Televizyonda, tarikatları “sivil toplum örgütü”, dini de “bilim” olarak adlandıran kadını tanımasam, derim ki kendi kendime; “AKP’nin vitrine çıkardığı başı açık, saçı boyalı, dudakları rujlu, şahmeran bilezikli takiye modellerinden biri bu!”
Hayır değil…
CHP’li bir kadın ve üstelik genel başkan yardımcısı… Üstelik Bursalı… Üstelik Sena Kaleli!
Tabii Kaleli’nin son dönemlerdeki siyasi tavrını bilenler çok da şaşırmıyor bu söyleme… Hatta, CHP’deki eksen kaymasını hızlandırdığı için daha antipatik bakmaya başladılar Kaleli’ye…
Önceki akşam TRT Haber kanalında gazeteci Nuriye Akman’ın konuğuydu Sena Kaleli… Programın adı “Akılda Kalan”dı. Kaleli’nin söyledikleri de akılda kalmayacak gibi değildi doğrusu…
Hele girişte aktardığım, tarikatları “sivil toplum örgütü”, dini de “bilim” olarak değerlendirmesi “pes” dedirtti.
* * *
“Koyunun olmadığı yerde keçi Abdurrahman Çelebi” derler ya… AKP’nin alternatif yokluğundan iki dönemdir iktidar olduğu ülkemizde ana muhalefet partisi CHP, iktidarı ele geçirebilmek adına akıl almaz saçmalıklara imza atıyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinden giderek uzaklaşan, sırf halka şirin görünmek adına temel değerlerden tavizler veren CHP, bu politikalarıyla bırakın oyunu artırmayı, aksine elindekini de kaçırıyor.
Hep tekrarlanan görüşe göre, “aslı varken, kimse taklidine prim vermez.” Bu nedenle CHP, dinsel unsurlara sarılarak iktidara değil, kendi sonuna hazırlanıyor kanımca…
* * *
CHP’de Gürsel Tekin’in İstanbul İl Başkanlığı döneminde başlayan ve kara çarşaflı kadınlara rozet takılması olayıyla simgeleşen eksen kayması çığırından çıkmaktadır. Cumhuriyet değerlerine bağlı seçmen, son gelişmelere isyan etmektedir adeta…
CHP yönetici kadrolarının bu tepkiden haberdar olmaması mümkün değildir. Yoksa Amerika’nın BOP’una CHP’liler de mi uyum sağlamışlardır? BOP çerçevesinde ılımlı İslam’a ışık yakmazlarsa iktidara gelemeyeceklerini mi sanmaktalar acaba?
Eğer böyle bir kaygıları yoksa, yapmaları gereken Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in taktiğini uygulamaktır. 3 dönemdir başkanlık yapan Bozbey’in CHP’ye rağmen iktidarını sürdürmesi tümüyle halkla ilişkilerdeki başarısına bağlıdır…
Bozbey din bezirganlığı mı yapıyor? Hayır…
Cumhuriyet değerlerine sıkı sıkıya bağlı olduğunu her fırsatta gösteriyor tam tersine…
Peki, Nilüfer seçmeni diğerlerine göre daha mı az dindardır? Ona da hayır…
* * *
Dün Bozbey’in 3. görev döneminin 2. yıldönümü icraat toplantısı vardı. Milletvekili adayı “olacaktı, olmayacaktı” derken netleşti Bozbey’in durumu… Aday adayı olmadı, başkanlığı tercih etti. Niye?
Büyükşehir Belediye Başkanlığı düşünüyor da ondan…
Bu yönde yatırımını da şimdiden yapıyor. Büyükşehir kapsamındaki diğer ilçelerde gönülleri fethetmeye başlamış bile… Hem de öyle bir fetih ki, aklınız şaşar…
O yüzden diyorum, “CHP Genel Merkezi, Bozbey’in iletişim yöntemini tüm örgüte benimsetmeli” diye…
Nilüfer’e ve Bursa’ya önemli değerler kazandıran merhum araştırmacı gazeteci-yazar Yılmaz Akkılıç’ı anmak ve adını yaşatmak amacıyla bu yıl ilk kez düzenlenen Yılmaz Akkılıç Bursa Araştırmaları ödülü sonuçlandı. Toplam 30 araştırmanın katıldığı yarışmada akademik ve akademi dışı alandan iki başarı ödülü ile aynı alanlarda iki teşvik ödülleri sahiplerini buldu. Nilüfer Belediyesi Akkılıç Kütüphanesi’nde düzenlenen basın toplantısı ile ödül almaya hak kazanan araştırma çalışmaları kamuoyuna duyuruldu.
