursa hakkında yapılmış araştırmaların gün ışığına çıkarılması ve araştırma kültürünün desteklenip, teşvik edilmesini amaçlayan “Yılmaz Akkılıç Bursa Araştırmaları Ödülü”nün Prof. Dr. Neslihan Dostoğlu’nun başkanlığında oluşan seçici kurulda; Yener Akkılıç, Prof. Dr. Hasan Ertürk, Prof. Dr. Yusuf Oğuzoğlu, Prof. Dr. Vahap Katkat, Mehmet Kartal ve Hacı Tonak yer aldı.
30 eser başvurusunun yapıldığı yarışmanın ödüllerini; Yüksek Lisans/Doktora Tezi alanında “Bursa Halkevi ve Uludağ Dergisi” başlıklı doktora tezi ile Dr. Mine Akkuş, akademi dışı alanda da Raif Kaplanoğlu “1844 Yılı Temettuat Defterlerine Göre Değişim Sürecinde Bursa’nın Ekonomik ve Sosyal Yapısı” başlıklı araştırması kazandı. Dr. Mine Akkuş’un plaketi Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Raif Kaplanoğlu’nun plaketi ise Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı tarafından verildi.
Bu iki eser Akkılıç Yayınları tarafından kitaplaştırılarak kent kültürüne armağan edilirken, “Yılmaz Akkılıç Bursa Araştırmaları Ödülü”nün teşvik ödüllerini ise; Yüksek Lisans/Doktora Tezi alanında, “Bursa İli Topraklarının Alınabilir Demir Durumu ve Bu Topraklarda Alınabilir Demir Miktarının Belirlenmesinde Kullanılabilecek Yöntemler” başlıklı doktora tezi ile Hakan Çelik ve akademi dışı alanda “Pullardaki Bursa” başlıklı araştırmasıyla Gazeteci Murat Kuter aldı. Murat Kuter’in plaketini Nilüfer Akkılıç Kütüphanesi Yönetim Kurulu Başkanı Yener Akkılıç, Hakan Çelik’in plaketi de Prof. Dr. Neslihan Dostoğlu tarafından verildi.
Bursa Gazeteciler Cemiyeti ve Nilüfer Belediyesi’nin ortaklaşa düzenlediği Aydınlarla Yüz Yüze Söyleşileri’ne konuk olan MHP Genel Başkan Yardımcısı Kırşehir Milletvekili Metin Çobanoğlu ve CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç, tüm yurttaşları seçimler konusunda duyarlı olmaya ve 12 Haziran’da seçim sandıkları ile oylarına sahip çıkmaya çağırdılar.
Basın Kültür Sarayı Uğur Mumcu Etkinlik Salonu’nda gerçekleşen ve Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı’nın konukları tanıtmasının ardından başlayan söyleşide ilk sözü MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Kırşehir Milletvekili Metin Çobanoğlu aldı. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin seçime ilişkin program ve önermelerini 28 Ocak’ta açıkladığını hatırlatan Çobanoğlu, o günden bu yana Türkiye’yi adım adım dolaştıklarını ve her yerde vatandaşların sıkıntılarına ve şikayetlerine bir kez daha yakından tanık olduklarını söyledi.