Yener Akkılıç, Prof. Dr. Neslihan Dostoğlu, Prof. Dr. Hasan Ertürk, Prof. Dr. Vahap Katkat, Mehmet Kartal, Prof. Dr. Yusuf Oğuzoğlu ve Hacı Tonak’tan oluşan Seçici Kurul’un değerlendirmesi sonucu; akademik alandaki başarı ödülü Mine Akkuş’un ‘Bursa Halkevi ve Uludağ Dergisi’ başlıklı doktora tezine, teşvik ödülü ise Hakan Çelik’e ait ‘Bursa İli Topraklarının Alınabilir Demir Durumu ve Bu Topraklarda Alınabilir Demir Miktarının Belirlenmesinde Kullanılabilecek Yöntemler’ başlıklı doktora tezine verildi.
Akademi dışı alanlardaki çalışmaları kapsayan diğer kategoride ise Raif Kaplanoğlu’na ait ‘1844 Yılı Temettuat Defterlerine Göre Değişim Sürecinde Bursa’nın Ekonomik ve Sosyal Yapısı’ başlıklı araştırma başarı ödülüne, Gazeteci Murat Kuter’e ait ‘Pullardaki Bursa’ başlıklı araştırma da teşvik ödülüne değer görüldü.
Yılmaz Akkılıç’ın hayatı boyunca bilimsel düşünce ve araştırma kültürünü önemseyip yaygınlaştırmaya çalışmış, Bursa araştırmalarına önem vermiş, hayatının her aşamasında bilginin ve öğrenmenin değerini vurgulamış bir insan olduğunu söyleyen Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, bu yarışmayla Akkılıç adını ve değerlerini yaşatmak, O’nun düşünsel mirasına sahip çıkmak ve “araştırmacılığı” teşvik edecek bir gelenek başlatmak istediklerini söyledi.
Ödül sürecinde; Bursa’nın doğal ve kültürel varlıklarının yanında tarihsel sosyal ve ekonomik yapısını kapsayan çalışmaların değerlendirildiğini belirten Seçici Kurul Başkanı Prof. Dr. Neslihan Dostoğlu ise, eserlerin Bursa’ya katkısı ve kitap olarak basıldığında sağlayacağı yaygın etkinin ne olacağı gibi kriterleri de dikkate aldıklarını kaydetti.
Yılmaz Akkılıç’ın adının yaşatılması için hazırlanan yarışmaya katkı sunanlara teşekkür eden Yener Akkılıç da, “Bizler Akkılıç Kütüphanesi’ni oluşturarak Yılmaz Akkılıç ismi altında Bursa’yla ilgili araştırmalar yapıp teşvik edici bir ölçüt oluşturduk. Yapılan şey aslında gerçeğe yaklaşmak değil, yanlıştan uzaklaşmak için bir perdeyi kaldırmaktır. Bu konuda beklediğimizden çok ilgiyle karşılaştık. İlgi gösteren ve yarışmaya katılanlara teşekkür ederim” dedi.
Yarışmanın ödül töreninin, Akkılıç’ın vefatının birinci yıldönümü olan 28 Nisan’da Uğur Mumcu Sahnesi’nde düzenleneceği belirtildi.
Bir VIP salonu… İçeride bakanlar, milletvekilleri, danışmanlar var.
VIP salonu dediğiniz de, kuru bir masa ve sandalyelerden ibaret… Odada bir kahve termosu var, masada da ambalajlı kahve kremaları duruyor.