Çobanoğlu “Her vatandaş gibi şunu görüyoruz: Halinden memnun olan, haline şükreden hiç kimse yok! Esnafımız da, çiftçimiz de sıkıntıda. Memurumuz, emeklimiz, işçimiz, gençlerimiz sıkıntıda. İşsizlik azaldı diyorlar, ama bunun doğru olmadığını herkes biliyor. İşsizleri bir yana bırakalım, Bala İlçesi gibi bir yerde yüz dönüm toprakta tarım yapan çiftçi, ancak sıfır gelir elde edebiliyor. Çünkü yanlış politikalar yüzünden tarımı ve çiftçiliği öldürdüler. Bu memleketin temel direği çiftçiyi ve esnafı yardım paketlerine muhtaç duruma düşürdüler ” dedi.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Kırşehir Milletvekili Metin Çobanoğlu, vatandaşların 12 Haziran’da mutlaka sandık başına gitmesini ve oy kullanmasını istedi. Çobanoğlu, “Biz, hiçbir zaman anti demokratik yöntemlerden yana olmadık. Anti demokratik yönelimler içinde olanları hiçbir zaman tasvip etmedik. Demokrasilerde siyasal iktidar seçimle gelir, seçimle gider. Herkes 12 Haziran’da sandık başına gitmeli ve vereceği oylarla Türkiye’nin geleceğini belirsizleştiren ve Türkiye’yi bölünme tehlikesiyle yüz yüze bırakanlardan hesap sormalıdır” diye konuştu. Çobanoğlu MHP’nin seçim beyannamesindeki somut öremelerini de şöyle açıkladı:
“Asgari ücret net 825 lira olacak, 4-B ve 4-C’li işçimize kadro verilecek. Her yıl 700 bin istihdam sağlanacak. Muhtarlarımıza en az asgari ücret tutarında maaş ödenecek. Engellilerimize öncelikli iş verilecek, güvenlik güçlerimiz de güvenlik tazminatı alacak. Muhtaç durumdaki ailelere aylık temel ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri ‘Hilal Kart’ ismiyle harcama kartı verilecek. Sulama ve tarım işletmelerinde kullanılan elektrik tarifesi farklılaştırılarak çiftçimize daha ucuz elektrik temin edilecek. Esnaf ve sanatkarlardan emeklilik döneminde faaliyet gösterenlerin destek primi kesintisi tamamen kalkacak. Her öğrenciye yurt temin edilecek. Öğrenim kredisi geri ödemesi iş bulana kadar ertelenecek. Üniversite giriş sınavı kaldırılacak. Şifre rezaletlerine, sınav iptaline gençlerimizin tahammülü kalmadı. Milletvekilliği dokunulmazlığı tamamen kalkacak.”
Çobanoğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:
“12 Haziran seçimleri normal seçimlerin üzerinde bir anlam ve önem taşıyor. Bu seçimlerde Türkiye’nin kaderi çizilecek. İki dönem belediye başkanlığı yaptım ve bir dönem de milletvekili olarak meclisteyim. Bu seçimlerin, bundan önceki tüm seçimlerden daha önemli olduğunu görüyorum. Türkiye bunları hak etmiyor, hiçbirimiz hak etmiyoruz. Vatandaşımız geçinemiyor, sıkıntı içinde yaşıyorsa; üniversiteyi bitirmiş çocuğuna iş bulabilmek için kapı kapı dolaşıyorsa; memleketin bölünmesinden endişe ediyorsa sandıkta seçenek aramalı; bu seçeneği oylarıyla yaratmalıdır. Hepimiz biliyoruz: Eğer Meclis’te çoğunluğunuz varsa ekonomik ve siyasal bakımdan istediğiniz önlemleri alır, istediğiniz kanunu çıkarırsınız, ama çoğunluğunuz yoksa hiçbir şey yapamazsınız. Muhalefetiniz bile teslim alınmış medya organlarında dikkate alınmaz, göze çarpmaz. Onun için 12 Haziran’da hepimiz üzerimize düşeni yapmalıyız. Karamsarlığı hiç kimseye, hiçbirimize yakıştıramıyorum. Bazı vatandaşlar, ‘Gene bunlar gelir’ diyor. Hayır arkadaş bunlar gelemez, gelmemeli. Bu konuda kendimize güveniyorum, halkımıza da güveniyorum. Bu seçimlerde milletimiz yetki verecek olursa kısa sürede Türkiye’nin problemlerini çözeriz. Her şeyi satıp 50 milyar dolarlık özelleştirme yaptılar. Türkiye’nin iç ve dış borcu yüz milyarları çoktan aştı. Pekiyi, bu imkanları nasıl kullandılar, nereye kullandılar? Övünerek anlattıkları duble yolların miktarına bakıyoruz, onda biri, yirmide biri bile değil, ama geriye kalan paranın nereye gittiği meçhul. 2011′de aşağı yukarı 80 milyara dayanacak olan bir cari açıktan bahsediliyor. Türkiye’nin geleceğinin nasıl karartıldığını bundan daha iyi ne anlatabilir? Dediğim gibi, karamsarlığı hiçbirimize yakıştıramıyorum. Hep beraber zorlukların üstesinden geleceğiz. Yeter ki, sandığa gidelim ve oylarımızla kötü dediğimiz bugünkü yönetime seçenek olacakları belirleyelim.”
Çobanoğlu, bir soruyu da şöyle yanıtladı:
“Türkiye ne ekonomik, ne siyasal, ne sosyal ne de diplomatik manada iyi idare ediliyor. Türkiye Cumhuriyeti devletinin üniter yapısından milletimiz endişe duyuyor. Bunun sebebi 9 yıllık AKP iktidarıdır. Bölücü terörü güçlendiren, cesaretlendiren, yine bu iktidardır. Bölücü terör örgütünü siyasallaştırmak, meşru hale getirmek istiyorlar. Milliyetçi Hareket Partisi ülkenin problemlerini biliyor, çözüm yollarını biliyor. Fakat millettin de çözüm istemesi lazım. Milleti sıkıntıya sokan, ama oy almayı da beceren bir siyasal anlayışla karşı karşıyayız. Ankara, bir dönem susuz kaldı biliyorsunuz. Soruluyor bir vatandaşa, ‘Suyun yok, ne yapıyorsun’ diye. ‘İsterse damlası akmasın. Her ay yardım paketini ayağıma kadar getiriyorlar ya’ diyor o vatandaş! Genel Başkanımız, ‘Sadaka kültürünü yerleştirmeye çalışıyorsunuz’ dediğinde, Başbakan Erdoğan cevap vermiş, ‘Bizim sadaka kültürümüz vardır’ demişti. Allah kimseyi yardıma muhtaç etmesin! Muhtaç olana elbette devlet yardım edecektir, ama bunlar o yardımı sadaka gibi, hayır gibi gösterip oya tahvil ediyorlar. Elektrik olmayan köylere buzdolabı, çamaşır makinesi dağıtıldığını inşallah unutmamışsınızdır. Bunların yardım diye yaptıkları insanımızı utandırıyor. Muhtaç insanımızı eziyor. Muhtaç insanımızı onurundan ediyor.
Bütün vatandaşlarımızın hayatını yaşanılır hale getirecek gerçekçi projeler, Milliyetçi Hareketin projeleridir. Ülkemizin bölünmez bütünlüğüne kastedenler MHP’siz bir siyasal ortam istiyor olabilirler ama milletimiz de ne istediğini iyi bilmelidir.”
Çobanoğlu başka bir soruyu yanıtlarken, Milliyetçi Hareket Partisi’nin programında vatandaşa vaat değil somut projeler sunulduğunu belirterek, “Çiftçiye destek, tarıma destek için mazot, gübre, yem, ilaç ve tohumdan özel tüketim vergisini kaldıracaklarını; emeklilere her yıl eylül ayında kışa hazırlık yardımı olarak bir maaş tutarında ikramiye verileceğini” söyledi.