İçeriye başbakan giriyor. Kimse yerinden kıpırdamıyor. Başbakan kahve soruyor. Yine kimse oralı olmuyor. Nihayetinde başbakan alıyor eline termosu, kahvesini dolduruyor. Kremalardan birini açıyor ki, bozulmuş. Başbakan hiç bozuntuya vermiyor, başka bir kremayı açıyor vs…
* * *
Bu VIP salonunun Türkiye’de ve bahse konu başbakan, bakan ve milletvekillerinin Türk olmadığını anladınız elbette…
Söz konusu kişi Avusturya eski başbakanlarından Wolfgang Schüssel… Diğerleri de o ülkenin bakanları ve milletvekilleri…
Bu anekdotu aktaran da, Avrupa Milletvekili Sirvan Ekici…
Ekici, olayın yaşandığı sırada bakan danışmanı…
Önceki akşam Bursa’daydı. Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin Nilüfer Belediyesi işbirliğiyle düzenlediği “Aydınlarla Yüz Yüze” söyleşilerinin bu yılki ilk konuklarından biri oldu Ekici…
DSP önceki Genel Başkanı Zeki Sezer, CHP Milletvekili Durdu Özbolat ve MHP Milletvekili Mehmet Zekai Özcan ile birlikte söyleşiye katıldı.
“Türkiye’deki siyasal sistemi sorgulamak, eleştirmek haddim değil. Kıyaslayın diye sadece Avusturya’da olanları aktarıyorum” diyerek aktardı, bu çok çarpıcı olayı…
Avusturya’da koruma ordusu da yoktu, cumhurbaşkanı da sıradan vatandaş gibi 120 metrekarelik dairede oturuyordu.
* * *
Söz DSP eski lideri Zeki Sezer’e geldiğinde, “Bizde öylelerine politikacı demezler. ‘Kendine bile hayrı yok’ deyip, dikkate almazlar” demesi dinleyenleri güldürdü.
Politikacı kimliğine yönelik asıl kıyas malzemesini de CHP Milletvekili Durdu Özbolat verdi:
Atatürk Orman Çiftliği’nin ilk yılları… Çiftlikte yapılacak çok iş var. Orman bakanı ve müsteşarı da orada… Müsteşar da milletvekilliğine hazırlanıyor. Bahçedeki küçük havuzun fıskıyesi arızalanmış. Herkes telaş içinde, Atatürk gelmeden onarma telaşında. Ancak bir türlü yapamıyorlar. Atatürk’ün geldiğini gören milletvekili adayı müsteşar paçaları sıvayıp havuza giriyor… Mustafa Kemal’in gözü önündeki bu girişimiyle müsteşar, milletvekilliğini havuzda bırakıyor.
Özbolat ekliyor en sonunda:
O gün yalakalığa ödün vermeyen gerçek bir lider, bugünse kamyon tepesinde kömür dağıtan valiyi ödüllendiren bir anlayış var ne yazık ki!
* * *
MHP Milletvekili Zekai Özcan da anlatısını, ekonomiye ilişkin iki başlık altında topladı. Büyüme, istihdam ve üretime dayalı olmalıydı, oysa Türkiye’de durum tersineydi. İkinci eksik ise gelir dağılımının adil olmamasıydı.
Özcan’ın anlatısını bir fıkrayla destekleyip bugünlük de noktayı koyalım:
Bir Fransız, bir Alman ve bir Türk müzede “Adem ve Havva Cennet Bahçesinde”
tablosuna bakıyorlarmış:
Alman, “Bedenlerinin kusursuzluğuna bakar mısınız? Adem ile Havva mutlaka Alman
olmalı” demiş. Fransız, karşı çıkmış:
“Havva ne kadar güzel, Adem ne kadar yakışıklı. Bu denli çekici olduklarına
göre, hiç kuşkusuz Fransız olmalılar.”
Türk, tabloyu uzun uzun izledikten sonra kararını vermiş:
“Bunlar kesin Türk’tür. Üstte yok, başta yok, elmadan başka yiyecek yok, ama
hâlâ kendilerini cennette sanıyorlar.”
Bugün 1 Nisan diye öyle abuk sabuk şaka yapacak değilim… Hem sevmem ben soğuk şakaları… Hele fiziki müdahale içeren şakalardan hiç hoşlanmam…
Ne o öyle cıvık cıvık, enseye tokat…
Çocukluktan kalma kötü de bir anım var. Bir yaz günü dondurma yalarken arkadaşım elime vurmuştu da dondurma yüzüme yapışmıştı. O günden sonra silmişim hafızamdan o çocuğu, simasını bile hatırlamıyorum…
Dün, “üçüncü dönem, birinci yıldönümü” icraat toplantısı yapan Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey de 1 Nisan şakası filan yapmadı zaten… Ciddi ciddi bir sene içinde yaptıklarını anlattı.
Daha doğrusu, fotoğraflı bir albüm haline getirdikleri çalışma raporunu sözde kısaltarak -takip edebildiğim kadarıyla tamamına yakınını- okudu Bozbey…
Nilüfer, planlı yapılaşma sayesinde çok fazla sorunlu bir bölge değil… Şikayetler daha çok noktaya yönelik…
Nilüfer’de yaşayan biri olarak bana sorarsanız “Nilüfer’de en büyük sorun nedir” diye, “kazılmaktan tarlaya dönen cadde ve sokaklar” derim…
Sadece biri ikisi değil ki mübarek… Her yer adeta tarla… Şimdiye kadar cant kapağı, diferansiyel, kartel kapağı bırakmadım, amortisör patlatmadım Nilüfer’in cadde ve sokaklarında ama bugün itibariyle bırakmayacağım ve patlatmayacağım anlamına gelmiyor.
* * *
Nilüfer halkının üçüncü dönem için belediye başkanı seçtiği Mustafa Bozbey, iletişimi çok iyi beceriyor. İnsanlara dokunuyor, düğün cenaze gibi bir insan için en mutlu ve en acı gününde yanında oluyor.
Bu da az bir şey değil…
Çünkü düğünde ya da cenazede yanında olanı unutmuyor insan… Hele bir belediye başkanıysa bu kişi, önemi daha da artıyor. O nedenle, seçim sandığı önüne konduğunda, belediye başkanının yaptığı hizmetleri öyle hassas bir teraziye koymuyor.
Sadece bu değil tabii ki…
En önemsediğim de, çoğunluğun kentsel ve toplumsal yaşama kayıtsızlığına karşın belediye organizasyonuyla oluşturulan mahalle komiteleri…
Komiteler aracılığıyla halk kent yönetimine katılıyor. Bunun adına “yönetişim” deniyor ve gerçek demokrasi de bu oluyor işte…
* * *
Nilüfer Belediyesi’nin, Bursa’daki hemşeri derneklerinin katılımıyla hayata geçireceği “Anadolu Arastası” projesinden ötürü de heyecanlandığımı ifade etmeliyim. Balat’ta 163 dönüm alan üzerinde kurulacak arasta hayat bulduğunda çok ilgi göreceği kanaatindeyim.
Projenin detaylarına biraz bakacak olursak, yapılar, 7 coğrafi bölge ile Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Asya’ya özgü mimaride olacakmış.
Bursa Kültür turizmi için de iyi bir sermaye olacak bu projenin desteklenmesi gerek…
* * *
Nilüfer Belediyesi’nin pek çok projesi var. Bunlardan biri de, toplantının yapıldığı Konak Mahallesi’ndeki olimpik yüzme havuzu tesisleri…
Peki ya para?
Geçen dönem belediyeler su gibi harcadı. Bozbey ve belediyesi, Ankara’ya göre yine muhalefetteydi. Belki değişen bir şey yoktu ama geçen bir yılda durum neydi?
“4 lira istiyoruz 1 lira çıkıyor!” diyor Bozbey ve belediyelere kaynak aktarımı konusunda adaletsizlik yapıldığını öne sürüyor.
At yarışlarından elde ettikleri gelir kesilmiş, mahkemeden dönen elektrik tüketim payından ötürü geçen yıl 6 milyon kayıpları olmuş…
Ama bunları şikayet babında söylemiyormuş!
Halk gerçekleri bilsin diyeymiş!