BİR KERELİK AFEDİN
CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç, konuşmasının başında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 9 yıllık iktidar sürecini değerlendirerek başladı. Başbakan Erdoğan ve partisinin Türkiye Cumhuriyeti ile, Türkiye Cumhuriyeti devleti ile ve Türkiye’yi işgalden kurtarıp dünyanın en onurlu, en saygın, en önemli ve güçlü memleketlerinden biri haline getiren Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarıyla “sorunları” olduğunu ifade eden Genç, 9 yıllık sürecin tevil götürmeyecek şekilde bu gerçeği ortaya koyduğunu söyledi. Milliyetçi Hareket Partisi’nin de kimi hallerde AKP’nin planlarına “bilerek bilmeyerek yardım ettiğini” savunan Genç, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bu makama seçilmesinde MHP’nin verdiği desteği örnek gösterdi. Abdullah Gül’ün biraz da bu kolay seçim nedeniyle Türkiye’nin değil, AKP’nin cumhurbaşkanı olduğunu savunan Kamer Genç, şöyle konuştu:
“Başbakan ne diyor? ‘Hedefime varmak için gerekirse papaz cübbesi giyerim’ diyor. Daha ne söylesin Tayyip Bey? Tayyip Bey’in şifresini anlamak için daha ne demesi lazım? Bu cumhuriyeti kuranlar, kutsal davaları uğruna canlarından bile vazgeçtiler. Bu ülke için, bu ülkenin insanı için canlarını verdiler, kanlarını verdiler. İnsanın canından daha kıymetli neyi olabilir? Mustafa Kemal ve arkadaşları bu özveriyi neden gösterdiler? Türkiye bağımsız bir ülke olsun, hükümran olsun, onun bunun oyuncağı olmasın diye! Şimdi ne oluyor pekiyi? Başbakan, ‘NATO’nun Libya’da ne işi var?’ diyor. Hafta geçmiyor Türkiye NATO’nun Libya’ya bomba yağdıran kuvvetlerinin ortak karargahı oluyor! Çelişki olur da, bu kadarı olur mu? Olursa, bu millet bunu sineye çeker mi? Şunu unutmayın arkadaşlar! Bunların derdi cumhuriyetledir; bunların derdi demokratik,laik, sosyal hukuk devleti iledir. Bu arkadaşlar Türkiye Cumhuriyet ile açık bir hesaplaşma yürütüyorlar. Yargıda, eğitimde, tüm devlet kurumlarında yaptıkları budur. 12 Eylül’ü yargılayacağız dediler. Hani, yargıladılar mı? 12 Eylül geldiğinde çıkıp alkışladı herkes. Bugün ‘12 Eylül’e karşıyız’ diyen zevattan, kalkıp da bir çift lafı olsun söyleyen oldu mu? Ama gözyaşı dökmesini biliyorlar. Mağduru oynamayı biliyorlar. İnsanları aldatmayı biliyorlar. Bunu meslek haline getirmişler. Alenen , Meclis çatısı altında karşı çıktığım 12 Eylül Anayasası, nazıl hazırlandı, hatırlıyor musunuz? Herkese soruldu, herkesin önerisi alındı. Barolarda, yargı kurumlarında, mecliste tartışılması için yeterli zaman verildi. Ortaya iyi bir anayasa çıktığını söylemiyorum, ama bunların yapıldığını da hatırlamak lazım. Pekiyi, Tayyip Bey bunu yapıyor mu? Hayır! Çünkü meselesi demokratik bir anayasa yapmak değil. Meselesi Türkiye’nin daha demokratik bir memleket olması da değil. Soruyoruz, ‘Bu anayasanın neyine, neresine, hangi maddelerine karşısınız?’ diye. Bugüne kadar bu soruya doğru, düzgün, açık bir cevap verdiklerini duydunuz mu? Duymadınız, çünkü bunların meselesi anayasa değil, bunların meselesi anayasanın ‘değiştirilemez’ dediği Türkiye Cumhuriyeti devletinin temel nitelikleri…”
“Başbakan Erdoğan, ‘Yargı benim ciğerimi kanatıyor’ diyor. Tayyip Bey’in ciğerini kanatan yargı ‘Acaba hangi yargı’ diye sormaz mısınız? Bu sorunun yanıtı için, ‘ciğer kanatan yargı’nın kararlarına bakmanız yeter! Nerede yağmaya engel olmuşsa; nerede devletin malının, bu milletin malının, birikiminin yandaşa peşkeş çekilmesine karşı çıkılmışsa o kararlar Tayyip Bey’in ciğerini yakmıştır! Bu kadar açıktır durum” diye konuşan Genç, söz konusu kararlardan alıntılar yaparak sözlerini sürdürdü.
Kamer Genç, Cumhuriyet Halk Partisi’nin milletvekili adaylarını konu alan bir soru üzerine şöyle konuştu:
“Kemal Kılıçdaroğlu namuslu, erdemli, sözüne güvenilir, tertemiz bir Anadolu çocuğudur. Bunu ifade etmek istiyorum her şeyden önce. Siyasi tecrübesi de, devlet tecrübesi de vardır. Büyük kurumları yönetmiş; her işinden de yüz akıyla ve başarıyla çıkmıştır. Bakmayın ‘SSK’yı batırdı’ demelerine! Kılıçdaroğlu ne başbakan, ne bakanlık yaptı. Nasıl batırabilir SSK’yı? Ama hükümetlere bağlı o kurumu iyi yönetti, tertemiz yönetti. Şimdi, CHP’nin başında o kadar yeni ki; bazı partililerin, bazı gazetecilerin eleştirilerini ‘insafsız’ kabul etmemek mümkün değil. Bir partinin genel başkanının zamana ihtiyacı vardır. Genel başkanlık tecrübesi, milletvekilinin siyasi tecrübesinden daha farklıdır. Farklı olması da tabiidir. O bakımdan, CHP’de yanlışlık görüyorsanız ‘bir kerelik de olsa afedin!’ derim. ‘Sağcı adaylar’ var diyorsunuz. Belki öyledir. Ben de, bir dönem CHP’den ayrılıp DYP’ye gittim. Sağcı olduğum için gitmedim. Ama öyle de olabilirdi.
‘Turhan Tayan, milletvekili olduktan sonra CHP’den ayrılıp Demokrat Parti’nin başına geçecek’ diyorsunuz. Ama Allahaşkına, bunu nereden biliyorsunuz? Sağcı görüşü olan, hayatının sonuna kadar sağcı mı kalacak? Böyle şey olur mu? Sonra bugün meselemiz nedir arkadaşlar? Durup düşünelim: Memleket işgal ediliyor, işgal! Önce o işgali durduralım, o işgali engelleyelim; sonra kendimize dönüp ne hesabımız varsa görelim. Memleket elden gitmişse, diyelim ki benim sağcı, senin solcu olman ne anlam ifade eder ki! Turhan Tayan, Mehmet Haberal, Aydın Ayaydın isimleri etrafında CHP’yi ve genel başkanını eleştirenler çok acele ediyorlar. Bazı yanlışlıklar olabilir, ya da bize yanlış gelen uygulamalar, kararlar olabilir; bu çok normal! Bir parti demek, herkesin her konuda aynı düşünmesi, herkesin her konuda ortak düşünmesi demek değildir…”
Kamer Genç, başka bir soruyu yanıtlarken de şöyle konuştu:
“Türkiye büyük devlettir. Birileri içerden, birileri dışarıdan uğraşıp didinse de küçültmek için, Türkiye gene de büyüktür. İyi yönetilirse, hiç şüpheniz olmasın daha da büyür, daha da önemli bir devlet olur. Ama yargısını bozar, kurumlarını dağıtır, itibarını sıfırlar, etnik veya dinsel yapılara göre bölersen Türkiye’nin büyümesinin önüne geçersin! Türkiye’de işlerin baş aşağı gitmesini candan arzulayanlar, bunların da olmasını istiyorlar. Ama yağma yok! Cumhuriyet Halk Partisi var, bu ülkenin gençliği var, bu ülkenin eğitimli ve aklı başında bunca insanı var…”